Sayfalar

1 Ekim 2019 Salı

HİNDİSTAN REHBERİ (GENEL BİLGİLER)

Namaste

Namaste’ diyerek açalım bu seferki yazımızı. ‘Namaste’ aslında bir selamlaşma şekli, kabaca ‘merhaba’ ve ‘hoşçakal’ demek. Bunun dışında ‘senin önünde saygıyla eğiliyorum’, ‘içimdeki Öz, içindeki Öz’ü selamlar’, ‘ruhum, ruhunu onurlandırır’ gibi anlamlara da geliyor. Basit bir selamında bile bu kadar derin anlam yüklü olan bambaşka bir memlekete misafir etmek istiyorum sizi, Hindistan’a. Garipliklerin ve zıtlıkların ülkesine. Hindistan’a gideceğimizi duyunca sakın ‘ne işiniz var orada, başka yer mi bulamadınız?’ gibi eleştirilerle gelmeyin bize. İçinizde birazcık da olsa gezgin ruhu varsa (dikkat ederseniz turist demiyorum gezgin diyorum, çünkü Hindistan tam bir gezgin yeri), az da olsa farklı kültürlere merak duyuyorsanız Hindistan’dan daha iyi bir rota bulabileceğinizi sanmıyorum. 

Hintliler geleneklerine inanılmaz bağlılar. Koskoca Hindistan'da kadınların geleneksel kıyafeti olan Sari dışında bir şey giyinen Hintli kadın görmedik diyebilirim. Her yerde rengarenk ve birbirinden güzel desenleriyle uçuşan Sarileri görmek Hindistan'a çok otantik bir hava katıyor. Bu arada Hintliler inanılmaz sıcak insanlar. Birileri ile fotoğraf çektirmek isterseniz hemen aralarına kabul ediyorlar. Hatta fotoğraf için onlar size geliyorlar. Gezinirken illa ki birileri size usulca yanaşıp 'selfie please?' diye soruyor. Ya da küçük çocukları varsa onları hemen kucağınıza tutuşturup poz vermenizi istiyorlar. Bu durum bir ara öyle bir hal aldı ki ilgiden kendimizi Madonna falan zannetmeye başladık,koltuklarımız kabardı, yürüyüşümüz değişti resmen. Hindistan'ın yabancısı olduğumuz o kadar belli ki sanırım biz de onlara bu halimizle değişik geliyoruz, o yüzden fotoğraflamak istiyorlar. Valla gururumuz okşanmadı, hoşumuza gitmedi desem yalan olur. Sadece bazı yerlerde ergen Hint delikanlıları size sarılıp poz vermek isteyebiliyor, o durum sinir bozucu olabiliyor ama genel olarak sorun yaşanmıyor. Dünya'nın bir çok yerini gezip de sadece Hintlilerin içimizdeki bu star ışığını farketmeleri bizi çok mutlu etti açıkçası, Teşekkürler Hindistan :p

Yukarıda bahsettim biraz; Sari Hint kadınlarının geleneksel kıyafetidir. İpek ya da pamuklu kumaştan yapılan 5-6 metrelik tek bir kumaş parçası aslında. İnanılmaz güzel desenleri ve renkleri var. Özel bir bağlanma şekli var. Bağlamada her hangi bir iğne, çengel falan kullanılmıyor. Hint kadınları sarinin altına genellikle sarileri ile aynı renkte, yarım kollu, göbeği açık, badi gibi bir şey giyiniyorlar. Giyinince daha iyi farkediyorsunuz, inanılmaz rahat bir giysi. Hindistan'da sokak satıcılarından, lüks mağazalara kadar her yerde, her çeşit ve kalitede sari bulabilirsiniz. 

Hindistan doğal güzellikleriyle, mimarisiyle, tarihiyle, milyarlık nüfusuyla, renkleriyle, mutfağıyla, yaşantısıyla ve birbirinden farklı dini inanışlarıyla tam bir kültür şöleni sunuyor size. Dünya’nın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz gariplikleri emin olun Hindistan’da göreceksiniz. Hatta seyahat  süreniz uzadıkça karşılaştığınız tuhaflıkları artık sorgulamamaya başlayacaksınız, en sonunda da ‘burası Hindistan, olur bu kadar’ deyip geçmeyi öğreneceksiniz. Ancak Hindistan size sunduğu bu güzelliklere karşın kimi zaman sınırlarınızı da zorlayabilir. Yani Hindistan’a gitmek bir akşam evde otururken ucuza bulduğunuz uçak bileti ile çantanızı sırtınıza atıp Avrupa’ya gitmeye benzemez. Öncelikle Hindistan’a seyahat planlarken aşmanız gereken iki büyük problem var; biri temizlik diğeri ise güvenlik. Örneğin; Avrupa’da beş yıldızlı otelde de sıradan bir pansiyonda da kalsanız iyi kötü bir standardı vardır ve gitmeden neyle karşılaşacağınızı az çok tahmin edebilirsiniz. Ancak Hindistan biraz farklı. Dünyaca ünlü beş yıldızlı lüks otellerin yanında kalitesi daha düşük, temizlik ve hizmet bakımından çok fazla beklentiye girilmemesi gereken oteller ve pansiyonlar da fazlasıyla mevcut. Hindistan Avrupa gibi konaklamanın çok pahalı olduğu bir ülke değil. Ortalama bir fiyata beş yıldızlı lüks otelde konaklanabilir. Bana kalırsa Hindistan konaklamada cimriliğe kaçılacak bir yer değil. Üç beş fazla verip şöyle merkezi, eli yüzü düzgün, sabah kahvaltısının ve akşam yemeğinin dahil olduğu bir otelde konaklarsanız temizlik olayını kafanıza takmanıza gerek kalmaz, her anlamda rahat edersiniz. 
Yine Hindistan’da yeme içme de problem yaratabilir. Çünkü başka ülkelerdeki gibi şu restoran olmazsa ötekinde yerim durumu yok burada maalesef. Gezintiniz boyunca karşınıza çıkan restoranlar çok iç açıcı değil, sokak satıcılarından bir şey alıp yemek zaten mümkün değil. Bu nedenle aldığınız otelde kahvaltı ve akşam yemeklerinin olmasına özellikle dikkat edin. Çünkü çok büyük ihtimalle otelinizin dışında bir yerde yemek yemeyeceksiniz. İkinci problem ise güvenlik demiştik. Hindistan ne acıdır ki fakiri bol bir ülke. Sizi de Dünya’nın bir ucuna gezmeye gelip para saçacak kadar varlıklı insanlar olarak görebilirler. Bu durum kimi yerlerde sıkıntı yaratabilir. Dolayısıyla hava karardıktan sonra çok da ara sokaklara girmemek lazım. Bana kalırsa hava aydınlıkken de çok her yere girip çıkmamalı. Bu ülkede gezerken ekstra dikkatli olmak gerekiyor. 
Biz ise bu iki hayati meseleyi farklı bir yola başvurarak çözdük. Daha önce hiç yapmadığımız bir şeyi yapıp Hindistan’a turla gittik. ETS Tur’un Hindistan’da Jaipur-Agra-Delhi’yi kapsayan 6 günlük Ramazan Bayramı paketini aldık. Her ayrıntıyı tek tek uğraşıp planlamaktan ve tek takılmaktan hoşlandığımız için şimdiye kadar tur olayına pek sıcak bakmıyorduk. Ancak Hindistan’da tek değil de grup şeklinde bilen biri tarafından gezdirilmenin daha güvenli olacağını düşündüğümüzden bu sefer de böyle yapalım dedik. Ne yalan söyleyeyim giderken bu kadar memnun kalacağımı hiç düşünmemiştim. Şansımıza harika bir rehbere ve gruba denk geldik. Rehberimiz Müge Hanım daha önce bir süre Hindistan’da yaşamış, Hint kültürüne oldukça hakim biriydi. Bizi sadece gezdirmekle kalmadı, Hindistan’ı sevmemizi de sağladı. Döndüğümden beri deli gibi Hindistan’ı anlatan kitaplar okumamın da sebebidir ayrıca. Kendisine buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. 

Maalesef Hindistan'da sokaklarda, çadırlarda yaşayan çok fazla insan var. Otobüste seyahat halindeyken fotoğraflarını çok çekemedim ama yol boyunca sıra sıra barakalar ve çadırlar diziliyordu. Gerçekten de Hindistan'ın en büyük problemi gelir dağılımındaki adaletsizlik. Aslına bakarsanız her yıl yayınlanan Dünya'nın en zenginleri listesinde bolca Hintli bulunuyor. Ama bir yandan da insanları böyle çoluk çocuk sokaklarda yaşarken görmek çok tuhaf. Ama dedik ya burası Hindistan, olur böyle şeyler. 


Rengarenk Hindistan. Fotoğrafı görünce aklıma geldi, güvenlik nedeniyle Hindistan'da çantanızı hep önünüzde taşıyın.

Hindistan üzerine çok şey yazılacak, anlatılacak bir ülke. Ben size bu yazımda, gördüğümüz şeyleri yani genel olarak Hindistan’ı anlatacağım. Hindistan'da sizi neler beliyor gitmeden kabaca bir görün istiyorum. Başka bir yazımda da Hindistan’da gezilecek yerlerden bahsedeceğim. Böylece okurken çok sıkılmamış olursunuz. Biz gezerken çok zevk aldık, umarım sizler de okurken zevk alır, faydalanırsınız. 

Vize
Öncelikle vizeden bahsedelim. Hindistan hem bordo hem de yeşil pasaporta vize istiyor. Vize için Hindistan Konsolosluğunun web sitesinden online başvuru yapmanız gerekiyor. Başvuru kağıdınızın çıktısını ve istenen bir kaç belgeyi alıp randevu aldığınız tarihte Hindistan Konsolosluğu’nda hazır bulunmalısınız. Hindistan vizesi ücreti olan 103 USD ‘yi bankaya yatırmıyorsunuz, Konsolosluğa gittiğiniz zaman elden teslim ediyorsunuz. Eğer tüm belgeleriniz tamsa, herhangi bir engeliniz yoksa vizeniz aynı gün içerisinde pasaportunuza basılıyor. Ancak pasaportu kargoya vermiyorlar. Ya sizin ya da bir yakınınızın gidip konsolosluktan teslim alması gerekiyor. Hindistan’a gitmeye ilk niyetlendiğimizde vize için uğraşmaktan ölesiye nefret ettiğimizden, bir anda ‘acaba vazgeçsek mi?’ soruları kafamızda belirmeye başlamıştı. Medeniyette, uygarlıkta çığır açmış Avrupa ülkeleri bile yeşil pasaporta vize istemezlerken 1,5 milyar nüfuslu Hindistan’ın bu kadar uğraştırması beni biraz sinir etmişti açıkçası. Neyse ki Hindistan merakı ağır bastı da vize olayını hallettik. Yalnız konsolosluk çalışanları, güvenliğinden işlemlerimizi yapan görevlilere kadar, hepsi de o kadar iyi ve yardım severlerdi ki anlatamam. Avrupa, Amerika konsolosluklarında gördüğümüz şu kasılmaktan konuşamayan, nasıl daha uyuz olabilirim diye yaratıcılıklarını zorlayan tiplerden eser yoktu. Hayatımda ilk kez bir konsolosluktan bu kadar rahat ve mutlu ayrıldım. Hindistan daha gitmeden sempatimizi kazandı açıkçası.

Hintliler çok tatlı, çok sıcak insanlar. 


Genel Bilgiler

Hindistan Güney Asya’da bulunan, 29 eyalet ve 7 birlik bölgesinden oluşan bir Federal Cumhuriyet. Başkenti Delhi. Yüzölçümü Türkiye’nin yaklaşık 4-5 katı. 1.4 milyar nüfusu ile Çin’den sonra Dünya’nın 2. büyük nüfusu. Ancak Hintliler inançlarından ötürü nüfus planlamasına yanaşmadıkları için ilerleyen yıllarda Hindistan’ın Çin nüfusunu geçmesi bekleniyor. Hindistan’da toplamda 400’e varan dil ve lehçe var. Üstelik bu diller arasında büyük farklılıklar da olabiliyor. Yani ülkenin kuzeyinde yaşayan biri güneyinde yaşayan birinin konuştuğunu anlamayabiliyormuş. Bu dil çeşitliliğinde Hindistan’da tanınmış 21 adet, resmi olarak kabul edilmiş 2 adet dil var. Hintçe ve İngilizce ülkede kabul edilen iki resmi dil. Biz hep turistik bölgelerde gezdiğimiz için dil açısından hiç sorun yaşamadık, hemen herkes ingilizce biliyordu. Ancak ülkenin kırsalında durum nasıldır bilmiyorum. 

Hindistan

Hindistan trafiğini anlatmaya cümleler, paragraflar yetmez. O nedenle şöyle güzel bir fotoğraf koyayım, belki daha iyi anlaşılır dedim ama maalesef çok da istediğim gibi bir kare yakalayamadığımı farkettim. Otobüsten çekebildiklerim çok iyi değiller maalesef. Ama Hindistan'da trafiğin tam bir kaos olduğunu söyleyebilirim size. Aslında Hindistan'daki şeyin trafik olduğunu söyleyemeyiz. Trafik belirli bir düzenin, belirli kuralların olduğu bir şeydir sonuçta. Ancak burada böyle bir durumdan bahsetmek pek de mümkün değil. Benim gördüğüm kadarıyla Hindistan'da trafiğin tanımını; motorlu/motorsuz taşıtların veya yayaların, bir yerden bir yere gidebilmek için var olan yolda kendilerine yer açıp ilerleme çabası olarak yapabiliriz. Düzen tesis edilebilmesi için koyulmuş kurallar yok, ya da var da kimsenin salladığı yok. Kırmızı ışıkta duran, sallamayıp geçen, sağdan gelen, soldan giden, U dönüşü yapan, aradan yürümeye çalışan... Bir de bunlar yetmezmiş gibi hoop ortaya en kutsalından bir inek. Alın size tam bir karmaşa. Hayır her şeyi anladım da bu memlekette neden bu kadar korna çalınıyor onu anlamadım. Hani bizim burada korna çalmak neredeyse küfürle eşdeğerdir ya. Hindistan'da bu durum tam tersi, korna çalmak şoförler arasında ayrı bir dil sanki. Ama o kadar çok korna çalan var ki, artık kim neye çalıyor çok da anlayamıyorsunuz.  


Dikkat!! Karşınıza her an bir fil, inek, maymun ya da başka bir hayvan çıkabilir.


Şaka gibi ama gerçekten de tüm araçların arkasında 'Horn Please' yazıyor. Korna konusunda bu kadar hassas Hintliler. Sonradan öğrendik ki Hintli şoförler dikiz aynalarını neredeyse hiç kullanmazlarmış. Özellikle sağa sola dönüşlerini uyarı amaçlı çalınan korna sesleri sayesinde yaparlarmış. Bu nedenle de bu önemli eylemi bir de arabalarına yazarak arkadaki araç şoförüne hatırlatma gereği duyarlarmış. Dedik ya Hindistan ilginç memleket. 


Hindistan'ın yolları da çok kötü. Kısa mesafelerde sorun olmuyor ama uzun yolculuklarda çukurlara denk geldikçe hoplayıp zıplamaktan yorgun düşebiliyorsunuz. 

İklim

Hindistan’ın kuzey kesimlerinde karasal iklim, güney kesimlerinde ise sıcak tropikal iklim hakim. Hindistan’da yaz Nisan’da başlayıp Ekim’e kadar devam eder. Yalnız Hindistan’ın yazı korkunçtur haberiniz olsun. Bizzat yaşadım test ettim oradan biliyorum. Biz Haziran ayında yani yazın ortasında gittik ve daha önce hiçbir yerde görmediğimiz kadar sıcak, kuru ve boğucu bir hava ile karşılaştık. Sıcak özellikle de öğlen saatlerinde dayanılmaz oluyordu. Asfalttan yansıyan sıcak bacaklarımızı yaktı resmen. Otobüste suratımı klimaya dayayarak oturuyordum. Aklıma geldikçe hala bir tuhaf oluyorum. Yani kısacası yaz aylarında Hindistan’a adımınızı bile atmayın, pişman olursunuz. Temmuz ayında ise muson yağmurları başlar, ülkeyi sel kıyamet götürür. Temmuzda da gitmeyin. ‘Peki ne zaman gidelim?’ dediğinizi duyar gibiyim. Hindistan’ı ziyaret etmek için en uygun dönem Eylül-Şubat arası. Bu tarihler arasında hava sıcaklıkları çok daha tolere edilebilir düzeyde oluyor.




Fotoğrafta gördüğünüz Banyan Ağacı yani Hint İnciri. Fotoğrafı biraz yakınlaştırıp bakarsanız ağacın köklerinin yukarıdan aşağı doğru büyüdüğünü görebilirsiniz. Kökler uzayıp da toprağa ulaştığında yeni gövdeler oluşuyor. Böylece ağacın ana gövdesi çürüse bile bir çok yan gövdeden beslendiği için çok uzun yıllar ayakta kalabiliyor. Bu nedenle Ölümsüzlük Ağacı ya da Yaşam ağacı olarak da biliniyor. Yine Budist inancına göre Buda Banyan ağacının altında meditasyon yaparmış. Bu nedenle Banyan ağacı Budistler tarafında da kutsal kabul ediliyor.


Hinduizm
Gelelim Din meselesine. Hindistan’da din apayrı bir olay. Bir kere şunu söyleyelim Hindistan’da din bir hayat tarzıdır. Hintlilerin bütün gelenekleri, günlük yaşantıları, eğitimleri, devlet politikaları yani hemen her şeyleri dinin etkisi altındadır. Ülkenin %80’i Hinduizm’e inanıyor. Hinduizm deyip geçmeyin, Dünya’da (İslamiyet ve Hristiyanlıktan sonra) en yaygın 3. din. Bunun dışında Hindistan’da %15 müslüman, %2-3 civarında da Hristiyan bulunuyor. Az da olsa Budist, Janizm gibi dinler de var. Bir de Hindistan’da bolca göreceğiniz Sihler var. Sihlerden özellikle bahsediyorum çünkü bunlar görünce en kolay tanıyacağınız grup. Sihler'de saç sakal uzatma zorunluluğu var. Uzun saçlarını başlarına taktıkları renkli türbanın içerisinde saklıyorlar. Bazılarının sakalları o kadar uzun ki çenelerinin altında topluyorlar. Yani bu grubu görüp de tanımamak mümkün değil. Sihizm yaklaşık 500 yıl önce Kast sistemine bir tepki olarak doğmuş. İslamiyet ve Hinduizm’den fazlasıyla izler taşıyor. Ancak Hinduizm'den farklı olarak, Kast Sistemini kesinlikle kabul etmiyorlar. Gurdvara denen tapınaklarında ibadet ediyorlar. Gurdvara’lar herkese açık, siz de gidip görebilirsiniz. Yalnız ibadethanelerine girerken ayakkabıların çıkarılmasını ve kadın erkek herkesin başını örtmesini istiyorlar. Hindistan’da yaklaşık 20 milyon Sih var.

Dediğim gibi Sihler Hindistan'da en kolay tanıyacağınız grup. Upuzun saçlarını başlarına taktıkları bu türbanların altında saklıyorlar. (Görsel internetten alınmıştır)

Burası bir Sih tapınağı. Sihler bu sunağın önüne geçip secde eder gibi eğiliyorlar. Gittiğimiz tapınaktaki Sih'ler çok misafirperver ve naziklerdi. Siz de onların bu iyi niyetini suistimal etmeyin bence, yani onlar ibadet ederken fotoğraflamayın. Kutsal bir şeye saygısızlık etmişsiniz gibi algılanabilir. Bu arada Hindistan'daki hiçbir tapınağa ayakkabı ile giremiyorsunuz. Bu nedenle ne olur ne olmaz çantanızda (yerler kirli olabileceğinden yalınayak basmamak için) yedek bir çorap ve ayakkabılarınızı içine koymak için bir poşet bulundurmanızda fayda var. Ancak maalesef bazı noktalarda ayakkabılarınızı poşette ya da çantada da içeri sokmanıza izin vermiyorlar. Bu durumda eğer grup halindeyseniz tapınağın dışında bir görevli tüm gruptaki ayakkabıları bir çuvala koyup sizin için saklıyor Geri geldiğinizde de ayakkabılarınızı giyinip gidiyorsunuz. Ama böyle bir imkan yoksa, siz de büyük bir cesaret örneği gösterip ayakkabınızı dışarıda başıboş bıraktıysanız o zaman büyük ihtimalle o günün geri kalanını yalın ayak geçireceksiniz demektir. Kıyafet konusuna gelince; tapınak gezisi yapacağınız gün uzun kollu uzun paçalı bir şeyler giymenizde fayda var. Girişte üzerinizdekilerini uygun bulmadıklarında giymeniz için bir şeyler veriyorlar ama o verilen şeyler de genellikle çok kirli oluyor.

Sih tapınağına girerken başınıza örtmeniz için böyle bir şey veriyorlar. Komik mi görünüyoruz ne..

Gelelim Hinduizm’e. Hinduizm bilinen en eski dinlerden biri, 5000 yıllık bir tarihi olduğu söyleniyor. Felsefesi olan bir din, birkaç satırda özetlemek mümkün değil ama biz yine de kabaca bahsedelim. Hinduizm’in bir kurucusu ya da kutsal bir kitabı yok, ‘Veda’ adı verilen kutsal metinleri var. Bu dinde tek bir tanrı inancı yok, yüzlerce hatta binlerce tanrıları var. Hindistan’ı gezerken karşınıza  en çok çıkacak olan tanrıları söyleyeyim; 
  • Brahma; Tüm evrenin yaratıcısıdır. Sadece Dünya’daki canlıların değil tüm Tanrıların da yaratıcısıdır. 
  • Vishnu; Evrenin koruyucusudur. Dünya ne zaman dara düşse farklı şekillerde gelip kurtarır.
  • Shiva; Yıkıcı ve yokedici tanrıdır. İki gözünün arasında üçüncü bir göz bulunur. Birşeyi yok edeceği zaman üçüncü gözünü açıp yok eder. 
  • Ganeşa; fil başlı tanrıdır. Tanrı Shiva ve Parvati’nin oğludur. Bilgiyi, aklı ve irfanı temsil eder. Engelleri ortadan kaldıran, şans getiren tanrıdır. Hatta Hindular bir işe başlamadan ‘Şri Ganeşa Nama’ yani ‘Ganeşa’nın adıyla’ diyerek başlarlar. Hinduizm dininin koruyucusu ve bekçisi olarak da kabul edilir. Ganeşa ile ilgili bir efsane benim çok hoşuma gitmişti, size de anlatayım. İnanışa göre Shiva ve Parvati’nin Ganeşa adında toprak ve çamurdan yaratılan bir oğulları olmuş. Yalnız yaratılış sırasında Shiva orada değilmiş. Shiva bir gün döndüğünde Ganeşa ile karşılaşmış. Başta kendi oğlu olduğuna inanmamış ve kızıp başını yok etmiş. Daha sonra Parvati, Ganeşa’nın kendi oğlu olduğunu söyleyince Shiva en yakındaki filin kafasını kesip Ganeşa’nın başına koymuş. Ve böylece oğullarını yeniden yaratmış.
  • Hanuman; vücudu insan başı maymun olan dağ gibi iri yarı ve çok çevik bir tanrıdır. İnanışa göre Hanuman’ın maymunlardan oluşan bir ordusu varmış. Bu nedenle maymunlar Hindistan’da torpilli hayvanlardan. Hemen her yerde maymunlar var ve kimse de ilişmiyor. 
Brahma, Vishnu ve Shiva Hindu geleneğine göre 'Trimurti' yi oluşturur. Trimurti sözcüğü 'üç yüzlü ilah' anlamına gelir. Yani üç ayrı fonksiyonu olan tek bir tanrı söz konusudur; Brahma olarak yaratır, Vishnu olarak hükmeder, Shiva olarak da yok eder.

Benim en sevdiğim; Ganeşa

Ve Hanuman..

Dediğim gibi binlerce tanrı var ama en çok duyacaklarınız, tapınaklarda, hediyelikçilerde görecekleriniz bunlar. Tabii bunların her birinin mitolojik anlamları, efsaneleri, felsefeleri var ancak oldukça uzun ve karışık. Hindistan’da bu tanrıların dışında tapınaklarda, mimari yapılarda, tanrıların üzerinde ya da karşılaştığınız insanların kollarında boyunlarında bir çok sembol göreceksiniz. Biraz da bu sembollerden bahsetmek istiyorum. 

Aum; yoga yapanlar bu sembolü iyi bilir. En kutsal Hindu mantralarından biridir. Aum sesi, A-Vishnu, U-Brahma, M-Shiva’yı temsil eder. Yani Aum ile Trimurti’yi oluşturan Brahma, Vishnu ve Shiva’ya yakarılır. Yine Aum sesi, evrenin sesini temsil eder. Bu nedenle tüm enerjilerin dengeleyicisi, en güçlü ve en etkili sestir. 


Svastika; Hindistan’da bir çok yerde göreceğiniz bu gamalı haçın Nazi sembolü ile hiçbir ilgisi yok. Hindistanda bu Güneş sembolü olarak kullanılır. Dört yana salınmış kollar tüm evreni simgeliyor. 

Ve Lotus çiçeği; lotus çiçeği Hintliler için çok önemli. Lotus çiçeğinin en önemli özelliği bataklık yerlerde yetişmesine rağmen çok güzel çiçekler açması ve kendini temizleyebilme özelliğine sahip tek çiçek türü olmasıdır. Bu özelliğinden dolayı Hinduizm’de saflığı, güzelliği, sonsuzluğu ve kutsallığı temsil ediyor. Hindistanda bir çok yapının ve bir çok tanrı figürünün üzerinde bu sembolü göreceksiniz. 

Hepimizin bildiği gibi Hinduizm’de reenkarnasyon inancı var. Şöyle anlatayım Hinduizm’de Dharma denilen bir kavram var. Yani buna göre her insanın dünyaya bir geliş sebebi ve mutlaka yapması gereken şeyler vardır. Dharmasını tamamlayan, ruhu olgunlaşan insan hayat döngüsünden çıkarak Mokşa’ya yani özgürlüğe ulaşır ve Brahman ile bütünleşir. İşte Hinduizm’e göre Mokşa’ya varana kadar insan döngüsel olarak tekrar tekrar dünyaya gelir. Buna da reenkarnasyon deniyor. Olgunlaşan ruhlar döngüden çıkarken, olgunlaşmayan yani Mokşa’ya ulaşamayan ruhlar tekrar dünyaya geliyor. Biliyorum biraz karışık oldu ama kabaca mantığını anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bunlar Hinduizm’in temelleri ve Hindistan’ı anlamak için en azından bunları bilmek gerekiyor. Reenkarnasyonun üzerinde özellikle durmak istedim çünkü Hint toplumunun yapısı üzerinde herşeyden fazla etkisi olduğunu düşünüyorum. Mesela çok fakir, çok kötü hayat şartları olan bir Hinduysanız önceki hayatınızda çok büyük bir kötülük yaptığınıza inanılıyor. Şu anda da bunun cezasını çekip ruhunuzu olgunluğa eriştirmek için dünyadasınız. Cezanız bitince diğer hayatınızda belki de bir prens olarak dünyaya geleceksiniz. İşte bu kısım kilit nokta. Hindistan’ı gezdikçe gördüğünüz fakirlik karşısında hayrete düşeceksiniz. Ama bence hayret edilmesi gereken şey bu değil. Asıl hayret edilmesi gereken şey bu kadar yoksulluğa karşılık bu büyük nüfusun nasıl olup da ayaklanmadığı? Nasıl herkesin suspus olup kaderine razı geldiği? İşte bu sorunun cevabı anlattığım inanışta saklı. O fakir insanlar önceki hayatlarında yaptıkları bir kötülükten dolayı ceza çektiklerine ve sonrasında çok daha iyi şartlarda dünyaya geleceklerine inanıyorlar. Bu nedenle bir Allah’ın kulu da çıkıp demiyor ki bizim bu halimiz ne? Yani kısacası koskocaman bir nüfus, ayaklanmasın diye reenkarnasyon inancıyla uyutuluyor gibi geldi bana. Çünkü inanç dışında başka bir şeyle bu kadar insanı mümkün değil susturamazsınız. 

Bir Hindu tapınağına gitmeden, Hinduların nasıl ibadet ettiklerini görmeden Hindistan'a gitmiş sayılmazsınız. Burası da bir Hindu Tapınağı. Ön tarafta perde ile kapalı bir sunağın olduğu geniş bir platform var. Ayin perde açılınca başlayacak. Ama öncesinde insanlar toplanmış ilahi gibi birşeyler söyleyip dua ediyorlar. Dediğim gibi Hintliler çok sıcakkanlı insanlar. Mesela şu önde dans eden teyze gelip bize sarıldı, bizi ortaya alarak dans etti, sarılıp fotoğraf çekindik. En sonunda da yanağımıza kocaman bir öpücük kondurarak yine dans ede ede yanımızdan ayrıldı. Burada hatırlatmak istediğim bir şey var. Genel olarak Hindistan'da giyim kuşam konusunda sıkıntı yaşamadık ancak biz hep otobüste toplulukla hareket ettik. Tek başınıza dolaşsanız sorun yaşar mısınız bilemiyorum. Ancak tapınak gezisi yapacağınız gün uzun paçalı, uzun kollu bir şeyler giyinmeye özen gösterin. Nasıl bizde Camiye ya da Vatikan'da bazilikaya kısacık şort ve askılı ile girmek doğru değilse Hindu tapınağında da bu hoş karşılanmıyor. Gerçi ben o gün tapınağa gideceğimizi bilmediğimden diz hizasında bir şortla gitmiştim, kimse de bir şey dememişti. Ama yine de dikkat etmekte fayda var. 


Ve perde açılıyor..


Bazı Hindular perdenin açılmasıyla, hazırlamış oldukları hediyeleri tanrılara sunup dua ediyorlar. 


Büyük Hindu tapınaklarının yanında hemen her yerde böyle küçük tapınaklar da karşınıza çıkıyor.


Bir de şu meşhur inek meselesi var. Hemen söylemek istiyorum ki Hintliler ineğe falan tapmıyorlar, sadece kutsal kabul ediyorlar, saygı duyuyorlar. Aslına bakarsanız Hintliler sadece ineğe değil bütün hayvanlara karşı saygılılar. Ancak ineklerle olan ilişkileri gerçekten de ilginç. Mesela o korkunç trafiğin ortasında bir inek var ve trafiğe engel oluyor diyelim. Bu drumda ineğin kenarından yamacından kendinize yol bulup geçmek zorundasınız. Çünkü mümkün değil o ineğe kimse ilişmiyor, trafiğin ortasından çekip almıyor. İnekler öylesine özgürler. Ancak inek deyince de böyle besili kocaman montofon inekler gelmesin aklınıza. Hepsi de cılız, hastalıklı gibi görünen, bişeyler bulup da yemek için çöplük çöplük dolaşan inekler. Hindistan’daki yoksulluk inekleri de etkilemiş yani.  Dedim ya Hintliler ilginç insanlar; açlıktan ölseler bile inançlarına karşı gelip de başıboş gezen inekleri kesip yemiyorlar. Tabi bunda ineğe zarar vermenin 7-10 yıl arasında hapis cezası olmasının da etkisi var. Ancak inekler ölünce kutsallıkları da kayboluyor.Bir kenara atılıyorlar, üzerlerinde sinekler uçuşuyor.

İnekler trafikte sıklıkla karşınıza çıkıyorlar. 

İnekler çok zayıf ve bakımsızlar. Hemen hepsi çöplüklerden besleniyor.

Hindistan'da torpilli hayvanlardan biri de maymunlar. Bankların üzerinde, tapınakların içinde, çöplerin arasında, kısaca her yerde karşınıza çıkabilirler. Yalnız bu hayvanlara çok yaklaşmamak, rahatsız etmemek gerek, üstünüze atlayabilirler. 


Hindistan'da gezdiğiniz her yerde özellikle geleneksel kıyafetler giymiş Hintliler ile fotoğraf çekilebilirsiniz. Sıcakkanlı insanlar oldukları için bu durumu gayet sempatik karşılıyorlar. Ancak fotoğraf çekindiğiniz insanlara az da olsa bahşiş verseniz güzel olur, onlar da açıkça istiyorlar zaten. Bu durum yazılı bir kural değil sonuçta, vermeseniz de kimsenin size bir şey yapacağı yok ama o insanların buna gerçekten de ihtiyaçları olduğunu unutmayın. 

Kast Sistemi
Tarih boyunca bir çok toplulukta sınıfsal ayrılıklar olmuştur. Ancak hiç biri Hindistan’daki Kast Sistemi kadar acımasız değildir herhalde. Aslına bakarsanız Kast Sistemi’nde sınıf ayrımı çok öncelerden sadece ten rengine göre yapılırmış. Ten renginiz ne kadar açıksa o kadar üst sınıfa mensup olurmuşsunuz. Ancak zaman içerisinde değişikliğe uğramış. Kast Sistemi 1975 yılında resmi olarak kaldırılmış olmasına rağmen özellikle kırsal kesimlerde hala varlığını hissettiriyor. Klasik tanım olarak Kast Sistemi; endogami yani akraba evliliği ile karakterize edilen sosyal tabakalaşmanın bir formudur. Kast Sistemine göre doğuştan gelen belli başlı 4 ana tabaka yani Varna vardır;
  • Brahmanlar; en üst sınıftır. Kutsal Veda’ları okuyan, yorumlayan kişilerdir. Bilginler ve Rahipler bu sınıfta yer alırlar. 
  • Kshatriyalar; önemli asker ve yöneticilerden oluşur. Din adamlarını korumak ve dine hizmet etmekle görevlidirler. Bir çok yönetici ve önemli komutan bu sınıfa mensuptur. 
  • Vaishyalar; üretim işlerinden sorumlu olan tüccarlar ve çiftçilerdir. 
  • Sudralar; Görevleri diğer üç sınıfa hizmet etmek olan işçiler ve kölelerdir. Genel olarak köylülerin oluşturduğu sınıftır. 
Bunların dışında bir de Kast Sistemi’ne dahil bile edilmeyen Dokunulmazlar yani Paryalar var ki durumları tam anlamıyla içler acısı. Paryalar insanlığın en aşağı tabakası olarak kabul edilirler ve hiçbir hakları yoktur. Hindular’ın kutsal metni olan Manu Yasalarına göre Paryalar’a bir çok yasak uygulanıyor. Paryalar köy ve kasabaların dışında oturmak zorundalar, sadece ölülerden geriye kalan kıyafetleri giyebilirler, Kast Sistemi içerisindeki hiç kimseye dokunamazlar, Kimsesizlerin cenazelerini kaldırırlar, Kast Sistemi içerisindeki insanların yapmak istemedikleri ‘Pis’ işleri yapmakla yükümlüdürler. Bunlar uygulanan yasaklardan bazıları. Bunlar gibi daha onlarcası var. Koskoca Dünya’da Parya’lar kadar zulüm gören başka bir grup yoktur herhalde. 
Bunların dışında Kast Sistemi’nin kendi içerisinde kısıtlamaları da var. Mesela, her Hindu kendi Kastında doğar ve ölür. Yani Kastlar arası geçiş söz konusu değildir. Herkes kendi Kastından evlilik yapmak zorundadır. Yine bir Hindu kendisinden alt sınıf biriyle aynı sofraya oturamaz, Alt Kasttan birinin pişirdiği yemeği de yiyemez. Meslekler babadan oğula geçer. Bunlar gibi daha bir çok kural var. 

Hindistan dışında dünyanın her yerinde garip sayılacak bir otobüs yolculuğu..


Hintliler inanılmaz derecede astrolojiye düşkünler. Hayatlarındaki önemli karaları alırken (özellikle de evlilik) mutlaka astrolojiye başvuruyorlar. Neredeyse her köşe başında el falı ya da yıldızlama bakan birileri var. Resmini gördüğünüz şey ise Atatürk’e hediye edilmiş bir seccade. Bu seccadenin hikayesi şu; 1930’lu yıllarda Hindistan başkanı Atatürk’e bir hediye vermek istemiş, bunun için de Kahinini görevlendirmiş. Kahin de hediye olarak bir halı dokutmuş. Bu halının üzerinde Atatürk’ün beyin ölümü saati olan 09.07’yi gösteren bir saat ve 10 tane Kasım çiçeğinden oluşan bir desen var. 

Güvenlik ve Temizlik
Hindistan meraklılarını bu seyahati planlamaktan alıkoyan en önemli iki sebeptir. Seyahatimizden döndüğümüzde de istisnasız herkesin ilk sorduğu soru ‘çok mu kirliydi?’ ya da ‘rahat gezebildiniz mi?’ idi. Yazımın başında da bahsetmiştim, biz bu sorunları Hindistan’a tur ile giderek aştık. Ama bağımsız gitmeyi planlayanlar için bu konuyu biraz açayım. 
Hindistan kirli, pis bir ülke mi? Evet bence kirli. Yeni Delhi’de üst düzey bürokratların yaşadığı villalarla dolu bölgeler gibi lüks ve temiz yerler de var. Ama o noktalardan uzaklaştıkça sokaklarda çadırlar, çöp yığınları, sokak ortasında yatan, banyo yapan, diş fırçalayan insanlar, başıboş inekler, kısacası kaos başlıyor. Gitmeden okuduğum yazılarda neredeyse ‘poponuzu bile yıkamayın yoksa mikrop kaparsınız’ dozuna varan şeyler yazıyordu. Sanırım bu durum biraz da konakladığınız yerle alakalı. Biz gittiğimiz üç şehirde de beş yıldızlı, turistin bol olduğu çok güzel otellerde konakladık, hiç de sorun yaşamadık. Bu tür büyük otellerde konaklıyorsanız temizlik bakımından sorun yaşayacağınızı sanmam. Ancak daha alt seviyeli yerlerde biraz daha tedbirli davranabilirsiniz. Bu noktada naçizane birkaç önerim olacak;
  • Hindistan’da nerede konaklarsanız konaklayın, asla musluk suyu içmeyin.
  • Bence dişlerinizi musluk suyu ile değil de varsa kapalı şişe su ile fırçalayın.
  • Hindistan sınırları içerisinde asla buzlu bir şeyler yiyip içmeyin. İçeceklerinize buz koydurmayın. Buzda musluk suyu kullanıyorlar çünkü. 
  • Her ihtimale karşı mutlaka yanınıza uygun bir antibiyotik alın.
  • Yanınızda ıslak mendil ya da el dezenfektanı taşıyabilirsiniz.
  • Hindistan'a giderken aşı olmak şart değil. Ancak uzun süreli kalacaksanız bazı aşılar gerekli olabilir.
Bunları yaparsanız sorun yaşayacağınızı sanmıyorum. Yani evet gerçekten de kirli ama çok da abartmamak lazım. Sonuçta yaşadığımız ülke de bal dök yala temizliğinde değil. Bu arada aklımdayken Hindistan’da gördüğüm açık ara en kirli yer ise Delhi’deki Jama Camii yani Cuma Camii’nin etrafındaki müslüman mahallesiydi. Şaka gibiydi gerçekten. Bu konudaki başarılarında ötürü kendilerini tebrik etmek isterim. Yalnız Hindistan'da dikkatimi çeken şeylerden biri de Hintliler'in neredeyse hiç sigara kullanmamaları oldu. Ortalık pislikten kırılıyor ama siz yere sigara izmariti atınca herkes size tuhaf tuhaf bakıyor. Seyahatim boyunca neredeyse hiç bir Hintli'nin sigara kullandığını görmedim gerçekten de. Hintliler daha çok sakız gibi tütün çiğniyorlar. 

Gelelim güvenlik olayına. ‘Hindistan’da tek gezilebilir mi?’ Bence gezilebilir. Ama dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Öncelikle benim gördüğüm kadarıyla Hintliler yardımsever, sıcakkanlı, iyi insanlar. Ama her millette olduğu gibi onların içinde de kötü niyetli olanlar var tabii ki. E bir de tabii toplumun büyük kesiminde ciddi bir yoksulluk var. Dolayısıyla daha fazla dikkat etmek lazım.

Buradan ne kadar belli oluyor bilmiyorum ama burası Hindistan'da gördüğüm en kirli yerlerden biriydi. Maalesef ki bu mahalle bir müslüman mahallesiydi. 

Hindistan'da bir Sokak Terzisi..(fotoğraf rehberimiz Müge Hanım'ın arşivinden)

Hint Yemekleri
Bloguma azıcık göz gezdirdiyseniz çok boğazıma düşkün olmadığımı anlamışsınızdır. Aslında yemek yemeyi çok severim ama maalesef belli kalıplarım var onların dışına çıkıp da yeni şeyler denemekten çok zevk almıyorum. Sanırım bu benim en büyük eksiğim. Bu nedenle Hint yemekleri benim çok ilgimi çekmedi. Ama şu kadarını söyleyebilirim eğer vejeteryansanız üstüne bir de baharattan hoşlanıyorsanız Hint mutfağı tam da size göre demektir. Hinduizme göre bazı et çeşitlerini yemek günah olduğu için bol bol sebze yemeği geliştirmişler. Üstelik bazıları çok da lezzetliydi gerçekten. Ancak o kadar yoğun baharat kullanıyorlar ki yemeği bırakın otele girer girmez bile köri, kişniş, kimyon kokuları yüzünüze çarpıyor. 
Hintliler daha çok vejeteryan dedik ama et yemekleri hiç yok da diyemeyiz. Bol baharatlı tavuk ve kuzu etinden yapılan güzel yemekleri de mevcut. Bunların dışında Hindistan’da bir de sokak yemeği kültürü var. Özellikle açken bu yemekler çok lezzetli görünebiliyor gözünüze ama hijyen nedeniyle bunlara hiç yaklaşmamanızı öneririm. 
Hindistan’da bir çok yemek var ama benim deneyip beğendiğim bir iki taneden bahsedeyim; 
  • Roti; yani Hintlilerin kepekli lavaş ekmeği. Yemeklerin yanında alabileceğiniz gibi tek alıp sosla beraber de yiyebilirsiniz. 
  • Samosa; Hint Böreği diyebiliriz bunun için. İçerisinde bezelye, tavuk et, soğan, mercimek ve tabii ki bol baharattan oluşan bir harç var. Hindistan’da her yerde bulabilirsiniz. Bizim gittiğimiz üç otelin de menüsünde vardı, ayrıca sokak satıcılarında da karşınıza çıkabilir. Baharatı biraz yoğun ama açken güzel gidiyor. 
  • Körili Tavuk; bildiğiniz körili tavuk ama bizim buradakilere göre körisi daha yoğun.
  • Dosa; işte bunu çok sevdim. Dosa pirinç unu ile yapılan bir krep. Yanına da değişik bir sos veriyorlar, onunla birlikte yiyorsunuz. Ben çok beğenmiştim, çok lezzetli. 
  • Briyani; ince pirinçten yapılan baharatlı bir pilav. Sade, sebzeli, etli seçenekleri de mevcut. Bana biraz yavan geldi ama yenilmeyecek gibi de değil.
  • Masala çayı; sütlü, baharatlı meşhur Hint çayı. 5000 yıllık tarihi olan bir çaydan bahsediyoruz. Hindistan’da her yerde göreceksiniz. Aslında Masalayı baharatlarını sütünü ayrı ayrı koyup hazırlayanlar da var ancak benim otellerde gördüklerim hep poşet çay şeklindeydi. Bence gelirken tanıdıklarınıza hediye Masala Çayı getirebilirsiniz. Hindistan’a özgü güzel bir hediye olur. 
Hindistan’da benim gibi kıl biri bile aç kalmadıysa kimse aç kalmaz diye düşünüyorum. Ama garanti olsun diye giderken valizinize kuru yemiş, bisküvi gibi bişeyler de atın bence. 


Sokak Satıcıları her yerde karşınıza çıkıyor. Karnınız açken bu kokular insana çok lezzetli gelebiliyor ancak hijyene ne kadar güvenilir, tartışılır..


Hintliler şeker kamışına bayılıyorlar. Hemen her köşe başında böyle tezgahlar karşınıza çıkıyor.


Alışveriş

Hindistan alışveriş için güzel bir ülke. Ancak Hindistan’da dünyaca ünlü markaların ultra lüks mağazalarının sıra sıra dizildiği büyük caddeler ya da AVM’ler beklemeyin. Yani bunların olduğu yerler de var ama Hindistan daha çok kendine has yerel, otantik ürünlerin, değerli taşların, ipek tekstil ürünlerin ön plana çıktığı bir yer. İş gücü ucuz olduğundan Asya’daki diğer ülkelere ya da Avrupa’ya göre fiyatlar daha uygun. Hindistan’da alışveriş yaparken mutlaka pazarlık etmek gerekiyor. Başlangıçta 200 rupi fiyat verilen bir ürünü 10 rupiye aldığımı bilirim. Siz almaktan vazgeçip pazarlığa yanaşmasanız bile kendi kendilerine fiyatı düşüyorlar zaten. Hindistan’da satıcılar da bir tuhaf. Herhangi bir dükkanda göz ucu ile bir şeye baktınız ya da kaza ile de olsa bir şeye dokundunuz diyelim. İşte o an bittiniz. O ürünü ya alacaksınız ya da ciddi bir psikolojik savaş vereceksiniz. Size önerim; özellikle turistik noktalardaki satıcılarla göz göze bile gelmemeye çalışın. Siz orayı gezip bitirinceye kadar yanınızdan ayrılmıyorlar. Onları gören diğer satıcılar da yanınıza geliyor. Taa otobüsün içine kadar size yapışık bir şekilde dolaşıyorlar ki bu durum çok can sıkıcı bir hal alabiliyor. Dediğim gibi ellerindekilerle ilgilenmeyi bırakın, göz göze bile gelmemeye çalışın. 


Hindistan'da alışveriş


Dedik ya Hindistan garip bir ülke. Komik şeylerle de karşılaştığımız çok oldu. Mesela Amber Fort’ta fillere bindiğimiz anda satıcılar etrafımızı sardı. En tepeye çıkana kadar ellerindeki şeyleri bizlere satmaya çalıştılar. Rupi üzerinden başlayan pazarlık yukarıya çıkana kadar nasıl olduysa TL’ye döndü. Artık aralarında nasıl bir iletişim ağı varsa aşağıdan Türk olduğumuzu öğrenip olayı TL üzerinden bize uyarlamaya çalışmaları çok tatlıydı. Yine sabah gittiğimiz Amber Fort’da fotoğrafçılar fil üzerinde fotoğraflarımızı çekmişlerdi. Albümün tamamı için verdiğimiz fiyatı az buldular. Sonuç olarak uzun bir pazarlığın ardından fotoğrafları almayıp oradan ayrıldık. Akşam üstü Amber Fort’un çok uzağında, şehir merkezinde bir yerlerde gezerken genç bir çocuk elinde sabah çekindiğimiz fotoğraflarla yanımıza yaklaşıp sabah verdiğimiz fiyattan fotoğrafları satmayı teklif etti. Düşünsenize aradan 7-8 saat geçmiş, sabah gittiğinizden çok uzak, alakasız bir yerdesiniz ve birisi sizi elindeki fotoğraflardan tanıyıp size istediğiniz fiyattan satmaya çalışıyor. Böyle bir olay ancak Hindistan’da başımıza gelebilirdi zaten. Ancak maalesef durum her zaman bu kadar eğlenceli olmayabiliyor. Özellikle Jaipur’da gezdiğimiz pazarda sürekli yanımızda gezen simsarlardan ve satıcılardan dolayı inanılmaz gerildim. Almıyorum deseniz de mümkün değil yanınızdan gitmiyorlar. Bu durum Jaipur’da pik yapıyor, Delhi’de daha tolere edilebilir düzeyde. 

Jaipur'da bir alış veriş sokağı

Hindistan'da pazarlık bir gelenek ancak çok da abartmamak lazım. Makul bir fiyata indiklerinde kabul etmeli bence. Çünkü bu insanların gerçekten de paraya ihtiyaçları var. 5-10 lira belki sizin hayatınızda çok bir şeyi değiştirmiyor olabilir ama onlar için son derece önemli olduğunu unutmayın. 

Jaipur'da bir eczane

Daha önce de bahsettiğim gibi Hindistan’da daha çok tanrıların olduğu biblolar, tablolar, otantik takılar, değerli taşlar, el dokuması halılar, mermer ürünler, ipek şallar, sariler, her türlü rengarenk tekstil ürünleri, Hint şalvarları, yoga kıyafetleri hediyelik eşya olarak satılıyor. Gerçekten de çok güzel ürünler var. Fiyatlar da gayet uygun. 

Yol üzerinde kilo ile satılan değerli taşlar gördük. Aslına bakarsanız Hindistan'da her türlü değerli taştan çok güzel ürünler var ama bu kadar para verip de bunlardan almak için taştan birazcık anlamak gerekiyor. Sonra elmas diye aldığınız bir şey basit bir taş çıkarsa çok üzülürsünüz. 


Ve Tabii ki Mahatma Gandi

“uğrunda ölmeyi göze alacağım bir çok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur”
“Önce seni umursamazlar, sonra sana gülerler, sonra da seninle kavga ederler. Ve sonra kazanırsın”
Gandi’nin birbirinden güzel sözleri var. Ama ben en çok bu ikisini beğendim, sizlerle paylaşmak istedim. 

Gandi’nin bahsedilmediği bir Hindistan yazısı olamaz tabii ki. Gandi’yi bilmeden Hindistan’ı gezmek, Atatürk’ü bilmeden Türkiye’yi gezmeye benzer. Hindistan’dan döndükten sonra Gandi’yi daha fazla okuma imkanı buldum. Okudukça da hayran kaldım. Size tavsiyem mutlaka gitmeden Gandi’nin biyografisini okumanız. Hatta sadece Gandi’yi değil, İngiliz sömürge dönemini, Nehru’yu, İndira Gandi’yi hatta fırsat bulabilirseniz Hindistan’ın çok daha eski tarihi hakkında bir şeyler okuyup gitmenizi öneririm. Çünkü bunları bilerek gezmek seyahatinizi çok daha anlamlı kılıyor. 
Peki kimdir Mahatma Gandi? Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin lideridir. Önemli bir insan çünkü şiddet aleyhtarı bir politika ile büyük bir devrim gerçekleştiren tek liderdir. Asıl adı Mohandas Karamsand Gandi. 2 Ekim 1869 yılında Porbandar’da üst sınıf kasta ait bir aileye mensup olarak dünyaya gelmiş. Londra’da hukuk eğitimi almış. Eğitimini tamamladıktan sonra Güney Afrika’daki bir Hint firmasında çalışmaya başlamış. Burada Hint vatandaşlarının gördüğü ikinci sınıf muameleden çok rahatsız olmuş ve bu ırk ayrımı için mücadele etmeye başlamış. Tüm ömrünü de bu işe adamış. Hatta 36 yaşındayken kendini her türlü zevkten arındırıp tüm enerjisini davasına vermek için, eşinin de izniyle bekarlık yemini etmiş. Gandi mücadelesi için, aktif ancak şiddet unsuru içermeyen ‘Satyangraha’ olarak adlandırılan bir hareket başlatmış yani pasif direnişi benimsemiş. Tuz Yürüyüşü, açlık grevleri yapmış. Yaptığı bu eylemler ile halktan ciddi bir destek almış. Halk Gandi’ye ‘Mahatma’ yani ‘yüce ruh’ ismini vermiş. Tabii bu esnada bir kaç kez tutuklanmış. Ancak Gandi hiç vazgeçmemiş. Gel zaman git zaman tarihler 30 Ocak 1948’i gösterdiğinde Yeni Delhi’de bir dua etkinliğindeyken radikal bir Hindu tarafından vurularak öldürülmüş. 

Sadece Hindistan’a gidenler değil bence herkes Gandi’nin hayatını okumalı. Yalnız ilginçtir Hindistan’da Gandi’yi sevenler kadar sevmeyenler de fazlaymış. Halkı için böylesine mücadele vermiş, hayatını adamış bir adamın sevilmemesi hatta suikaste kurban gitmesi olacak iş değil gibi geliyor insana ama oluyor işte..


Gandi hindistan’da resmen “Ulus Babası” ilan edilmiş; doğum günü olan 2 ekim “Gandhi Jayanti” günü adıyla ulusal tatil kabul edilmiş. 2007’de ise Birleşmiş Milletler 2 ekim’i “Dünya Şiddete Hayır Günü” ilan etmiş.


Hindistan’da 1 hafta boyunca gördüklerimi sizlere aktarmaya çalıştım. Evet Hindistan garip bir ülke, Hintliler tuhaf gelenekleri olan bir millet. Ama bunları yargılamak, özellikle de gelenekleri ve inançları hakkında yorum yapmak, eleştirmek bize düşmez. Lütfen sizler de Hindistan’da geçirdiğiniz süre boyunca hiçbir Hintli ile bu konuları tartışmayın. İbadet yerlerinde saygılı olun. Camii’de ibadet ederken izlemeye gelmiş bir grup turistten ne bekliyorsanız siz de öyle davranın. Tamam yaptıkları saçma gelebilir ama nihayetinde o adamlar da ona inanıyorlar işte. Onların ev sahibi, sizlerin ise misafir olduğunuzu unutmayın. Gezerken tedbirli olun ama her şer şeye de yok şurası kirliymiş, yok burası şöyleymiş falan diye çok kafa yormayın. Sonuçta Hindistan’a bunları bilerek geldiniz. Rahat olun, bu güzel ülkenin tadını çıkarın, sizi içine almasına izin verin. Seyahatimizden önce, hayatım boyunca Hindistan’a sadece bir kez gitmeyi düşündüğümü bu nedenle her önemli noktasını gezip gelmem gerektiğini düşünüyordum. Ama gezip gördükten sonra işler değişti. Rehberimiz Müge Hanım ‘Hindistan’a gitmek için Hindistan’ın sizi çağırması gerekir’ demişti. Ne diyeyim ben kendisinden çok memnun kaldım, çok güzel anılarla döndüm. Umarım Hindistan bana torpil geçer, beni tekrar tekrar çağırır da giderim. 
Bir sonraki yazımda Hindistan’da Gezilecek Yerler’i anlatmaya çalışacağım. O zaman kadar hepinize Namasteeee….

Hindistan'da gezilecek yerler için burayı tıklayın.