Sayfalar

10 Ocak 2017 Salı

VENEDİK GEZİ REHBERİ

Kanallar şehri Venedik, Grand Canale

İtalya tatilimizin ilk bölümü olan Roma’yı, ayaklarımıza isyan ettirircesine gezip keşfettikten sonra, tatilimizin 2. bölümüne, yani Venedik’e doğru yavaş yavaş yollanmanın vakti geldi. Taa en başta tatilimizi planlarken, ne yalan söyleyeyim, Venedik’i hiç işin içine katmak niyetinde değildim. Aklımda hep Roma- Floransa ikilisi vardı. Ancak eşim İbrahim’in de yoğun ısrarıyla Floransa’yı Venedik olarak değiştirmek durumunda kaldım. İyi ki de öyle yapmışım çünkü şimdiye kadar gördüğüm en ilginç ve en romantik şehirle tanışmış oldum. 
Venedik’in bir sürü ismi var. “Köprüler Şehri”, “Kanallar Şehri”, “Karnaval Şehri”, “Maskelerin Şehri” gibi… Venedik bunların hepsini hakediyor şüphesiz. Ancak bence bu şehre en çok romantizmle ilgili isimler yakışıyor, mesela “Romantizmin Başkenti” Venedik için gayet uygun bir tanımlama. İtiraf etmek gerekirse bu ismi şimdi ben uydurdum ancak gidip gördüğünüzde hiç de haksız olmadığımı göreceksiniz. Kanallarıyla, gondollarıyla, daracık sokaklarıyla, tarihiyle kısacası herşeyiyle romantizm kokan bir şehir Venedik. Ancak şehrin yerlileri romantizm kokusundan çok nem kokusu ile muhataplar. Venedik eski bir şehir olduğundan şehir rutubet kokuyor. Ayrıca ulaşım sadece kanallar yoluyla sağlandığından, orada yaşayanlar için bu durum zaman zaman işkenceye dönüşebiliyor. Bu nedenle yerli halk daha çok Venedik’in ana kara kısmı olan Mestre’de yaşıyor. 


Venedik İtalya’nın kuzeydoğusunda yer alıyor. Bizler turist olarak merkez Venedik’i, yani tarihi Venedik kısmını geziyoruz. Ancak Venedik buradan ibaret değil. Çevresindeki irili ufaklı 120 adet ada ve Mestre denen ana kara kısmı var. Ama dediğim gibi asıl turistik olan kısmı tarihi kısmı, biz daha çok burada vakit geçireceğiz. 





Venedik'in tarihi kısmında yaklaşık 170 tane kanal, 400 tane de köprü bulunuyor. 



Venedik’e gitme zamanını da iyi ayarlamak gerekiyor. Çünkü şehir kanallardan oluştuğundan yılın belli dönemlerinde Aqua Alta denilen su baskınları olabiliyor. Aqua Alta açısından en riskli dönem 15 Eylül- 15 Nisan arasıdır. Venedik’te ne kadar kalmalı diye soracak olursanız; bizce 2 gün yeterli. Venedik zaten küçücük bir yer. Merkezini ve çevresindeki turistik adaları 2-2,5 günde rahatlıkla gezebilirsiniz.


Venedik bir tablo gibi


Venedik


Venedik’te ulaşımın en güzel ve en ideal yolu aslında yürümek. Çünkü Venedik labirent gibi ara sokaklarıyla ancak yürünerek keşfedilebilecek olan bir şehir. Bu nedenle fazla yükünüz yoksa, yorgunluktan da ölmüyorsanız hiç başka yollarla uğraşmayıp yürümeyi tercih edin. Ancak yine de diğer ulaşım seçeneklerini saymakta fayda var. Bir kere Venedik’te motorlu taşıt yok, karayolunu kullanarak da en fazla Piazzale Roma’ya kadar gelebiliyorsunuz. Sonrasında ulaşım için Vaporetto ya da deniz taksisi kullanmak zorundasınız. Ancak deniz taksileri oldukça pahalı. Taksimetrenin açılış fiyatı 14.5 euro, sonrasında dakika başına 2 euro alıyorlar, yine bagaj için de ayrıca ücret ödemek zorundasınız. Vaporettolarla ulaşım daha uygun. Vaporetto biletlerini ACTV gişelerinden ya da vaporetto duraklarının yanında yöresinde bulunan büfelerden temin edebilirsiniz. Fiyatlara gelince;
- 75 dk boyunca geçerli olan tek seferlik bilet, 7.5 euro
- 1 günlük kart, 20 euro
- 2 günlük kart, 30 euro
- 3 günlük kart, 40 euro
- 4 günlük kart, 60 euro
Tabii burada da vaporettolara binmeden biletimizi validate etmeyi unutmuyoruz.


Vaporetto'da Grand Canale turu :)


Vaporetto İstasyonu


Venedik'te bir ambulans :p

Türkiye’den Venedik’e THY ile direkt uçuşlar mevcut, yolculuk 2-2,5 saat sürüyor. Biz ise Roma'dan Venedik'e trenle geçtik. Roma Termini İstasyonu- Venedik S. Lucia İstasyonuna kişi başı 65 eurodan bilet aldık. Roma-Venedik arası trenle yaklaşık 3,5 saat falan sürüyor. Yalnız Venedik’e gelindiğinde tren ilk önce Venezia Mestre istasyonuna uğruyor. Burada heyecana kapılıp da hemen inmeyin çünkü varış noktanız burası değil. Hedefimiz Venezia S. Lucia İstasyonu bir sonraki durak. 


Termini'den çıktık yola... Roma Termini İstasyonu aynı zamanda kocaman bir AVM. Neredeyse bütün ünlü markaların mağazaları bulunuyor.


Trenitalia


Venedik uzaktan göründü..


Santa Lucia İstasyonundan dışarı adımınızı attığınız anda sanki gerçek dünyayın arkanızda bırakıp bir masal diyarına geçmiş gibi oluyorsunuz. Venedik gerçekten de çok güzel bir şehir. 


Venedik turistin oluk oluk aktığı bir şehir. Dolayısıyla da her şey ama her şey inanılmaz pahalı. Konaklama da buna dahil. Asıl gezeceğimiz yer olan Merkez Venedik’te otel fiyatları daha da pahalı. İsterseniz konaklama için Venedik’in ana kara kısmı olan Mestre’yi de tercih edebilirsiniz. Ancak bu durumda da merkeze ulaşım için vaporetto kullanmak zorunda kalırsınız. Bu konuda fikrimi soracak olursanız Venedik’te pintilik etmeyin derim. Sonuçta ayın yılın başında bir Venedik’e gelmişsininiz, biraz fazla da olsa ödeyip ortamın büyüsüne kendinizi kaptırın bence. Biz merkez Venedik’teki Locanda Ca’San Marcuola’da kaldık. 2 gece için 270 euro ödedik. Bu fiyata kahvaltı da dahildi. Otel hemen vaporetto durağının yanındaydı, kahvaltısı ve temizliği de gayet iyiydi. Kısacası memnun kaldık, gönül rahatlığı ile öneriyoruz. 




Locanda Ca'san Marcuola




Locanda Ca'san Marcuola, resepsiyon





Otelde kahvaltımız gayet güzeldi.



İstasyondan çıkar çıkmaz Venedik bizi güzelliği ile çarptı zaten. Elimizde valizimizle haritaya bile bakmadan attık kendimizi daracık sokaklara. Kabaca şehri keşfetmeye koyulduk. Yalnız şimdiye kadar gittiğimiz her yerde kullandığımız, tatillerimizin vazgeçilmezi olan, uğruna methiyeler dizdiğimiz biricik uygulamamız maps.me, itiraf etmeliyiz ki Venedik’in labirent gibi sokaklarında kafayı yedi. Maalesef bize hiç yardımı olmadı. Biz de o sokaktan o sokağa kaybola kaybola Venedik’in tadını çıkarmaya başladık.

Venedik’in ortasından geçen S şeklindeki kanalın ismi Grand Canale yani Büyük Kanal. İsminden de anlaşıldığı gibi 4 km uzunluğu ve 5 m derinliği ile Venedik’teki en büyük kanal. Kanal boyunca sağlı sollu, çoğu 16-17. yy’da suya dayanıklı kazıklar üzerine inşa edilmiş evler, saraylar, hanlar göreceksiniz. Yine kanalın etrafında turistlere para tuzağı olarak sırlanmış bir çok cafe, restoran var. Dediğim gibi bu cafeler inanılmaz pahalı olmasına karşılık öyle çok da ahım şahım lezzetler sunmuyorlar. O yüzden Büyük Kanal’ın kenarında oturup da bir şeyler yemek için kasmayın. İç kısımlarda fiyat ve lezzet olarak daha uygun yerler bulabilirsiniz. Hiç olmadı bizim gibi marketten birşeyler alın kanalın kenarına oturup muhabbet ede ede atıştırın. Böyle söyleyince biraz sefillik gibi gelebilir ancak lezzetsiz bir makarna ya da pizzaya dünyanın parasını ödemekten daha iyidir. 

Grand Canale


Grand Canale


Birazdan bahsedeceğim Rialto Köprüsünden, facebook'a kapak olacak bu havalı Grand Canale pozunu çektirmek için upuzun bir turist sırası bekledik. O yüzden bu poz çok değerli :p


Burası Grand Canale'de bulunan saraylardan biri. İsmi ise Fondaco dei Turchi, yani Türk Hanı. 18-19. yy'larda ticaret için Venedik'e gelen Osmanlılar burada konaklarmış. Günümüzde ise Doğa Tarihi Müzesi olarak kullanılıyor. 


Venedik'te bir de gondol meselesi var ki çok can yakıcı maalesef. Can yakıcılığı fiyatından kaynaklanıyor. O kadar ki Venedik’te 50 dk gondolla gezeceğiniz parayla çok rahat yurt dışına uçak bileti alırsınız. Kısaca şöyle anlatayım; gondollar genelde 6 kişilik oluyor. Gondola 2 kişi de binseniz 6 kişi de binseniz fiyat aynı. Gündüz tarifesi ile 40-50 dakikalık tur için 80 euro istiyorlar. Ancak saat 19.00’dan sonra akşam tarifesine geçiyorlar ve 40 dakikalık tur için 100 euro istiyorlar. Eğer bu fiyat size fazla geldiyse, ki euronun alıp başını gittiği bu zamanda sanıyoruz ki fazla gelmiştir, o zaman kenara geçip fiyatı sizinle paylaşabilecek birilerini bekleyebilirsiniz. 6 kişi olduğunuzda gondola binip tura başlayacaksınız. Moralinizi bozmak gibi olmasın ama ben öyle çok da fazla 6 kişinin tıkış pıkış bindiği gondol görmedim. Venedik’e gelenler ya harbiden çok zengin ya da artık buralara kadar gelmişiz gondolda pintilik etmeyelim bari diye düşünüyorlar. Gitmeden okuduğum bazı bloglarda pazarlık edilebileceği yazıyordu ancak sırada fiyatı ne olursa olsun ödeyip binecek o kadar çok gözü dönmüş turist varken siz de tahmin edersiniz ki aklı başında hiç bir gondolcu sizinle pazarlık etmez (bunu pazarlık için teşebbüste bulunup reddedilmiş biri olarak yazıyorum). Peki biz ne mi yaptık? Gondola binmedik tabii ki, 40 dk gondolla gezmek için 350- 400 TL ödeyecek kadar çıldırmadık. Biz Grand Canale turumuzu Vaporetto ile yaptık. 1 numaralı vaporetto Grand Canale’den geçiyor. Tamam gondolda serenat eşliğinde eşimle romantik dakikalar yaşayamadık, bizimki biraz sefil işi oldu belki ama 100 euromuz cebimizde kaldı. Siz de vaporetto ile kanal turunuzu çok daha ucuza getirebilirsiniz. 

Sıra sıra gondollar...

Grand Canale boyunca bir çok gondol firması ile karşılaşacaksınız. 

Gondol meselesine de açıklık getirdiğimize göre artık gezilecek yerlere başlayabiliriz. Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra ilk durağımız Venedik’in simgelerinden biri olan meşhur Rialto Köprüsü oldu. Grand Canale üzerindeki 4 köprünün en eski ve en ünlü olanı. Yapımı taa 16. yy’a dayanıyor. Yalnız umarım zamanında köprüyü sağlam yapmışlardır çünkü köprü günün her saatinde turistle dolup dolup taşıyor. Köprünün en üst noktasında harika bir Grand Canale manzarası var. Bu noktada fotoğraf çektirmek için uzun bir sıra beklemek zorunda kalabilirsiniz. Köprünün üzerinde hediyelik eşya satan bir çok dükkan var. Ancak buralardan bir şey almak için çok kendinizi kasmayın çünkü Venedik’in neredeyse tamamı hediyelikçilerden oluşuyor zaten. Başka yerlerde daha uygun fiyatlara daha güzel şeyler alabilirsiniz. 

Rialto köprüsü ve köprünün en üst noktasında pik yapan kalabalık...



Bir diğer durağımız dünyanın en güzel meydanlarından biri olan San Marco Meydanı. Burası Venedik’in kalbinin attığı yer. Günün her saati kalabalık, cıvıl cıvıl. Meydana girdiğiniz anda sizi harika bir klasik müzik ve kendini bu müziğin büyüsüne kaptırıp dans eden romantik çiftler topluluğu karşılayacak. Meydanda durup da şöyle etrafınıza baktığınızda her yerden bir tarihi yapı fışkırdığını göreceksiniz. Venedik’te görmeniz gereken tarihi yapıların bir çoğu bu meydanda zaten.


San Marco Meydanı

Meydandaki en önemli yapı şüphesiz San Marco Bazilikası. Bu ünlü bazilika  tasarlanırken İstanbulumuzun gözbebeği Ayasofya örnek alınmış. Bazilikanın önüne geldiğinizde ilk yapmanız gereken başınızı kaldırıp yukarı bakmak. Baktığınızda bazilikanın şaşaalı girişinin hemen üstünde 4 tane at heykeli göreceksiniz. İşte bunlar San Marco’nun en az kendisi kadar meşhur olan atları (ancak hemen heyecana kapılmayın çünkü  gördükleriniz maalesef orijinali değil, kopyası. Yaklaşık 40 yıl önce orijinalleri korumaya alınmış). Öyle ki yüzyıllar boyunca bu atlar devletler arasında bir türlü paylaşılamamış, resmen kapanın elinde kalmışlar. Atların orijinallerini görmek için bazilikanın içerisinde ayrıca bir müzeye girmeniz gerekiyor, Museo Marciano. Bu müzenin girişi 3 euroSan Marco Bazilikasının girişi ise ücretsiz (hafta içi her gün saat 9.00-17.00 arası, cumartesi ve tatil günleri ise saat 14.00-16.00 arası açık), ancak Venedik gibi bir yerde, turistin en yoğun olduğu zamanda tahmin edersiniz ki içeri girmek için bayağı bir beklemek zorunda kalıyorsunuz.




San Marco Bazilikası




San Marco Bazilikası'nın meşhur atları

Meydanda San Marco Bazilikası’nın hemen karşısında bulunan ve Venedik’in simgelerinden biri olan kule ise Campanile di San Marco yani Aziz Mark’ın Çan Kulesi. Aslında kulenin tarihi çok eski, 9. yy’da yapılmış. Ancak ne hikmetse 1902 yılında kule sebepsiz yere çökmüş. 1912 yılında ise orijinal ebatlarına sadık kalınarak tekrar inşa edilmiş. Bu kule Venedik’in en yüksek yapısı, dolayısıyla Venedik’i tepeden en iyi görebileceğiniz yer de burası oluyor. 6 euro vererek asansörle yukarı çıkıp manzara keyfi yaşayabilirsiniz. 



San Marco Bazilikası ve Aziz Mark'ın Çan Kulesi


Meydanda bulunan bir diğer ünlü yapı da Dükler Sarayı. Gotik tarzda inşa edilen saray görür görmez dikkatinizi çekecek zaten. Dükler Sarayı 9. yy’da yapılmış. Günümüze gelene kadar şato, adalet sarayı, hapishane, dük sarayı, mahkeme salonu gibi değişik amaçlarla kullanılmış. 1923 yılında ise içinde birbirinden önemli eserler bulunduran bir müzeye dönüştürülmüş. Saraya girmek için St. Mark’s Square Museums Tickets (19 euro) ya da Museum Pass Card (24 euro) alabilirsiniz. Bu seçenekleri buraya tıklayarak Dükler Sarayı için önemli olan bir şey daha var; Secret Itineraries. Bu turda saraydaki gizli odalar gezdiriliyor, süre olarak da 1 saat kadar sürüyor. Bilet fiyatı 20 euro.

 Dükler Sarayı

Dükler Sarayı ve Aziz Mark'ın Çan Kulesi

Dükler Sarayının hemen arkasında hikayesi de adı gibi dramatik olan Ahlar Köprüsü, yani Ponte dei Sospiri bulunuyor. İdam mahkumları idam odalarına götürülürken bu köprüden son kez Venedik'e bakıp iç çekerlermiş. Öyküsü trajedik olsa da köprü çok meşhur.

Ahlar Köprüsü

Venedik denince tabii ki akla ünlü Venedik maskeleri geliyor. Maskelerin tarihi çok eski aslında. Taa 1300'lü yıllarda başlayan veba salgınından dolayı neredeyse nüfusun yarısı hayatını kaybediyor. Kalanlar ise yüzlerinde hastalıktan kalan yaraları saklamak için maske takmaya başlıyor. Günümüzde ise maskeler, her yıl düzenlenen Venedik Karnavalının en önemli parçası. Venedik'te maske almak için özel bir yer aramanıza gerek yok çünkü en lüks dükkanlardan seyyar satıcılara kadar nereye baksanız hep maske görüyorsunuz. Her yer ama her yer maske. Fiyatları da değişken tabii ki. 5-10 eurodan binlerce euroya kadar maske var. 

Venedik’te kesinlikle görülmesi gereken ana noktalar bunlar. Tabii Venedik bu kadarla bitmiyor. Vaktiniz elverdiğince şehirdeki onlarca tarihi mekan ve müzeden bu ana programa ekleme ve çıkarmalar yapabilirsiniz. 

Venedik kadar çevresindeki adacıklar da çok meşhur. Ben size Murano ve Burano adalarından bahsetmek istiyorum. Venedik’ten bu sevimli adacıklara ulaşımı, daha önce de bahsettiğim vaporettolarla sağlıyoruz. Küçük oldukları için de iki adayı bir güne rahatlıkla sığdırabilirsiniz. Dolayısıyla 20 euroya 24 saatlik vaporetto bileti bu mini gezi için yeterli olacaktır. Biz bu adalardan Murano ile gezimize başladık. Murano’ya gidebilmek için (bineceğiniz durağa bağlı olarak) 4.1, 4.2, 12 ya da 13 numaralı vaporettolardan birini tercih edebilirsiniz. Yaklaşık 40-45 dakika içerisinde Murano adasındasınız. 

Vaporetto'dan Venedik görüntüleri

Venedik

Venedik'ten Murano'ya giderken küçük yıkık dökük bir çok adacık göreceksiniz.

Murano ortasından geçen kanalla, ilk bakışta Venedik'e benziyor.

Murano Adası cam işçiliği ile ünlü. Ada hakkında çeşitli rivayetler mevcut. Bir söylentiye göre eski zamanlarda, yangın tehlikesinden dolayı Venedik’te bulunan tüm cam atölyeleri Murano adasına taşınmış. Yine başka bir söylentiye göre de Venedik, çok kıymetli olan cam işçilerini bu adada toplayıp, adanın giriş çıkışlarını da kapatarak başka ülke vatandaşlarının bu sanatı öğrenmesini engellemeyi amaçlamış. Hain Venedik… Sebep ne olursa olsun sonuçta Murano’da cam işçiliği almış yürümüş. Bu işte iyice ustalaşmışlar. Murano’da çeşit çeşit cam eşyaların satıldığı bir çok hediyelik eşya dükkanının bulunduğunu söylememe gerek bile yoktur sanırım. Yine bazı cam fabrikalarına girip bu eşyaların yapım aşamalarını izleyebiliyorsunuz. Yalnız hediyelik eşya alacaksanız üzerinde özellikle “Murano glass" yazmasına ve beraberinde sertifikasının olmasına dikkat edin. Çünkü Çin her şeye olduğu gibi cam işçiliğine de el atmış. Dükkanlarda satılan cam eşyaların çoğu çin üretimiymiş.

Murano Adası Cam İşçiliği ile ünlü

Murano'da bu güzel cam eşyaların yapımını ustalarından izleyebileceğiniz cam fabrikaları mevcut.

Cam ustaları iş başında...

Murano'da inanılmaz güzel cam eşyalar var

Herşey gibi bunlar da yerinde daha pahalı satılıyor tabii ki. Size önerim cam eşya alacaksanız Murano’dan değil de Venedik’ten alın. Zaten Venedik’te de her yerde bu cam ürünlerden var. 

Tabii Murano'da böyle ucuz yerler de var ancak içeride öyle çok da güzel ürünler beklemeyin. 



Eğer vaktiniz ve merakınız varsa Museo del Vetro’ya yani Cam Müzesine uğrayabilirsiniz. Girişi 10 euro. Eğer Museum Pass kartınız varsa girişi ücretsiz. 




Museo del Vetro



Murano’da kısa bir tur attıktan sonra 12 numaralı vaporetto’ya binip Burano adasına geçiyoruz. Murano-Burano arası yaklaşık 25-30 dk. Burano Adası rengarenk evleri ile o kadar tatlı duruyor ki gezmeye doyamıyorsunuz. Sanki bir tablo izler gibi Burano’yu izliyorsunuz. Evlerin her birinin farklı renkte olmasının bir hikayesi de var. Söylenene göre Burano’lu balıkçılar içkiye biraz düşkünlermiş. Eve sarhoş dönerken evlerini karıştırmamak, daha kolay bulabilmek için her bir evi farklı renge boyamaya başlamışlar. Sonuçta da ortaya böyle rengarenk bir adacık çıkmış. 


Rengarenk evleri ile Burano çok şirin görünüyor. Yalnız turistin bu kadar yoğun bir yer olmasına rağmen ilginçtir ki çoğu dükkan günün belli saatlerinde kapalı, çalışmıyor. Öğlenin o sıcağında bir su alacak dükkan bile bulamadık.


Burano


Burano


Burano'da bir benzinlik..


Nasıl ki Murano’nun cam işçiliği meşhursa  Burano’da da dantel işçiliği meşhur. Hatta Museo del Merletto(Lace Museum) adında bir dantel müzesi bile var. Girişi ise 5 euro. Dantel ürünlerinin hepsi de güzel özellikle de dantelden şemsiyeleri çok beğendim. Ancak benimki gibi her ferdinin dantel ustası olduğu, dantel modellerinin adeta nirvanaya ulaştığı bir aileden geliyorsanız çok da ilginizi çekmeyebilir :p

Geçmişte balıkçılıkla uğraşan adalılar balık ağı örmekte ustalaşmışlar. Zaman içinde el hünerlerini zaten yatkın oldukları dantelde sergilemeye başlamışlar. Tabii makineler çıkmış mertlik bozulmuş. Şu anda dükkanlarda satılan ürünlerin bir çoğu makine ürünü, el işi değil. El emeği göz nuru ürünleri almak için çok daha fazla para ödemeniz gerekiyor. Bence dantel alacağım diye Burano’da fazla para harcamayın, canım Türkiyemde çok daha güzelleri var. 

Burano

Evet, Venedik seyahatimiz bu kadar. Umarım faydalı olmuştur. Başka bir yazıda buluşmak dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder