Sayfalar

12 Kasım 2015 Perşembe

NEW YORK GEZİ REHBERİ

NYC: ÖZGÜRLÜĞÜN ADRESİ




ABD denince herkesin aklına ilk gelen şehir şüphesiz New York. Aslında New York eyaletin adı bizim bu gezimizdeki hedefimiz ise New York City (NYC). NYC ticaretin, sanatın, sporun, eğitimin ve daha bir çok şeyin dünyadaki merkezi. Aslına bakarsanız NYC’ye yabancı değiliz. Amerikan filmlerinden bir çok yerine aşinayız. Kim bilir kaç filmde elinde meşalesi ile yükselen karizmatik özgürlük anıtını, Rockafeller’ın önündeki kocaman noel ağacını ve buz pistini, Central parkı, 5. caddede havalı havalı alışveriş yapan zenginlerini, evsizlerle dolu tehlikeli ara sokaklarını ve daha aklıma gelmeyen bir çok şeyi görmüşüzdür. İşte New York okyanusun karşı kıyısında bize göre hayli uzakta bulunan ancak uzak olduğu kadar da tanıdık gelen bir şehir. 

Malum NYC özgürlükler şehri diye biliniyor. Gerçekten de öyle. Herkesin özgürce hareket 
ettiği ancak kimsenin özgürlüğünü yaşarken de birbirini rahatsız etmediği bir yer burası. Tabii bu özelliği nedeniyle dünyanın bir çok yerinden ciddi göç almış. NYC’deki her üç kişiden biri amerikalı değil. Oldukça kozmopolit bir yer. Her tipte insanı burada görmek mümkün. New York’un nüfusu 10 milyona yakın. Şehirde ciddi bir Türk nüfusu da bulunuyor. Bizim resmi rakamlarımıza göre ABD’de 1 milyon Türk var. Ancak ABD’deki Türk sivil toplum örgütlerinin yaptığı bir araştırmaya göre ise  ABD’de en az 3 milyon Türk bulunuyor. Evet yanlış duymadınız tam 3 milyon. Ve türklerin en çok bulunduğu şehir de NYC. Gerçekten de NYC’de gittiğimiz hemen her yerde türkçe konuşan birileri ile karşılaştık. Ancak maalesef NYC’deki türkler çinliler gibi bir araya gelerek şöyle büyük bir mahalle oluşturamamışlar. Ayrı ayrı yaşıyorlar. 



Hani filmlerde görürsünüz ya NYC’de herkes bir yerlere yetişmeye çalışır, herkes koşturur vaziyettedir. Gerçekten de öyle. Koca şehirde herkesin elinde kahve ve kahvaltı niyetine bol karbonhidratlı kocaman sandviçler, herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Amerikalılar gerçekten de rahat insanlar. Yaşam tarzlarındaki rahatlık giyim kuşamlarına da yansımış. Şıklıktan nasiplerini almamışlar. Nedendir bilmem amerikalı erkekler üstlerine en az 1-2 beden büyük gelen takım elbise giymeyi çok seviyorlar. Takım elbisenin altında spor ayakkabıları sırtlarında ise sırt çantalarıyla işe gidiyorlar. Bayanlar da aynı şekilde. Basit bir kot ya da şort üzerine de t-shirt giyip işe giden çok bu şehirde. Tabii istisnalar da mevcut. 

New York İstanbul’dan yaklaşık 10 saat 30 dakika sürüyor. Türkiye’den 7 saat geride. Uzun bir uçuşun sonunda akşam 21-22 gibi New York’a indiğimizden o yorgunluğun etkisiyle hemen gidip şöyle güzel bir uyku çektik dolayısıyla jet lag problemi yaşamadık. Ancak Türkiye’ye dönüş tam bir kabustu. Tam 1 hafta boyunca gözlerimiz gece uykusu görmedi, gündüzleri de zombi gibi dolaştık. Tam bir felaketti. 


NYC'nin upuzuuuuuun sokakları


NYC tatili için en uygun mevsim şüphesiz ki ilkbahar-sonbahar ayları. California’nın o dillere destan güzelim havasını maalesef NYC’de bulmak mümkün değil. Burası yazları bunaltıcı derecede sıcak ve nemli, yine kışları da dondurucu soğuklukta olabiliyor. 



NYC’de araba kiralamak başa bela almak demek. Zaten gerek de yok. Şehri metro ve taksiyle rahatlıkla gezebilirsiniz. Metrosu 1904 yılında açılmış, dünyanın en eski metrolarından biri. 468 istasyonuyla da dünyanın en geniş ağına sahip metrosu. Her ne kadar biraz karışık olsa da 24 saat açık olması ve de hemen her yere ulaşım sağlaması nedeniyle metro en iyi seçenek. Ancak belli bir saatten sonra evsizlerin mekanı olduğundan özellikle geceleri dikkatli olmak lazım. Ayrıca NYC’de en çok göreceğiniz şeylerden biri de taksi. Hem taksi öyle çok da pahalı değil özellikle kısa mesafelerde tercih edilebilir. Ancak ABD’de her yerde olduğu gibi taksilerde de bahşiş verme geleneği var. Aşağı yukarı ücretin %10’unu da bahşiş olarak bırakmalısınız, yoksa ciddi bir tepki ile karşılaşabilirsiniz.


New York metrosu oldukça karışık, çözmek zaman alabilir.

NYC’de nereleri gezdik neler yaptık kısmına geçmeden önce aklıma gelen bir kaç şeyi daha paylaşmak istiyorum;

  1. ABD’deki prizler bizimkinden farklı. Gitmeden mutlaka dönüştürücü almalısınız.
  2. ABD’de diğer ülkeler gibi Tax Free uygulaması yok. Özellikle elektronik eşya alırken bunu göz önünde bulundurun.
  3. Haberiniz olsun şehirde her yerde ama her yerde sıra bekleyeceksiniz. Gitmeden sıra bekleme egzersizleri yapsanız iyi olur :))
  4. ABD’de sağlık hizmetleri çok pahalı. Bu yüzden gitmeden mutlaka seyahat sağlık sigortası yaptırın.
  5. ABD’de restoran, bar,cafe,taksi kısacası hizmet alacağınız her yer sizden bahşiş bekleyecektir. Bazı restoranlar fiyata %10’luk bahşişlerini dahil ederler, çoğu yer ise fiyata yansıtmayıp sizin bahşiş bırakmanızı beklerler. O yüzden size tavsiyem ücretin %10’u civarını bahşiş bırakın.
  6. Şehirde hiç internet sıkıntısı yaşamadık. Çünkü her yerde Starbucks Cafe var. Çok internete ihtiyacınız olursa Starbucks’ın ücretsiz internetini kullanabilirsiniz. 
  7. ABD’de damak tadıma göre bir şey bulamam aç kalırım diye üzülmeyin. ABD’de her türlü dünya mutfağının en güzelini bulacaksınız. Üstelik porsiyonlar da kocaman kocaman.
Bu da benim Empire State fotoğrafım :))


Seviyoruz New York'u

NYC aşağıdaki haritada da göreceğiniz üzere 5 bölümden oluşuyor. Tabii bu 5 bölüm içinde Manhattan adasının yeri ayrı, burayı NYC’nin merkezi olarak kabul edebiliriz.


NYC'nin bölümleri

NYC’de 3 adet havaalanı var (JFK, Newark, La Guardia). Bunların içinde en yoğun olanı tabii ki JFK. Biz de THY ile akşam 21.00 gibi JFK’e indik. Buradan Manhattan’a gitmenin bir kaç yolu var; 
  1. En ekonomik olanı tabii ki metro yani Subway. Ancak JFK’nın içinde metro istasyonu yok. Metroya gidebilmek için ücretsiz olan Air Train’i kullanıp Jamaica İstasyonuna gitmelisiniz. Buradaki istasyondan 24 saat açık olan metroya binip direkt Manhattan’a gidebilirsiniz. Bu arada terminaldeyken yaklaşık 5 dolara metrocard almayı unutmayın. Eğer şehirde daha uzun kalmayı planlıyorsanız haftalık ya da aylık metrocardları da tercih edebilirsiniz. Linki burada; http://web.mta.info/metrocard/
  2. JFK Manhattan’a yaklaşık 30 km mesafede. İsterseniz taksiyi kullanabilirsiniz, 70 dolar civarında tutar.
  3. Diğer bir seçenek de önceden de rezervasyon yaptırabileceğiniz Airporter Bus, Super Shuttle, Go Airlink Shuttle gibi havaalanı otobüsleri. Bunlar da aşağı yukarı 20-25 dolar civarı tutar.
Bu seçeneklerden kendinize uygun olanı seçebilirsiniz. Ulaşımda hiç bir problem yaşayacağınızı düşünmüyorum. 

NYC’de önerebileceğim en önemli şeylerden biri New York Pass. İsterseniz ABD’ye gitmeden önce https://www.newyorkpass.com/En/ adresinden de alabilirsiniz. Bu kart size 80’e yakın aktivasyonu ücretsiz olarak sunuyor. Hangileri olduğunu buraya tıklarak inceleyebilirsiniz. Tabii 80 aktivasyonun 80’ini de yapmak mümkün değil. Ama bunların içinde NYC’de mutlaka yapmanız gereken en az 6-7 seçenek var (örneğin Empire State, Top of the Rock, MoMA, Madame Tussauds gibi). Bunların biletlerini ayrı ayrı almak isterseniz o upuzun bilet sırasını beklemek yetmiyormuş gibi bir de daha fazla para ödeyeceksiniz. İşte New York Pass ile hem bilet sırası beklemiyor hem de toplam bilet maliyetini daha ucuza getirmiş oluyorsunuz. NY Pass kartı mutlaka ama mutlaka öneririm.

New York Pass Card

NYC gibi koca bir metropolde kolaylıkla gezebilir miyiz diye kaygılanıyorsanız şimdiden söyleyelim ki boşuna. Adeta cetvelle çizilmiş bu şehirde kaybolmak için özel bir çaba sarfetmeniz gerekiyor. Haritaya baktığınızda yatay olarak görülen numaralar “street”, dikey olarak görünenler ise “avenue”leri gösteriyor. Zaten her köşe başında kaçıncı street ve avenuede olduğunuzu gösteren tabelalar bulunuyor. Sokak numaraları arttıkça Central Park ve Upper East bölgesine doğru gitmiş oluyorsunuz, azaldıkça da Lower East bölgesine yani aşağı Manhattan’a gitmiş oluyorsunuz. 

Gördüğünüz gibi Manhattan cetvelle çizilmiş gibi

Manhattan

New York’ta 1-2 gün New Jersey’de yaşayan kuzenimizde kaldık. Hani şu filmlerde hep görürüz ya kocaman bahçeli, varendalı, hepimizin içinde keşke bizim olsaydı hissi uyandıran amerikan tarzı bir evdi bizim kuzeninki. Koskoca mahallede toplasanız 10 tane ev yoktu. O sakinliği, düzeni, huzuru görüp de kıskanmamak elde değil gerçekten. 

Bizim kuzenin yeşillikler içindeki bahçesi

Ve evi....

Kuzenin evinde birkaç gün kalıp gözümüz arkada kala kala Manhattan’daki otelimize geçtik. NYC’ye gidiyorsanız eğer ne yapıp edin Manhattan tarafında kalacak yer ayarlayın, çok rahat edersiniz. Çünkü daha önce de bahsettiğim gibi Manhattan NYC’nin merkezi, ayrıca gezilecek yerlerin ve yapılacak şeylerin de çoğu Manhattan’da bulunuyor. Bizim otelimiz 47. caddede bulunan Edison Hotel NYC idi. Öyle çok lüks bir otel diyemem. Binanın kendisi de odaları da oldukça eskiydi ama Manhattan’ın kalbi olan Time Square’de bulunması nedeniyle kesinlikle çok memnun kaldığımız bir otel oldu. Hem otelle ilgili sonradan öğrendiğim bir şeyi de sizinle paylaşayım. Sinemaya biraz ilginiz varsa The Godfather’ı mutlaka duymuşsunuzdur. İşte Marlon Brando’lu Al Pacino’lu The Godfather’ın bazı sahneleri Edison Hotel’de çekilmiş. İlginizi çeker mi bilmem ama Al Pacino takıntım olduğundan benim için çok değerli bir bilgi bu :))

Hotel Edison bizim için çok iyi bir tercihti

Otel odasına yerleşir yerleşmez ilk işimiz şu 24 saat uyumayan Time Square’yi bir kolaçan etmek oldu. Hani dedik ya Manhattan NYC’nin merkezi diye, işte 7. avenue ile 47. street’in birleştiği noktada bulunan Time Square de Manhattan’ın kalbi. Hangi saat gelirseniz gelin kalabalık, tıklım tıklım. Etraftaki meşhur neon ışıkları nedeniyle gecesi de adeta gündüz gibi, ışıl ışıl. Burada her tipte insanı görmek mümkün. Ayrıca 5 dolar bahşiş karşılığında Özgürlük Anıtı ile ya da Mickey Mouse ile de fotoğraf çektirebilirsiniz. Tabii Time Square’ye geldiğinizde dikkatinizi çekecek upuzuuuuuun bir sıra var. Bu sıranın ucu nereye varıyor diye baktığınızda insanların fotoğraf çektirmek için adeta kapıştığı kırmızı merdivenleri göreceksiniz. Eğer vaktiniz ve enerjiniz varsa bu uzun sıraya siz de katılıp eğlenceli bir deneyim yaşayabilirsiniz. Bu arada Time Square’de birbirinden güzel cafeler ve mağazalar bulunuyor. Yerinizde olsam Hard Rock Cafe’yi ve Bubba Gump’ı özellikle denerdim. Yine aklımdayken belirteyim Brodway müzikalleri için ucuz bilet bulabileceğiniz TKTS gişelerinden biri bu meydanda bulunuyor (diğeri ise daha sonra bahsedeceğim South Street Seaport’ta yer alıyor.) Benim orada olduğum dönemde en ünlü müzikal Lion King idi, hala daha da öyle. Ancak Lion King’e ucuz bilet bulmayı beklemeyin sakın :)

Time Square'de bu müzikseverlerle her an karşılaşabilirsiniz:))

Time Square'nin gündüzü ayrı,

gecesi ayrı güzel.

Arkamızdaki kırmızı merdivenlerde fotoğraf çektirebilmek için upuzun bir sırayı göze almak gerekiyor.

Özgürlük Anıtı ile samimi bir fotoğrafınız olabilir.

Nasılsa otelimiz Time Squarede, buralara daha çok takılırız diye düşünerek vakit kaybetmeden NY Pass kartımızı ilk kez kullanacağımız aktivasyonumuz olan, Manhattan adasını dışardan görüp Özgürlük Anıtına bir selam çakacağımız Circle Line Cruise’ye doğru yol aldık. Bu turlar Battery Park’tan kalkıyor. (NY Pass kartınız yoksa kişi başı 40 dolar fiyatı var ayrıca da sizi upuzun bir bilet sırası bekliyor olacak) Özgürlük anıtının bulunduğu Ellis Adası’na giden turlar da bulabilirsiniz ya da bizim gibi genel bir tura katılır buraları uzaktan görmeyi tercih edersiniz, size kalmış. Turun süresi yaklaşık 1-1,5 saat sürüyor. Eğer vaktiniz bolsa Ellis Adası’na gidebilirsiniz, ancak çok da şart değil. Yalnız NYC’ye gelmişken bu turlardan birine mutlaka katılmalısınız. Manhattan’ın dışardan görünüşü tek kelime ile muhteşem.. Not: Bu turlara katılmak istemiyorum derseniz yine Battery Park’tan kalkan Liberty Island feribotları ile Ellis adasına geçebilirsiniz. Yok özgürlük anıtını uzaktan görsem yeter diyorsanız Battery Park’tan kalkan ücretsiz Staten Island feribotlarını kullanabilirsiniz. 

Meşhurdur New York’un gökdelenleri. Kaçırmadan poz vermeli :))

New York'a gelip de bu fotoğrafı çektirmeyeni döverler herhalde :))

Statue of Liberty yani Özgürlük Anıtı inşa edildiği 1886 yılından beri ABD’nin simgesi. Bu heykel kuruluşunun 100. yılı nedeniyle Fransa tarafından hediye edilmiş. 


New York siuletinde Empire State ile yarışan afilli bina ise Chrysler Building.

Meşhur Brooklyn Köprüsü de yine görülmesi gerekenlerden. Yapımı 13 yıl süren bu Gotik tarzdaki köprü 1883 yılında hizmete açılmış. Açılış günü NYC’de tatil ilan edilmiş ve söylenene göre o gün 150.300 yaya köprüden geçerek suya 1 cent atmış. 

Feribot turunu öğlen güneşinin tam tepede olduğu öğlen saatinde yapmış olmamıza rağmen bu durum New York’u keşfetmeye kilitlenmiş biz çılgın gençleri çok etkilemedi. Turdan geriye kızarık bir ten ve hafif bir baş ağrısı kaldı o kadar :) Bugün bile hala kendime sorarım acaba neden öğlenin o vaktinde circle line cruise’ye gittik diye, ancak hala daha cevap bulabilmiş değilim. İlk günün gazı diyelim artık ve kaldığımız yerden devam edelim. 

Sırada Madame Tussauds müzesi var. Daha önceki yazılarımda da bahsetmişimdir. Aslında Madame Tussauds ABD’nin ve Avrupa’nın bir çok şehrinde bulunuyor. Ben New Yorktakine gittim. Time Square bölgesinde bulunuyor. Girişi 37 dolar ancak NY Pass kart aktivasyonlarına dahil. Bu müzede ünlülerin ve önemli kişilerin balmumu heykellerinin sergilendiğini bilmeyen yoktur herhalde. Gerçekten de eğlenceli bir yer. New York’taki en büyük ve en çok çeşit olan Madame Tussauds’ lardan biri. Heykeller gerçek gibi duruyor, ünlülerin heykelleri ile fotoğraf çektirip Türkiye’ye döndüğünüzde hava atabilirsiniz. Eğer daha önce herhangi bir şehirde bu müzeye gitmediyseniz NYC’dekine mutlaka uğrayın derim.

Madame Tussauds

Aslında Madame Tussauds’tan çıkarken ciddi ciddi yorulmuştuk. Ama dedim ya New York’u bir günde keşfetmeye yemin etmişiz hiç durur muyuz? Şimdi bir karar vermeliydik, ya güzel bir yemek yiyip otele dönecektik (ki mantıklı olan da buydu) ya da gezi aşkıyla Empire State’ye çıkacaktık. Biz hangisini tercih ettik dersiniz. Tabii ki tercih etmememiz gereken seçeneği yani Empire State’yi. O yorgunlukla güzelim New York’u bir de tepeden görelim istedik ve ünlü Empire State’ye doğru yola koyulduk.

Empire State, hani şu King Kong’un bir çırpıda tırmandığı meşhur bina. Tartışmasız New York’un bir diğer simgesi. 5. avenue ile 34. caddenin kesişiminde yer alıyor. 102 katlı bu bina 1931 yılından, 1972 yılında Dünya Ticaret Merkezi’nin açılışına kadar Dünya’nın en yüksek binası olma özelliğini de taşımış. Eğer şöyle güzel, açık havalı bir günde Empire State’ye çıkarsanız 5 eyaleti birden görebilirsiniz (New York, New Jersey, Pensilvanya, Connecticut ve Massachusetts). Uzun lafın kısası NYC’ye kadar gitmişken buraya çıkacaksınız, kaçışı yok. Yalnız Empire State’ye gitmeden şunu bilin ki dünyanın en uzun sırasını burada bekleyeceksiniz. Abartmıyorum, gerçekten de tahammül edilemez bir sıra bu. Yılan gibi kıvrılan upuzuuuuuuun sıranın sonunda nihayet asansöre binip gözlem katına çıkacaksınız. Belki de asansörde “işin zor kısmını atlattık yukarıda hem New York manzarasını seyreder hem de yorgunluk atarız, iyi ki de geldik” diye düşüneceksiniz. Ancak asansörün kapılarının açılmasıyla adeta yıkılacaksınız. Çünkü burada aşağıdakinden daha beter bir kalabalık sizi bekliyor olacak. Şöyle kenarlara yaklaşıp aşağı bakmak, zor ihtimal ama eğer mümkünse de hatıra olarak bir adet fotoğraf çekmek için, son model fotoğraf makineleriyle her yeri istila etmiş  olan uzakdoğulu amcalarla ciddi bir savaş vermek zorunda kalacaksınız. Gerçekten de burada yaşananlar şaka gibi. Bu yüzden size çok önemli bir tüyo vereceğim. Tamam Empire State New York’un simgesi falan filan ama biz de insanız sonuçta. Bence gelin kendinize işkence etmeyin, Empire State yerine efendi efendi Rockefeller Center’a çıkın. Hem Empire State’yi de içine alan birbirinden güzel fotoğraflar çekersiniz hem de hiç yorulmazsınız. Bu arada Empire State’ye çıkış NY Pass kart ile ücretsiz, kartınız yok ise 86. kat için 34 dolar ödemelisiniz. Eğer 60 dolar verirseniz o korkunç sırayı beklemeden hızlıca geçebileceğiniz biletler de mevcut. Empire State'nin gözlem katları ve fiyatları için buraya tıklayın. 

O curcunada ancak bunu çekebildik

Empire State'den NYC manzarası muhteşem

Empire State'nin zaman zaman bazı global olaylarda ışıkları renk değiştiriyor. Ramazan Bayramında da yeşil renge bürünmüştü.


Evet geldik günün sonuna. Time Square’deki Olive Garden’da (tabi yine yaklaşık 30-40 dk sıra bekledikten sonra) birbirinden güzel italyan yemeklerini mideye indirip otele geçtik. İyice dinlenmek gerek, yarın yine yoğun bir program bizi bekliyor. 

Sabah Starbucks’ta hızlı bir kahvaltıdan sonra metro ile Lower Manhattan’a geçtik. New York metrosu şimdiye kadar gördüğüm metrolar içerisinde en büyük ve de karışık olanı. Metro haritasına biraz kafa yorduktan sonra neyse ki gideceğimiz yeri buluyoruz. 

NYC metro haritası biraz karışık

 Bu kocaman görkemli binanın adı One World Trade Center. 11 Eylül saldırısı sonrasında yıkılan ikiz kulelerin yerine yapılıyor. Biz gittiğimizde hala inşaat halindeydi. Ancak bina bittikten sonra dünyanın en yüksek binalarından biri olacak ve tabii ki New York’u tepeden görebileceğiniz bir de gözlem alanı olacak. Kısacası New York’a diğer gelişimizde yapacak bir şey daha çıktı :)) Bu arada 11 Eylül demişken aklıma geldi. Bizim zamanımız kısıtlı olduğundan dolayı gidemedik ama eğer arzu ederseniz bu faciada hayatını kaybeden yaklaşık 3000 insan için yapılmış bir anıt ve müze de bulunuyor. NY Pass kartla da ücretsiz geçişi bulunuyor, isterseniz gezebilirsiniz. 


One World Trade Center’ın hemen karşı ara sokağında Century 21’ in bir şubesi bulunuyor. Zamanınız varsa uğrayın çünkü gerçekten de ucuz ve kaliteli şeyler var. 

Lower Manhattan aynı zamanda Financial District yani paranın merkezi olarak da biliniyor. Sadece Amerikan değil tüm dünya borsasının nabzı da burada atıyor haliyle. Buraya kadar gelmişken Wall Street ve ünlü Charging Bull heykelini görmeden olmaz elbette. Aslında itiraf etmek gerekirse buralarda öyle çok da görülecek bir şey yok. Ama yıllarca amerikan filmlerinden aklımıza kazınan sahnelerin çekildiği yerlerde gezmek bir hoş geliyor insana. 

New York’ta her yerde olduğu gibi burada da uzunca bir fotoğraf sırası beklemek zorundasınız.

Kocaman binaların arasındaki Wall Street’te adeta kayboluyorsunuz.

Bir diğer durağımız South Street Seaport. Burası New York’un o koca koca gökdelenlerinden kaçabileceğiniz şirin bir rıhtım alanı. Caddeler araç trafiğine kapalı. Oturup dinlenebileceğiniz, bir şeyler atıştırabileceğiniz birbirinden güzel, sevimli mekanlar var. Yine gezmek isterseniz rıhtımda bir de AVM bulunuyor. Dediğim gibi burası New York’un çoğuna göre sıkıcı gelen (ama nedense bana hiç de öyle gelmeyen) boğucu havasından kaçmak için iyi bir yer. Daha önce Time Square’yi anlatırken Brodway müzikalleri için ucuz bilet bulabileceğiniz TKTS gişelerinden bahsetmiştim. İşte bir diğer gişe de South Street Seaport’ta, aklınızda bulunsun. 

South Street Seaport

South Street Seaport


Hani yazımıza başlarken dedik ya New York çok kozmopolit bir yer, göç edenlerin sayısı amerikalılardan fazla, her ırktan insanla karşılaşacaksınız falan filan. İşte bu gibi sebeplerden New York’ta farklı kültür özellikleri taşıyan bölgeler oluşmuş. Bunlardan en çok bilinenleri Chinatown ve Little İtaly. İki mahalle de amerikan filmlerine bolca konu olmuştur, illa ki görmüşsünüzdür. Benim NYC gezimde en zevk aldığım yerlerdi diyebilirim. Daha önce San Fransisco yazımda da bahsetmiştim. Bu mahalleler kültür içinde ayrı bir kültürü yansıtıyor. Çin mahallesine girdiğinizde Amerika’ dan kopuyorsunuz mesela. Öyle ki burada yaşayan bazı uzakdoğulular hiç ingilizce bilmiyorlarmış, öğrenme ihtiyacı bile duymamışlar. Yaşadıkları bölgeyi öylesine kendilerine benzetmişler yani. Bu arada NYC’ye gelmişken illa ki hediyelik bir şeyler alacaksınız diye tahmin ediyoruz. İşte hediyelik eşya alışverişinizi Chinatown’a saklamalısınız. Çünkü hem çeşit hem de fiyat açısından en uygun ürünleri burada bulacaksınız. Çin yemeklerine karşı hiç bir zaman ilgim olmadı ancak pizza, spagetti denince işte orada durmak lazım. Siz de seviyorsanız o zaman Little İtaly sizin için tam bir cennet. Çünkü burada Amerika’nın ilk pizzacısı Lombardi’s bulunuyor. 

Her şeyin çince olmasına bakmayın, burası Çin değil New York'un tam ortası

Little İtaly


Yine bir çok filmden aklımızda yer etmiş New York’un Grand Central Station’u da kesinlikle görülmesi gereken yerlerden. Bu istasyon tren platformu sayısı itibari ile halen dünyanın en büyük tren garı binasıymış. Gerçekten de çok güzel bir bina. Hem de içinde kocaman bir Apple Store bulunuyor.

Grand Central Station'da insanları biryerlere koştururken izlemek çok eğlenceli

Apple Store görmüşüz hiç durur muyuz :))

Yine yorucu ve oldukça yoğun bir günün ardından Time Square’ye, otelimize dönüyoruz. Daha önce de size Hard Rock Cafe’den bahsetmiştim. Hard Rock Cafe ABD’nin ve dünyanın bir çok kentinde bulunuyor. Ancak New York’takini daha bir sevdim sanki. Ortamı tek kelime ile harika. Yemekler de gayet lezzetli idi. Denemelisiniz.

Hard Rock Cafe

Geldik New York’taki 3. ve son günümüze. Yarın Los Angeles’e geçiyoruz ve daha New York’ta gezmemiz gereken çok fazla yer var. Zaman kaybetmeden yola koyulmamız gerek. Bugünkü ilk durağımız Central Park. Hepimizin bildiği gibi burası devasa büyüklükte bir park olduğundan bisikletle gezmeye karar verdik. İyi ki de öyle yaptık, çünkü yürüyerek gezsek hem çok yorulur hem de çok zaman kaybederdik. (Bu arada NY Pass kartınız varsa ücretsiz bisiklet kiralayabiliyorsunuz.) Yine içinizden “yürüyecek ya da bisiklet sürecek enerjim yok, keşke oturduğum yerden birileri bana Central Park’ı gezdirse” diye geçiriyorsanız haberiniz olsun kalbiniz çok temizmiş, size bir müjdem var. Central Park’ın girişinde bir sürü fayton ve pedicam göreceksiniz. Pedicamlar 2 kişilik, faytona ise daha kalabalık binebilirsiniz. Üstelik bunları kullananların büyük bir kısmı da Türk, dolayısıyla türkçe rehberlik hizmetinden de faydalanabilirsiniz. 

Central Park

Central Park için NYC’nin akciğerleri desek çok da yanılmış olmayız. New York’un gökdelenleri arasına sıkışmış insanların nefes aldığı, piknik yaptığı, çimenlere uzanıp kitap okuduğu, çoluk çocuğuyla gezinebildikleri bir arka bahçe. Bu parka gelip de insanların huzurunu kıskanmamak elde değil. Central Park ciddi ciddi büyük bir park. İçinde kocaman yeşil sahalar, göletler, hayvanat bahçesi, konser alanı, buz pistleri ve bir çok restoran bulunuyor. Eğer New York’ta zamanınız bolsa buraya koca bir gün de ayırabilirsiniz, inanın hiç sıkılmazsınız. Park gece 1 ile sabah saat 6 arasında kapalı. Zaten hava karardıktan sonra Central Park çok da tekin olmuyor. Ayrıca hatırlatalım parkta alkol ve sigara yasak. 

Central Park

Bisikletle de amma havalı çıkmışım :p

Sıradaki durağımız Amerikan Doğa Tarihi Müzesi yani orijinal adıyla American Museum of Natural History. Aslına bakarsanız New York’u anlatırken müzelere ayrı bir yer ayırmak lazım. Çünkü bu şehir her konuda olduğu gibi müze konusunda da çok zengin. Ancak maalesef her birini ayrı ayrı gezecek vaktimiz olmadığından içlerinden en ünlüsünü seçip onu gezme kararı aldık. Burası Central Park’a çok yakın, bu nedenle burayı Central Park’ı gezdiğimiz güne bırakmak istedik. Ancak dilerseniz metro ile de gelme seçeneğiniz mevcut tabi. Metroda 81. street Museum of National History durağında inerek de bu devasa müzeye ulaşabilirsiniz. Burası dünyanın en büyük müzelerinden biri. Zaten içeri girince ister istemez “burası müzeyse bizdekiler ne, ya da bizdekiler müzeyse burası ne??” diye geçiriyorsunuz. Eğer hakkını vererek gezmeliyim derseniz bir kaç gün bile yetmeyebilir. Şöyle hızlıca bir bakıp çıkayım deseniz bile saatleriniz gidiyor. Kolay değil yaklaşık 32 milyoncuk parça sergileniyor. Ama daha önce herhangi bir şehirde böyle büyük bir müzeye gitmediyseniz mutlaka gidip bir görün derim. Müze NY Pass kartlıların ücretsiz faydalandığı atraksiyonlardan biri, eğer kartınız yoksa da bilet fiyatı 22 dolar. Tabi müzedeki değişik showları içeren farklı bilet alternatifleri de bulunuyor, web sitesini incelemenizde fayda var buraya tıklayın lütfen.

Fillerin arasında kaldım imdat :)

American Museum of Natural History

Müzede en çok ilgi çeken bölüm şüphesiz dinozorlar


Güzelim New York’u tepeden gözlemleyebileceğiniz 2 tane çok ünlü yer var. Bunlardan biri daha önce de uzunca bahsettiğim Empire State, diğeri ise Rockefeller Center. Filmlerden New York’taki kocaman noel ağacını ve önündeki buz pistini hatırlarsınız, işte onlar bu binanın önünde kuruluyor. ABD’nin dolayısı ile de dünyanın en zengin ailelerinden biri olan Rockefeller’ları duymayan yoktur herhalde. İşte Rockefeller Center, Rockefeller ailesi tarafından yaptırılmış, 50th street ile 5-6th avenuelar arasında oldukça büyük alana yayılmış bir kompleks. Fakat bilinenin aksine bu koca merkezin şu anki sahibi Rockefeller ailesi değil, aile bu binayı satmış. Binanın 70. katında Top of the Rock yani gözlem alanı bulunuyor. Eğer fazla vaktiniz yoksa ve Empire State ile Rockefeller arasında kaldıysanız bence Rockefeller’i tercih etmelisiniz. Bunun 2 sebebi var. İlki; Empire State’deki o korkunç kalabalık burada yoktu. Tamam sıra bekliyorsunuz ama bu daha makul bir sıra. Hem yukarı çıktığınızda da fotoğraf çekebilmek için birbirinin üzerine tırmanan insanlar yok, kesinlikle Rockefeller daha az yorucu. İkincisi ise; Rockefeller’dan NYC görüntüsü kesinlikle daha güzel. Buradan New York’un simgesi olan Empire State’yi de içine alan çok daha güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. NY Pass kartı olanlar ücretsiz geçebiliyorlar, kartınız yoksa bilet fiyatı 32 dolar. Eğer isterseniz Rockefeller Center turu da yapabilirsiniz, tabii bunun için ayrı bilet almanız gerekecek. Bu arada ünlü NBC’nin televizyon çekimleri de burada yapılıyor, yine isteyenler ayrıca bilet almak şartıyla bu stüdyoları da gezebiliyor. Veee işin dedikodu kısmını en sona sakladım. Söylenene göre Rockefeller ailesinin şu dünyayı yöneten gizli örgüt İlluminati ile ilişkisi varmış. Hatta Rockefeller Center’da bir takım gizli geçitler bulunuyormuş ve dünya starlarından bazıları bu gizli geçitlerde ayinlere toplantılara falan katılıyorlarmış. E gözümüzle görmedik tabii biz de internetin yalancısıyız :))

Ünlü NBC stüdyoları da Rockefeller Center'da bulunuyor. İsterseniz ayrıca bilet alıp gezebiliyorsunuz.

New York'a giden herkeste olması gereken fotoğraf

Rockefeller Center'da rahat rahat etrafı izleyin, ücretsiz internet keyfini yaşayın.

New York'tan son fotoğraf.. 

Evet geldik güzel bir seyahatin de sonuna, yarın California’ya geçiyoruz. Sizlere dünyanın merkezini yani New York’u dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Bu güzel dünya şehri bir kaç kez daha ziyaret edilmeyi hak ediyor kesinlikle. Tekrar gelinecekler listesinin en başına New York’u ekliyoruz. O zamana kadar bye bye New York diyoruz….
Aklınıza takılanlar için gulayden@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz. 

Biraz körfez havası alalım derseniz San Francisco'ya bekleriz;

http://gezginflamingo.blogspot.com.tr/2015/07/san-fransisco.html



1 yorum:

  1. havalandırma sistemleri İstanbul merkezli Bim havalandırma firmasının yarım asırlık bilgi birikimine siz de danışabilirsiniz. Detaylı bilgilendirmeniz için ayrıca teşekkürler.

    YanıtlaSil