Sayfalar

26 Ekim 2016 Çarşamba

2 GÜNDE ROMA

Roma hem zengin içeriği hem de yakınlığı nedeniyle biz türklerin bayramda seyranda her türlü tatilde en çok tercih ettiği destinasyonlardan biridir. Eşimle gezmeyi çok sevmemize rağmen hala bu kadar ünlü bir şehri keşfedememiş olmanın ezikliği içerisindeydik ki birden önümüzde 9 günlük koskoca kurban bayramı tatili olduğu aklımıza geldi. Bu tatili boş geçmek bize yakışmazdı. Biz de Roma(2 gün)+Venedik(2 gün) şeklinde planlama yapıp dersimize çalışmaya başladık.

Roma'dan sevgilerle......

Roma’da gezilecek yerlere geçmeden önce bu güzel şehirle ilgili işinize yarayabilecek bir kaç şey söylemek istiyorum;
  1. Aklınızda yazın ortasında aldığınız kıymetli izninizi, çantanızı sırtınıza atıp Roma’yı keşfederek geçirmek gibi bir düşünce varsa hemen vazgeçin. Çünkü Roma tam bir açık hava müzesi ve turistlerin de yoğunlukla tercih ettikleri bir şehir. Güneş tam tepenizdeyken o upuzun giriş sıralarını beklemek tam bir çin işkencesi haline dönüşebilir ve sıra size gelip de içeri girdiğinizde ter içinde kıvranmaktan gezdiğiniz yerlerden çok da zevk alamayabilirsiniz. Roma için sıcaklığın gezmeye daha elverişli olduğu ilkbahar ve sonbahar aylarını tercih etmelisiniz. Biz eylül ayında gittik ve yorucu bunaltıcı olmayan çok güzel bir hava ile karşılaştık. 
  2. Roma’ya gitmeden önce şunu bilmelisiniz ki havaalanına indiğiniz andan itibaren heryerde ama her yerde sıra bekleyeceksiniz. Uçaktan inip ağzımız açık gümrüğe doğru ilerlerken upuzun pasaport kontrol sırasını görene kadar yanımızdan depar atarak geçen insanlara anlam verememiştim. Hayatımda hiç bir ülkeye girerken bu kadar uzun sıra beklediğimi hatırlamıyorum. Bu yüzden siz siz olun uçaktan iner inmez acele edin, bir an önce sıraya girin. Yine kolezyum ya da diğer müzelerde de inanılmaz derecede uzun kuyruklar var. Öyle kalabalık ki sıra beklememek için internetten fazla para verip online aldığınız biletlerle içeri girerken bile sıra bekliyorsunuz. WC önündeki sıralardan bahsetmiyorum bile. Bu arada önemli yapıların önünde öyle fiyakalı pozlar verip fotoğraf çekilme olayı burada yok maalesef. Yani yine yaratıcılığınız çerçevesinde istediğiniz pozu verebilirsiniz o konuda herhangi bir kısıtlama yok ancak her yer o kadar kalabalık ki o fotoğraf karesini sizinle birlikte onlarca insan paylaşıyor olacak. 
  3. Roma’yı gezerken yanınızda mutlaka boş bir su şişesi olsun. Çünkü Roma’nın bir çok yerinde çeşme var, suları da içilebiliyor. Şişenizi doldurup içersiniz. Böylece turistik noktalara yaklaştıkça doğru orantılı bir şekilde artan su paralarından da kurtulmuş olursunuz. 
  4. Gitmeden önce Dan Brown'ın romanından uyarlanan, Tom Hanks'in oynadığı Melekler ve Şeytanlar filmini izleyin. Böylece oturduğunuz yerden hızlı bir Roma turu yapmış olursunuz. 
Melekler ve Şeytanlar 
5. Roma Pass Karttan biraz bahsetmek istiyorum. Bu kart, turistler için hazırlanmış bir gezi paketi. Gitmeden online olarak ya da havaalanından alabilirsiniz. 48 saatlik ve 72 saatlik olanları var. 48 saatlik olan 28 euro, 72 saatlik olansa 38.50 euro. Bu kart ile toplu taşıma araçlarından ücretsiz faydalanıyorsunuz. Ancak bu toplu taşımaya Vatikan ve havaalanı transferi dahil değil. Ayrıca girdiğiniz ilk 2 müzede de para ödemiyorsunuz ancak burada da ücretsiz müzelere Vatikan müzeleri dahil değil. Kartın tartışmasız en güzel tarafı ise Kolezyum yada başka müzelere girişlerde o korkunç bilet kuyruğunu beklemeden hemen içeri girebilme hakkı vermesi. Evet eğer Roma Pass kartınız varsa ayrı bir noktadan hemen içeri geçebiliyorsunuz. Ancak kartınız olmasa da Kolezyum, Vatikan müzeleri gibi kalabalık yerlerin biletlerini gitmeden gişe fiyatından 3-5 euro fazla verip online olarak alırsanız müze girişlerinde sizi “online ticket” sırasına alıyorlar ve oradan da hızlıca geçebiliyorsunuz. Biz bu kartı almayı tercih etmedik. Nedenlerine gelince; İlk olarak Roma, turistik noktaları birbirine yakın, yürüme mesafelerinde olan bir şehir. Dolayısıyla çok fazla toplu taşıma kullanmayacağımız bir gezi planı hazırladık. İkinci olarak da fazla vaktimiz olmadığından sadece müze olarak Kolezyum, Forum Romano ve Vatikan Müzelerine girmeye karar verdik. Kart zaten Vatikan müzelerinde geçerli değil, Kolezyum ve Forum Romano’nun da kombo bilet fiyatı Roma Pass kart fiyatına göre daha uygun olunca Roma Pass’ın bize uygun olmadığına karar verdik. Kısacası toplu taşımayı fazlaca kullanıp Roma’daki her müzeye girecekseniz almanız faydalı olabilir. Ancak bizim gibi yürümeyi seven, fazla müze gezecek vakti olmayan ve gitmeden biletlerini online almış olan biriyseniz Roma Pass kart sizin için çok da anavtajlı değil demektir.
Roma Pass Kartı web sitesinden daha iyi inceleyebilmek için buraya tıklayın lütfen.

Kartla beraber küçük bir Roma rehberi ve haritası da veriyorlar.

6.   Gelelim ulaşım meselesine. Dediğim gibi Roma çok büyük bir şehir değil. Görmeniz gereken önemli turistik noktaların hepsi birbirine yakın ve yürüme mesafesinde. Biz 2.5 günde sadece bir iki kez metroyu kullandık. Ancak eğer yürümek istemezseniz de hemen bütün önemli noktalara metro ile kolayca ulaşabilirsiniz. Yine günlük, 3 günlük ve haftalık kullanabileceğiniz biletler alabilirsiniz. Bu biletlerin fiyatları ise şöyle;
  • Tüm araçlarda 100dk boyunca kullanabileceğiniz bilet; 1.5 euro.
  • Günlük bilet; 6 euro. Bu bilet için dikkat etmeniz gereken bir nokta var; bileti saat kaçta kullanmaya başlarsanız başlayın geçerliliği gece 12 de sona eriyor.
  • 3 günlük bilet; 16.5 euro.
  • Haftalık bilet; 24 euro.
Roma metrosunu Londra,Paris gibi devasa metrolarla karıştırmayın. Kırmızı ve Mavi olmak üzere iki hattı var. Ayrıca metro ile bağlantısı olan Trenitalia’nın banliyö treni var. Bu hatların birleştiği tek nokta ise Termini İstasyonu. Biz seyahatimiz boyunca toplu taşımaya çok ihtiyaç duymadık.

100 dk geçerliliği olan biletler 1.5 euro.

Otobüse ve trene binmeden biletlerinizi bu makinelerde okutmanız gerekiyor. Buna özellikle özen gösterin çünkü yakalanırsanız 100 euro cezası var. 

Evet aklıma gelen önemli detaylar şimdilik bu kadar. Şimdi gelelim bize. 2 saatlik kısacık bir uçuşun ardından Leonardo Da Vinci ya da daha çok bilinen ismiyle Fiumicino Havalimanına indik. Bu havalimanı merkeze yaklaşık 35 km uzaklıkta. Buradan merkeze geçebilmek için taksi, Terravision, Bus Shuttle, CATRAL otobüsleri gibi seçenekleri kullanabilirsiniz. 
Roma’nın ana istasyonu Termini İstasyonu’dur. Eğer Roma’da bir turistseniz yolunuz mutlaka bu istasyondan geçecektir çünkü bu ana istasyondan istediğiniz her yere aktarma yapabiliyorsunuz. İşte havaalanından Termini istasyonuna gitmenin de en kolay ve en hızlı yolu Leonardo Express Treni. Havaalanında “Train" yazılarını takip ederseniz sizi Leonardo Expressin kalkacağı istasyona götürür. Havaalanı-Termini istasyonu Leonardo Express treni bileti 14 euro tutuyor. Bu istasyondan her 15 dakikada bir tren kalkıyor ve yolculuk da yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Dediğim gibi Termini’de istasyonun içinden metroya geçerek istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Leonardo Express dışında Termini’ye ulaşım sağlayan diğer bir tren ise Trenitaia’nın banliyö treni. Bunun da fiyatı 8 euro. Ancak Termini istasyonuna direkt gitmiyor, başka bir noktadan aktarma yapmanız gerekiyor. 

Fiumicino Havaalanında free tablet ve oyun alanlarıyla zaman geçirmek çok kolay.

Leonardo Express

Roma turistik bir şehir olduğundan konaklama fiyatları da haliyle biraz pahalı. Güzel olansa Roma’da birçok otelin konaklama fiyatlarına kahvaltının da dahil olması. Yani Roma’da konaklamayı daha çok oda-kahvaltı şeklinde satıyorlar. Biz Vatikan duvarlarının hemen yanındaki Bed & Breakfast Armonie Romane’de kaldık. 3 gece için 175 euro ödedik ki bu fiyat roma ortalamasının bayağı altında. Aslında burası kocaman bir apartman dairesi. Ve bu dairedeki her odayı ayrı ayrı kiralıyorlar. Her odanın kendine ait banyo tuvaleti var, sadece mutfak ortak. Ve mutfağı istediğiniz zaman kullanabiliyorsunuz. Sabah kalktığınızda kahvaltınız hazırlanmış oluyor, üstelik gayet de iyi bir kahvaltı. Fiyatından, konumundan ve de temizliğinden çok memnun kaldık, kesinlikle tavsiye ediyoruz.

Ortak mutfağımız

Sabah kahvaltımız ve hiç durmadan dersine çalışan İbrahim :) (Tabii kahvaltı deyince bizim  kahvaltılarımız gibi onlarca çeşitin önümüze serildiğini zannetmeyin. Kruvasan, sandviç, reçel, nutella, cheesecake vardı menüde. Sonuç olarak doyurucu bir kahvaltıydı)

Evet havaalanından merkeze geldik, otelimizi bulduk ve yerleştik. Şimdi sıra işin en eğlenceli kısmına geldi. Başta da söylediğim gibi biz Roma’ya 2 gün ayırdık ve görmemiz gereken her yeri de gördük. Gezerken büyük oranda yürümeyi tercik ettik, tüm gün çok yoğun gezdiğimizden artık otele dönmeye mecalimiz kalmıyordu,. Dolayısıyla otele dönüşlerde bir iki kere de metroyu kullandık. 

Roma turistik haritası

1.GÜN ROTASI(SIRASIYLA)
Kolezyum(Colosseo)
- Palatino Tepesi
- Roma Forumu (Foro Romano)
- Piazza Venezia - Vittorio Emanuelle II Anıtı
-Piazza Novana
- Pantheon
-Aşk Çeşmesi (Fontana di Trevi)
-Piazza di Spagna- İspanyol Merdivenleri

Harita üzerinde yürüyüş rotamız

Roma’daki gezimize 2007 yılında Dünya’nın yedi harikasından biri seçilen ve Roma’nın da simgesi olan Kolezyum’dan başladık. Kolezyum MS 72 yılında yapılmış, yani neredeyse 2000 yaşında. 80 adet giriş kapısı ve 55.000 kişilik kapasitesiyle dünyanın en büyük amfitiyatrosu olma özelliğine sahip. Şu filmlerde dizilerde lanetler okuyarak izlediğimiz gladyatör dövüşleri burada yapılıyormuş. 2000 yıllık zaman içinde başına gelen depremlerden yangınlardan etkilenmiş olsa da Kolezyum hala tüm ihtişamıyla kendine hayran bırakıyor. Roma’ya gelip de Kolezyum’u ziyaret etmemek gibi bir durum söz konusu olamaz bile. Biz de Kolezyum’u keşfedecek olmanın heyecanıyla boynumuzda bir turistin olmazsa olmazı fotoğraf makinesi, elimizde Roma rehberiyle heyecan içinde ilerlerken, neredeyse Kolezyum’un çevresini iki tur dönen giriş sırasını gördüğümüzde başımızdan aşağı kaynar sular döküldü. Abarttığımı düşünmeyin lütfen. Gerçekten de insanlıkla bağdaşmayan ve girişteki güvenlik önlemleri nedeniyle de inanılmaz derecede yavaş ilerleyen bir sıra bu. Ama korkmayın, sırada beklemekten kendini kaybetme sınırına gelmiş insanların yanından hızlı adımlarla, onları eze eze geçmenin yolları var. İşte başta bahsettiğim Roma Pass Kard ve online biletler burada devreye giriyor. Kartınızı ya da biletinizi gösterip hemen içeri girebileceğiniz ayrı bir sıraya giriyorsunuz ama buradaki sıra daha kabul edilebilir ve daha hızlı ilerleyen bir sıra. Kısa sürede içeri girebiliyorsunuz. Biz Roma Pass Card almadık ancak kalabalık olacağını tahmin ettiğimizden hayatımızın en mantıklı işlerinden birini yaparak biletimizi bu siteden online aldık. Aldığınız biletle Kolezyum+Roma Forum ve Palatino Tepesine girebiliyorsunuz. Biletin online fiyatı 14 euro. Bu fiyat gişede ödeyeceğiniz fiyattan 2 euro daha fazla ancak inanın 2 euronun karşılığını o kocaman sırayı atlayarak direkt içeri girdiğinizde fazlasıyla almış oluyorsunuz. 

Metrodan çıkar çıkmaz böyle bir manzara sizi karşılayacak. Roma’daki turistik noktaların hepsi böyle kalabalık. 

Başı belli olmayan upuzuuun bir sıra…

Kolezyum

Kolezyum’un dışındaki insan kalabalığı içeride de devam ediyor.

Gitmeden okuduğum çoğu blogda Kolezyum’un içine girdiklerinde hayalkırıklığı yaşadıkları, görülmeye değer hiç birşey olmadığı falan yazıyordu. Ben hiç de öyle düşünmüyorum açıkçası. İçi de gayet güzeldi. Kolezyum’un zemini yok, zamanında gladyatörlerin ya da yabani hayvanların arenaya getirildiği yolları görebiliyorsunuz. Alt kısma inebiliyorsunuz ancak sadece uzak bir noktadan bakabiliyorsunuz, gezemiyorsunuz. 

Kolezyum’a metro ile gelmek isterseniz B (mavi) hattına binip Colosseo durağında inmelisiniz. Roma’daki birçok müze pazartesi günleri kapalı olmasına rağmen Kolezyum her gün 08.30-19.00 arası açık. Süre olarak da buraya yaklaşık 2-2,5 saat ayırmalısınız.

Kolezyum'un gece görüntüsü muhteşem dediler gittik. Ama İtalyanların cimri bir dönemine denk geldik herhalde. Koskoca Kolezyum'da bir tane deseniz ampul yanmıyordu. İlginç..

Kolezyum’un hemen yanındaki bu yapı ise Constantinus Zafer Takı, koskoca Roma’da ayakta kalmayı başarabilen tek tak olma özelliğine sahip. Bu takın üzerinde gördüğünüz kabartmalar sıfırdan işlenmemiş, diğer ünlü anıtlardaki kabartmalar sökülerek buraya yerleştirilmiş. Bu özelliği ile de diğer taklardan ayrılıyor. 

Kolezyum'un hemen karşısındaki bu yoldan Roma Forum'a giriyorsunuz.

Roma Forum ve Palatino tepesi Roma İmparatorluğu zamanından kalıntılar içeren çok geniş bir alan. Bu noktada size bir önerimiz olacak; Roma Forum’a girer girmez Palatino Tepesini gösteren tabelalarla karşılaşacaksınız. Roma Forum’u gezmeden önce bu tabelaları takip edip ilk olarak Palatino Tepesine çıkmanızı şiddetle tavsiye ederim. (Yani bu bölgedeki gezinizi Kolezyum<Palatino Tepesi<Roma Forum şeklinde planlamanız daha iyi olacak) Çünkü Palatino Tepesi için bayağı bir merdiven çıkmanız gerekiyor. Üzerinizde Kolezyum ve Roma Forum’un yorgunluğu ve tepede ışıl ışıl parlayan güneş varken Palatino’ya çıkmak çok zor olur. Bence enerjiniz henüz tükenmemişken Palatino’yu aradan çıkarıp Roma Forum’a öyle geçin. 
Palatino Tepesi, İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulmuş olan Roma’nın en eski ve en merkezi tepesi. Zamanında Roma’nın en önemli yerleşim yeriymiş. İmparatorlar ve dönemin zenginleri soyluları hep burada yaşıyorlarmış. Dolayısıyla da burada bolca imparator evleri, saray ve tapınak kalıntıları bulunuyor. 

Palatino Tepesi

Palatino Tepesi

Palatino’dan Kolezyum manzarası

Palatino Tepesinde ve Roma Forumda o kadar çok şey var ki gitmeden bir rehber edinseniz iyi olur. Palatino için ayırmanız gereken zaman en az 1 saat. Palatino’dan sonra sıra Roma Forumda. Forum; eski romalılar döneminde, Roma’da ve öbür kentlerde halkın kamu işlerini konuşmak için toplandığı alana deniyor. Yani antik roma zamanında Roma Forum, siyaset, ticaret ve hukuk yaşamının merkeziymiş. Forum çok geniş bir alan olduğundan gezmek için en az 1 saat ayırmalısınız. 

Forum Roma

Roma Forum

Roma Forum

Roma Forum

Roma Forum

Roma Forum’da görmeniz gereken birçok şey var ancak en önemlileri Septimus Severus Zafer Takı, Vesta Tapınağı, Vesta Bakireleri Evi, Titus Zafer Takı, Antoninus ve Faustina Tapınağı. 

Roma Forumunu da gezdikten sonra Kolezyum’a yakın bir yerlerden çıktık. Az önce de bahsettiğim gibi Roma’nın en yoğun gezilecek noktalarından biriydi burası. Kolezyum, Palatino ve Roma Forum üçlüsü yarım gününüzü hatta belki yarım günden birazcık da fazlasını alacaktır. Sırada Piazza Venezia var.(Bu arada Piazza italyancada meydan anlamına geliyor) Kolezyum’un önünden Piazza Venezia’ya kadar Roma’nın o muhteşem ara sokaklarından geçerek yürüdük. Zaten benim Roma’da en çok sevdiğim şey ara sokaklar ve karşımıza çıkan küçük meydanlar oldu. Roma insanda Paris gibi Londra gibi bir metropol havası uyandırmıyor. Ben bu şehri birazcık Nice’e benzettim, tam bir akdeniz şehrinde hissediyorsunuz kendinizi. Her an karşınıza küçücük şık bir meydan, sürprizlerle dolu bir sokak çıkabiliyor. O yüzden size tavsiyem bu şehirde enerjiniz elverdiğince her sokağa girin her meydanı görün. Tabanway olayı belki biraz yorucu olacak ama inanın çok güzel şeyler göreceksiniz. 

Arkamızda gördüğünüz gibi bazı tarihi yapılar yıkılmasın diye arkadan desteklemişler.

Piazza Venezia’ya doğru ilerlerken hemen her yerde karşımıza tarihi bir bina ya da arkeolojik kazı alanı çıkıyor.

Piazza Venezia. Burası her zaman kalabalık cıvıl cıvıl bir meydan. Bu arada resimde solda kalan yapı ise Palazzo Venezia.

Piazza Venezia’nın tam ortasında yer alan bu görkemli anıt Vittorio Emanuele Anıtı. İtalya’nın ilk kralı Victor Emmanuel tarafından İtalya’nın birleşmesi anısına 1885-1911 yılları arasında yapılmış. Maalesef yapılırken de bu civardaki bir çok tarihi yapı ya yıkılmış ya da kaldırılmış. Kral Victor Emmanuel bu anıtı yaptırırken şüphesiz çok güzel olacağını düşünmüş, güzel de olmuş zaten ancak gelin görün ki italyanlar krallarıyla hiç de ayni fikirde değiller. Bu anıt Roma ahalisi tarafından fazla gösterişli bulunduğundan, öyle çok da sevilmiyor. Ayrıca tamamen beyaz mermerden yapılmış olan anıtın, etraftaki tarihi doku ile uyumlu olmadığını düşünüyorlar ki bu konuda kesinlikle haklılar. Roma’ya daha çok sarı renk ve tonları hakimken bu anıt Roma’nın ortasında çamaşır suyuyla yıkanmış gibi bembeyaz duruyor.

Vittorio Emanuele Anıtı eskiden Venedik elçilerinin oturduğu bir sarayken şu anda İtalyan Birleşme Müzesine ev sahipliği yapıyor. Anıtın üst bölümünde bir de seyir terası var. Terasa çıkmak 7 euro.

Venezia Meydanı o kadar güzel ve hareketli ki biraz oturup etrafı kestik, ancak gevşemek yok. Daha gezilip görülecek çok yer var. Venezia Meydanından sonra sırada başka bir meydan var; Piazza Novana. Burası için Roma'nın kalbi diyebiliriz. Benim de şimdiye kadar gördüklerim içerisinde en çok sevdiğim meydan oldu. Eskiden, yani çooook eskiden, MS 1 yılında, Piazza Novana'nın yerinde bir stadyum varmış. Sonrasında bu alan yeniden düzenlenmiş ve bugünkü Novana Meydanı ortaya çıkmış. Turistlere para tuzağı olarak hali hazırda bekleyen birbirinden şık cafe, restoran, barlarıyla, sokak sanatçılarıyla ve meydanın her yerinde poz verip fotoğraf çekinen ziyaretçileriyle cıvıl cıvıl bir meydan burası. Dediğim gibi Piazza Novana'daki restoranlar biraz pahalı olabilir ancak ara sokaklara daldığınızda 3-5 euroya çok güzel spagetti, dilim pizza yiyebileceğiniz lokal yerler var. 

Piazza Novana

Piazza Novana'nın ortasındaki kilise Sant Agnese in Agone Kilisesi.


Bu meydanın en önemli noktası ünlü italyan sanatçı ve mimar Bernini'nin Fontana dei Quattoro Fiumi'si yani Dört Nehir Çeşmesi'dir. Bu çeşmenin Roma'daki çeşmeler içinde özel bir yeri var. Dikilitaşın etrafındaki heykeller 4 kıtadan 4 nehri temsil ediyor. (Afrika kıtasından Nil, Avrupa kıtasından Tuna, Asya'dan Ganj, Amerika'dan Plata nehirleri)

Bir yerlerde şöyle ayaküstü birşeyler atıştırıp biraz dinlendikten sonra Roma’nın en iyi korunmuş tapınaklardan biri olan Pantheon'a doğru yürüyoruz ki çok yakın zaten. Pantheon’a giderken Roma’nın birbirinden güzel ara sokaklarından ve küçük sevimli meydanlarından geçtik. İnanın hayatımda bu kadar sevimli yerler görmemiştim. İşte bu yüzden Roma’nın kesinlikle yürünerek gezilmesi gerektiğini düşünüyorum. Pantheon haftanın her günü açık, girişi de ücretsiz. Pantheon’u bu kadar önemli yapan şeyse muhteşem mimarisi. Girişte gördüğünüz kocaman kapılar eskiden saf altındanmış. Ancak günümüzde bunun çok da akıl işi olmadığını anlamışlar ki kapılardaki altının yerini bronz almış. Pantheon’a girer girmez yapmanız gereken en önemli şey başınızı kaldırıp yukarı bakmak olmalı. Bakınca ne mi göreceksiniz? Kubbenin ortasındaki Oculus denen deliği. Delik deyip geçmeyin, öyle herhangi bir şey değil bu. Hakkında efsaneler bile var. Bir söylentiye göre de delikten içeriye yağmur girmezmiş. Ancak bu kocaman bir yalan. Çünkü biz Pantheon’dayken sağanak yağmur vardı ve Oculus’tan içeri o kadar çok yağış geliyordu ki Pantheon'u su basacak sandık. Pantheon'da aynı zamanda ünlü sanatçı Rafaello, italyan kral Vittorio Emanuele gibi önemli isimlerin mezarları da bulunuyor. 

Pantheon'un önünde çok sevimli bir meydan var.


Pantheon'un tepesindeki meşhur Oculus.


Roma'nın ara sokaklarında sonsuza dek kaybolmak istiyorummm....

Sırada Roma'nın olmazsa olmazı Fontana di Trevi yani biz türklerin deyimiyle Aşk Çeşmesi var. Trevi aslında "üç yol" demek. Ama biz millet olarak ne hikmetse bu çeşmeye aşk çeşmesi diyoruz. Gerçekten de çok güzel bir çeşme. Roma'nın genelinde olan turist kalabalığı burada tavan yapıyor adeta. Çeşmenin kenarında oturup çeşmeye para atarken fotoğraf çekebilmek için resmen sıra bekliyorsunuz. Ayrıca zamanınız varsa burası akşam da görülmesi gereken yerlerden biri. 


Meşhur Aşk Çeşmesi. Gerçekten de o kadar güzel ki tek başına Roma'ya geliş sebebi bile olabilir :p


Roma'nın tüm turistik noktalarında olduğu gibi Aşk Çeşmesinde de inanılmaz bir kalabalık bizi karşılıyor.


Buralara kadar gelmişken Aşk Çeşmesi'nin olmazsa olmaz ritüelini biz de gerçekleştiriyoruz. Aşk Çeşmesinde dilek tutup çeşmeye sağ elinizle sol omzunuzun üzerinden para atarsanız dileğiniz gerçekleşirmiş. 


Dilek dileyip çeşmeye para atma işi turistler için o kadar önemli ki havuz parayla dolup taşıyor resmen. Her akşam çeşmeden ciddi miktarda para toplanıp yardım kuruluşlarına bağışlanıyormuş.

Dileğimiz gerçekleşir mi bilemeyiz ama biz de çeşmeye usulüne uygun paramızı attıktan sonra günün son durağı olan Piazza Spagna ve İspanyol Merdivenlerine doğru yola çıkıyoruz. Tabii tüm Roma'yı yürüyerek gezmenin vermiş olduğu yorgunlukla hızımız bayağı bir düşük, hatta yürüyoruz denemez daha çok sürünüyoruz gibi. Ama pişman değilim, bir daha Roma'ya gitsem yine her yeri yürüyerek gezerim :p. Belki aynı şeyleri söyleyip duruyorum ama Roma harika ara sokaklara ve meydanlara sahip, hepsini görmek istiyor insan. İşte Piazza Spagna da bu güzel meydanlardan biri. Aşk Çeşmesine yürüyerek 10 dk mesafede. İsmini ise burada bulunan İspanyol Konsolosluğundan alıyor. Yine Piazza Spagna'dan Roma'nın ünlü alışveriş caddesi Via Condotti başlıyor. Yalnız baştan söyleyelim burası pahalı mağazaların bulunduğu ve alışveriş yapma ihtimalinizin hayli düşük olduğu bir cadde. 


Piazza Spagna'daki İspanyol Konsolosluğu


Piazza Spagna gece gündüz sürekli hareketli, cıvıl cıvıl bir meydan


Piaaza Spagna


Piazza Spagna'nın ortasında, etrafı turistler tarafından çevrelenmiş Bernini'nin Barcaccia Çeşmesi bulunuyor. 


Roma'nın en önemli yerlerinden biri de İspanyol Merdivenleri. Aslında bu merdivenler meydanda bulunan Trinita dei Monti Kilisesi'ne kolay ulaşım sağlaması için yaptırılmış. Günümüzde ise gece gündüz sürekli turist görebileceğiniz noktalardan biri. Yalnız bizim şanssızlığımıza gittiğimiz dönemde restorasyon olduğundan merdivenlerde oturup da şöyle etrafı ağız tadıyla bir kesemedik :( 

Evet çooook yoğun ve yorucu bir günün sonuna geldik. İyice dinlenmek gerek çünkü yarın da en az bugün kadar yoğun geçecek. Tamam kabul ediyorum yorucu olabilir ama 2 günde de Roma'yı gezmek böyle oluyor işte. 

2.GÜN ROTASI (SIRASIYLA)
- Cupola San Pietro(The Dome yani Kubbe)
-San Pietro Bazilikası 
- San Pietro Meydanı
-Vatikan Müzeleri
-Sistine Şapeli
- Via della Conciliazion'dan yürüyerek Castle Sant Angelo
- Piazza del Popolo
- Via del Corso


Haritada 2. gün yürüyüş rotamız

Evet 2. gun rotamızdan anlayacağınız gibi bugün Roma'nın dini bölümlerini gezmeyi planlıyoruz. Vatikan yerleşik nüfusu yaklaşık 1000 olan bir şehir devleti. Roma'dan etrafındaki duvarlarla ayrılıyor. Hristiyanlığın Katolik mezhebinin merkezi, Papa'nın da evi. Ayrıca Dünya'nın en küçük devletlerinden biri. Ama dini önemi nedeniyle her zaman tıklım tıklım (tabii Vatikan gezinizi pazar günü yapacaksınız ekstra kalabalığa hazırlıklı olmalısınız) Bu kalabalıktan mümkün olduğunca az etkilenerek Vatikan gezinizi tamamlamak için size naçizane önerim Cupola San Pietro (ya da The Dome)<San Pietro Bazilikası<Vatikan Müzeleri sıralamasını izlemeniz.  Cupola San Pietro oldukça kalabalık ve çıkılması efor gerektiren bir yer. Sabah tam kalabalık olmadan ve enerjiniz yerindeyken gezinize buradan başlamalısınız. Cupola San Pietro'dan direkt San Pietro Bazilikasının içine çıkıyorsunuz. Dolayısıyla San Pietro Bazilikasına girmek için o korkunç sıraları beklememiş olursunuz ve bu kısım böylece bitmiş olur. Yine önceden online olarak Vatikan Müzesi biletlerinizi alırsanız tam saatinde o korkunç giriş sırasını beklemeden müzelere girersiniz. Kısacası bu sıralama size günün geri kalanı için zaman ve enerji kazandıracaktır. 
Bu arada meydana girdiğinizde bir anda etrafınız turist rehberleri ile sarılacak. Türkçe bilenler de var ancak bunları bulmak biraz zor. Eğer ingilizceniz iyiyse ya da türkçe rehber bulursanız bence rehberle gezmek iyi bir seçenek olabilir. 

Hemen baştan söyleyelim Vatikan'a gideceğiniz gün biraz usturuplu giyinmenizde fayda var. Kısa şort ve askılı giyenleri içeri almıyorlardı. Diz hizasında şortlara ise karışmıyorlar.

Bu küçük nottan sonra kaldığımız yerden devam edebiliriz. Sabahın köründe kahvaltımızı eder etmez hemen kendimizi Vatikan'a attık. Bizim otelimiz çok yakın olduğundan yürüyerek geldik ancak metro ile de Ottaviano-San Pietro veya Pietro-Musei Vaticani duraklarında inerek kolaylıkla ulaşabilirsiniz. San Pietro Meydanına girdiğinizde kalabalığın yoğun olduğu bir yer göreceksiniz. İşte orası güvenlik sırası, ne yapıp edip o sıraya bir an önce girmeye bakın çünkü çok hızlı büyüyen bir sıra. Güvenlikten geçtikten sonra kalabalığın yoğun olduğu bazilikaya değil de Cupola sırasına gittik (Bu arada Cupola Kubbe demek). San Pietro Bazilikası'nın kubbesi ayrı bir meşhur çünkü bu kubbeyi ünlü sanatçı Michelangelo tasarlamış ancak bitirmeye ömrü yetmemiş. Kubbe Michelangelo'nun ölümünden 26 yıl sonra tamamlanabilmiş. Ayrıca kubbeden Vatikan'ın manzarası da bir başka güzel. Kısacası vakit varsa bu kubbeye mutlaka çıkılmalı. Yalnız kubbeye çıkmak öyle kolay değil. İnsanın üstüne üstüne gelen daracık 550 tane basamaktan bahsediyorum. Hadi genciz, gaza gelmişiz diye 550 basamağı görmezden gelelim, bir şekilde çıkarız dedik ancak o kadar sıkıcı, boğucu, kolostrofobik bir ortam ki anlatamam. Hayatımda hiç bir ortamda o kadar bunalmamıştım. Kubbe'ye çıkış için 2 yol var. İlki 550 basamağın hepsini yürüyerek çıkabilirsiniz, bu seçeneğin fiyatı 6 euro. İkincisi ise asansörlü seçenek. Ancak asansörle sadece 230 basamağı atlayabiliyorsunuz. Geri kalan 320 basamakçığı yine çıkmak zorundasınız. Bu seçeneğin fiyatı da 8 euro. Biz asansörü tercih ettik, size de asansörü öneririm. Merdivene göre asansörde tabii ki daha fazla sıra var ama sabah erken saatte giderseniz sorun olmuyor, hemen asansöre binebiliyorsunuz. Az önce de bahsettiğim gibi asansörden indikten sonra sizi bekleyen 320 basamak var, ancak 550'nin yanında 320 basamak çıkmak kesinlikle çok daha mantıklı.


San Pietro Bazilikasının kubbesi, buranın tepesine çıkacağız işte.


Zorlu Cupola yolculuğu başlıyor.


Hayatınızın en zorlu merdiven yolculuğuna hazır olun.

Kubbeden San Pietro Meydanı.


Kubbeden Vatikan Bahçelerinin görüntüsü. Vatikan Bahçeleri için 32 euro verip ayrıca bilet almanız gerekiyor. Yine Vatikan Müzeleri ile birlikte combo bilet seçenekleri de mevcut. Ancak zaman darlığından ve de çok yorucu olacağını düşündüğümüzden biz gitmeyi tercih etmedik. 


Evet kubbeden muhteşem manzarayı izledikten sonra çıkış için o kabus gibi merdivenlerden tekrar aşağı iniyoruz. Çıkış noktası ise San Pietro Bazilikası’nın içi. Bu güzel birşey çünkü o yorgunluğun üzerine bir de bazilikaya girmek için ayrıca sıra beklememiş oluyorsunuz. Roma siuletinin en önemli parçası olan San Pietro Bazilikası hristiyan aleminin en büyük bazilikasıdır. İçine aynı anda tam 60.000 kişi sığabiliyor. Tasarımında Michelangelo, Bernini, Donato Bramante ve Raphael gibi rönesans ustalarının yer aldığı bazilikanın vasat bir şey olması tabii ki beklenemez. İçeri girer girmez zaten heykellerden, kabartmalardan, altın kaplamalardan başınız dönüyor. Hristiyanların saraylarındaki ve dini yapılarındaki akılalmaz gösterişi görünce, yüzyıllarca üç kıtada hüküm sürmüş Osmanlı’nın ne kadar tevazu içinde yaşadığını anlıyoruz. 

San Pietro Bazilikası

San Pietro Bazilikası ve San Pietro Meydanı

San Pietro Bazilikası

 Arkada gördüğünüz Aziz Petrus'un mezarı üzerindeki baldakeni 17.yy’da Bernini tasarlamış.


San Pietro Bazilikası aynı zamanda bir mezarlık. 150’den fazla Papa’nın mezarı burada bulunuyor. Bazilikanın sol tarafında ayrı bir giriş noktası var, oradan girip gezebiliyorsunuz.

San Pietro Bazilikası’nda her eserin ayrı bir önemi var ancak burada Michelangelo’nun en ünlü eseri Pieta’ya ayrı bir parantez açmak gerek. Zaten heykelin önemini önündeki kalabalıktan da anlıyorsunuz. Buraya yığılmış turist kitlesi arasında kendinize yer açarak ön sıralara doğru ilerlerseniz Hz. Meryem’in eteğinde Michelangelo’nun imzasını görebilirsiniz diyorlar ancak ne yalan söyleyeyim ben göremedim. Pieta, Michelangelo’nun imzasını taşıyan tek eseri olduğu için bu imzayı görmek bu kadar önemli. 




Pieta’da Michelangelo Hz. İsa’yı çarmıhtan indirildikten sonra annesi Hz. Meryem’in kollarında tasvir etmektedir. Hz. Meryem sağ eliyle İsa’nın bedenini kavrarken sol eliyle de naaşı izleyiciye sunmakta ve herkesi saygıya davet etmektedir. Yine Pieta’nın başka bir özelliği de diğer eserlerin aksine Hz. Meryem’in ilk kez bu kadar genç tasvir edilmiş olmasıdır. 1972 yılında Macar bir ziyaretçi, artık ne dalıp düşündüyse, elinde çekiçle heykele saldırmış. O tarihten beri Pieta kırılmaz bir cam bölmenin ardından sergileniyor. 
San Pietro Bazilikası haftanın her günü 07.00-19.00 arası açık, girişi de ücretsiz. Zaten her zaman kalabalık olan bazilika pazar günleri ekstradan daha da kalabalık oluyor haberiniz olsun. 


Bazilika’dan meydana çıkıyoruz. Meydana girdiğinizde bir anda etrafınız turist rehberleri ile sarılıyor. Aralarında Türkçe bilenler de var ancak sayıca çok az. Eğer ingilizceniz iyiyse ya da türkçe rehber bulursanız bence rehberle gezmek iyi bir seçenek olabilir. 
Bir Bernini tasarımı olan San Pietro Meydanı dünya’nın en büyük meydanlarından birisi. Çarşamba günleri Papa burada binlerce katoliğe vaaz veriyor. 
Meydanın etrafı 196 cm aralıklarla dizili 284 adet sütunla çevrili. Yukarıdan baktığınızda bu sütunlar meydanı ve içindekileri kucaklayan iki kol gibi görünüyor. Meydanın ortasında MÖ 1. yy’da Mısır’dan getirilmiş bir dikilitaş var. Dikilitaşın iki yanında da biri Bernini’ye diğeri ise Maderno’ya ait iki adet çeşme bulunuyor. Bu çeşmelerin amacı ise insanların uzaktan su sesini duyup bu sesi takip etmeleri ve bazilikaya gelmelerini sağlamakmış. Tabii bunlar tasarlanırken motorlu taşıtlar ve turizm diye birşey yokmuş. Günümüzde motor sesinden ve kalabalığın curcunasından su sesi çeşmenin dibinden bile zor duyuluyor. 

San Pietro Meydanı


San Pietro Meydanındaki dikilitaş ve çeşmeler


Arkada görmüş olduğunuz bariyerler ortamın ruhunu bozuyor maalesef, çok çirkin duruyorlar.


Resimdeki komik kıyafetli arkadaşlar yüzyıllardır Papa'yı korumakla görevli olan İsviçreli Muhafızlar. İsviçreli muhafız olmak için Katolik, bekar, İsviçre vatandaşı olunması, askerlik görevini yapmış, üniversiteyi veya liseyi bitirmiş, 19-30 yaşları arasında ve en az 1.74 boyunda olunması gerekiyormuş. İsviçreli muhafızların Papa'yı korumasıyla ilgili çeşitli eleştirilere rağmen muhafızlar hala görevlerine devam ediyorlar. Söylenene göre İsviçreli Muhafızlar ihanet etseler bile Vatikan'ın hiçbir sırrını asla açıklamıyorlarmış.


Meydanda bol bol fotoğraf çektikten sonra koştur koştur Vatikan Müzeleri’ne doğru ilerliyoruz. Vatikan Müzeleri San Pietro Meydanına yaklaşık 10-15 dakikalık yürüme mesafesinde. Vatikan Müzelerinin biletini mutlaka ama mutlaka internetten online olarak almalısınız çünkü müze girişindeki sıra inanılmaz kalabalık. İnternetten alınan biletler gişedekine göre 3-5 euro daha pahalı ama inanın o sırayı görünce verdiğiniz paranın son kuruşuna kadar değdiğini göreceksiniz. Üstelik internetten alınan biletler saat rezervasyonlu yani belirtilen saatte orada oluyorsunuz ve bekleyen yülerce insanın yanından hızlıca ilerleyip içeri geçiyorsunuz. Ancak gördüğüm kadarıyla saat konusunda çok da katı değiller, sanki hangi saatte giderseniz gidin içeri girebilirsiniz gibi geldi. Yine de zamanı iyi ayarlayıp çok yayılmamakta fayda var. 


Size taa en başta Roma'da her yerde sıra bekleyeceğinizi söylemiştim. İşte bu da Vatikan Müzelerindeki sıra. Güzel olansa online rezervasyon sırasının çok hızlı ilerlemesi. 

Vatikan Müzeleri, adından da anlaşıldığı üzere aslında tek bir müze değil, 54 küçük müzeden oluşan bir kompleks.Yüzyıllar boyunca göreve gelen her papa değerli resim, heykel, harita gibi şeyleri müzenin bünyesine katmış. Dolayısıyla yıllar içinde müze büyümüş de büyümüş, gezmek zaman istiyor gerçekten de. Müzenin içi de en az dışı kadar kalabalık. Müzede tek yön sistemi var, herkes aynı yöne doğru ilerliyor. Zaten bu şekilde olmasa o kalabalıkta gezmenin imkanı yok. Müzedeki her şey gerçekten de çok güzeldi ancak beni en çok etkileyen müzenin tavanları oldu. O nasıl bir sanat anlayışıdır, basit bir tavanı böylesine sanat eseri haline getirenler nasıl yeteneklerdir anlamak mümkün değil. Bazen tavanlara bakmaktan tablolara falan bakmayı unutuyorduk, o derece yani. Vatikan Müzeleri pazar günleri kapalı,ancak ayın son pazar günleri bir istisna. Artık ne özelliği varsa her ayın son pazar günü hem açık hem ücretsiz. Diğer tüm günler ise 09.00- 18.00 arasında açık. Giriş ücreti ise 16 euro ancak online alımlarda 4 euro fazladan veriyorsunuz, yani 20 euro oluyor. Burada sakın 4 euro için pintilik etmeyin çünkü hayatınızın en mantıklı 4 eurosunu harcamış olacaksınız emin olun. Düşünün 4 euro fazla ödemek mi yoksa saatlerce sıra beklemek mi?? Farklı bilet seçenekleri için şu linki inceleyebilirsiniz. 

San Pietro Bazilikası'nın kubbesinden Vatikan Müzeleri

Vatikan Müzeleri

Vatikan Müzeleri

Vatikan Müzelerinde çok ama çok meşhur olan iki bölüm var. Bunlardan biri Raffaello Odaları. 1508 yılında Papa 2. Julius, henüz 26 yaşında çiçeği burnunda bir sanatçı olan Raffaello’yu burayı dekore etmesi için görevlendirmiş. İyi de etmiş çünkü Raffaello’dan başkası böyle muhteşem bir eser ortaya çıkaramazmış. 

Raffaello Odaları, büyülü tavanlar :p

Vetikan Müzelerinde meşhur olan diğer yer ise Sistine Şapeli. Buranın hristiyanlar için önemi çok büyük, çünkü günümüzde papalık seçimleri burada yapılıyor. Sistine Şapeli Vatikan Müzeleri'nin son durağı. Dolayısıyla müzede zaten var olan kalabalık burada iyice yoğunlaşıyor. Bu arada yukarıdaki fotoğraf internetten alıntı çünkü Sistine Şapeli’nde fotoğraf çekmek yasak. Genelde yasaklara isyan edip gizliden fotoğraf çekerim ama burada maalesef başarılı olamadım :(( Bir kere çok kalabalık, birilerine çaktırmadan fotoğraf çekmek mümkün değil. Ayrıca her yerde fotoğraf çekilmemesi ve sessiz olunması konusunda sizi ikide bir kabaca uyaran görevliler mevcut. Kabaca kelimesinin altını özellikle çiziyorum gerçekten de sizi dövecekmiş gibi sertçe uyarıyorlar. Şapelde sürekli şşşşttt sesleri yankılanıyor, insan bir noktadan sonra sinir oluyor.

Sistine Şapeli Michelangelo’nun eseridir. Michelangelo, her biri birbirinden özel olan tavan resmilerini, kendi tasarımı olan farklı bir iskele kurdurarak, kimseden yardım almadan tek başına yapmış. Tavanda İncil’den 9 değişik sahne yer alıyor. Bunlardan en meşhuru da Adem’in Yaratılışı Sahnesi. Tabii olay sadece tavanda da bitmiyor. Sistine Şapeli’nin yan duvarlarında da Perugino, Botticelli ve Signorelli gibi sanatçıların Hz. Musa ve Hz. İsa’nın hayatından hikayeler anlatan resimlerini bulacaksınız. 

Adem'in Yaratılışı sahnesi.

Vatikan’dan kart postalamak çok meşhur.

Vatikan sokakları

Eveeet Sistine Şapeli ile birlikte Roma’nın dini bölümünü yani Vatikan’ı bitiriyoruz. Yarım günden biraz fazlasını alan yoğun ve yorucu bir gündü. Etraftaki kalabalık insanı inanılmaz yoruyor. Her yerden birileri çıkıyor, herkes bir şeylerin önünde fotoğraf çekiyor, yine herkes geçmiş bir heykelin ya da tablonun başına yanındakilere bir şeyler anlatıyor. Vatikan’ı kendi curcunasıyla baş başa bırakıp San Pietro Bazilikası’nın hemen karşısındaki geniş yoldan yani Via della Conciliazion’den(buraya Vatikan Koridoru diyenler de var) Castle Sant Angelo’ya doğru gidiyoruz. 


San pietro Bazilikasına sırtınızı döndüğünüzde karşınıza çıkan bu yol Via della Conciliazion. Bu yolun sonu Castle San Angelo’ya çıkıyor. 


Castle Sant Angelo, Tiber Nehri’nin kıyısında, oldukça romantik bir görüntü sergilemesine rağmen bir o kadar da acımasız bir tarihe sahip. Kale zaman içersinde Papa’nın evi ve hapishane olarak kullanılmış. Papa’nın evi olarak kullanıldığında Papa’nın güvenliğini sağlamak amacıyla kalenin içinden Vatikan’a giden gizli tüneller yollar inşa etmişler. Hapishane olarak kullanıldığı dönemde ise sayısız idama ve işkenceye ev sahipliği yapmış maalesef. Castle Saint Angelo Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın esir tutulduğu kale olduğundan bizim için de ayrı bir öneme sahip. 




Castle Sant Angelo günümüzde Museo Nazionale di Castel Sant’Angelo’ya ev sahipliği yapıyor. Müze pazartesi günleri kapalı. Girişi 14.5 euro, online rezervasyonlarda 3 euro fazla ödüyorsunuz her ayın ilk pazar günü ise ücretsiz.  Biz zaman kısıtlılığından dolayı giremedik. 




Sant Angelo Köprüsü. Eskiden kalede idam edilenlerin başları millete ibret olsun, korku salsın diye kalenin hemen önündeki bu köprüye asılırmış, günlerce de kalırmış. Düşündükçe ürperiyor insan. 



Tiber Nehri


Sant Angelo Köprüsünden San Pietro Bazilikası



Sant Angelo Köprüsünden karşıya geçip nehir boyunca çok güzel bir yürüyüş yapıyoruz. Bir ara yine Roma’nın o güzelim ara sokaklarına girerek Piazza del Popolo’ya kadar yürüyoruz. Yine Roma’daki diğer meydanlar gibi cıvıl cıvıl çok tatlı bir meydan. Ortasında Mısır’dan getirilen bir dikilitaş var. Piazza del Popolo, Via del Corso ile ilk gün Colesseum’dan sonra gittiğimiz Piazza Venezia’ya açılıyor. Via del Corso için Roma’nın İstiklal Caddesi diyebiliriz. Birbirinden güzel mağazalar, cafeler, restoranlar, sokak sanatçıları ve her daim kalabalık sizleri bekliyor. Gerçekten de aylak aylak dolaşıp günün yorgunluğunu burada atmak çok iyi oldu. 



 Piazza del Popolo


Piazza del Popolo'da arkada gördüğünüz yeşilliklerin fışkırdığı yer Roma'nın en ünlü bahçesi Villa Borghese. Zaman yokluğundan bu seyahatimizde burayı atlamak zorunda kalıyoruz, bir dahakine artık. 


 Via del Corso


Via del Corso


 Son olarak fotoğrafta gördüğünüz, İtalya'ya özgü bu ev yapımı makarnalardan alarak sizden Roma magneti ya da kupası bekleyen sevdiklerinizi şaşırtabilirsiniz :))

İşte bu kadar, yorulduk ama  2 günde de Roma'yı bitirdik. Umarım okuduklarınız size faydalı olur. Roma sadece bir kez değil tekrar tekrar gidilmeyi hak eden çok tatlı bir şehir. Başka zaman tekrar buluşmak üzere Roma'dan ayrılıp Venedik'e doğru yola çıkıyoruz. Venedik'te görüşmek üzere :))


Aklınıza takılanlar için gulayden@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz. Cote d'Azur gezi notları için burayı tıklayın.


3 yorum:

  1. havalandırma sistemleri İstanbul merkezli Bim havalandırma firmasının yarım asırlık bilgi birikimine siz de danışabilirsiniz. Detaylı bilgilendirmeniz için ayrıca teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Çok faydalı, okuması çok zevkli ve bilgilendirici bir yazı. Romaya gitmeden once mutlaka okunmali.tesekkurler.

    YanıtlaSil
  3. Güzel yorumunuz için ben teşekkür ederim. Faydalı olduysak ne mutlu bize ��

    YanıtlaSil