Sayfalar

5 Mart 2019 Salı

OSLO GEZİ REHBERİ

Oslo, Avrupa'da gördüğünüz göreceğiniz en havalı şehirlerden biri.

Yaşam standartlarının ve medeniyetin tavan yaptığı, herbir köşesinden yeşillik ve oksijen fışkıran, kusursuz kuzey genleri nedeniyle insanlarından güzellik ve asalet akan, Dünya’da görüp görebileceğiniz en pahalı şehre, Norveç’in başkenti Oslo’ya gidiyoruz. Biz Avrupa Birliği’ne girmek için yılardır çırpınırken, “gerek yok” diyerekten Avrupa Birliği’ni elinin tersi ile reddecek kadar cool bir ülkenin başkenti Oslo. Haliyle göreceklerimiz karşısında biraz heyecanlıyız. 

Norveç'in efsanelere konu olmuş ünlü Trolleri.

Oslo, yüksek yaşam standartları ve pahalılığı ile ünlü İskandinavya’nın Kopenhag ve Stokholm’den sonraki 3. büyük, Norveç’in ise en büyük şehri. 1049 yılında Kral Herald tarafından kurulan ve eski adı Kristiania olan şehir Oslo ismini 1925 yılında almış. Zaten hepi topu 5,5 milyon nüfusu olan Norveç’in yaklaşık 1 milyonu Oslo’da yaşıyor. Oslo tam bir liman şehri. Norveç’in sadece idari değil aynı zamanda ticaret, ekonomik, endüstriyel, denizcilik ve kültür-sanat anlamında da başkenti. Oslo Birleşmiş Milletler tarafından Dünya’nın en yaşanılası şehri seçilmiş. Yine insani gelişmişlik indeksinin de en yüksek olduğu şehir kendisi. E bunları okumak bile kendimize ‘neden Norveç’te doğmadık sanki?’ sorusunu sormamıza yetiyor. Aslına bakarsanız turistik açıdan bakıldığında Oslo için Avrupa’nın ilk görülmesi gereken, en mükemmel şehirlerinden biri diyemem. Yurtdışı gezilerine yeni başlamış biriyseniz Avrupa’da Oslo’dan daha önce görülecek çok daha güzel şehirler olduğunu söylemeliyim. Ancak İskandinav kültürüne, kuzey ülkelerine karşı ayrı bir ilginiz varsa ya da artık Avrupa'da birçok yeri görüp bitirdiniz de sıra kuzeye geldiyse o zaman durum başka. 





Vikinglerin ana yurdu olan İskandinavya Norveç, İsveç ve Danimarka’dan oluşuyor. Birçoğumuzun İskandinav ülkeleri içerisinde saydığı Finlandiya ise İzlanda, Faroe Adaları ve Grönland ile birlikte Nordik Ülkelerini oluşturuyor. 


İstanbul’dan Oslo’ya THY ve Pegasus’un direkt uçuşları ile 3,5-4 saatte ulaşabilirsiniz. Bunun dışında İskandinavların havayolu şirketlerinden SAS ile de İstanbul’a direkt uçuşlar mevcut. Yazın daha sık olmak üzere SAS ve Norwegian Airlines’ın Antalya’dan da direkt uçuşları oluyor. Norveç yeşil pasaporta vize istemiyor. Gümrükten geçerken yanınızda dönüş biletinizin ve otel rezervasyonlarınızın olmasına özellikle dikkat edin, çünkü genellikle görmek istiyorlar. 




Yeşili mavisi bol cennet gibi bir ülke Norveç. Norveç denizlerinde 30 bin ada ve 100 bin resif bulunuyor. Yine Norveç'te 160 binden fazla göl var. 



Norveçliler genel olarak kibar ve yardımsever insanlar. Evet biraz mesafeliler, hafiften de soğuklar ama oldukça nazikler. Ayrıca kuzey insanı ırk olarak gerçekten çok güzel. Oslo sokaklarında herkes kraliyet ailesi mensubuymuş gibi, herkesten bir asalet akıyor. Dışardan durup baktığınızda bu insanların en büyük sorunu sokaklardaki çöplermiş ya da akşam gidecekleri sinema ya da tiyatroya yetişememekmiş gibi geliyor. Oslo’da aşırı huzurlu bir ortam söz konusu yani.




Oslo neredeyse tamamen Hybrid otomobile geçmiş. Her yerde karşınıza Tesla'nın inanılmaz güzel arabaları çıkıyor. 



Norveç ikliminin oldukça sert olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde. Teorik olarak taa ilkokuldan bildiğimiz şu meşhur Gulf Stream sıcak su akıntısı sayesinde kıyı kesimler iç kesimlere nazaran daha sıcak olsa da bence Norveç hele de bizim gibi sıcak iklimden gidenler için buz gibi bir ülke. Oslo ülkenin güneyinde kaldığı için nispeten daha sıcak. Biz Haziran ayında gittiğimizde Oslo’da günlük güneşlik bir hava vardı. Ama herşey iyiyken bakıyorsunuz bir anda bulutlar gökyüzünü kaplamış, o güzelim hava gitmiş kasvetli puslu bir hava gelmiş. Zaten Oslo halkı da bunu bildiğinden en ufak bir güneş sızıntısında bile üstte başta ne varsa çıkarıp hemen güneşleniyorlar. Bir yudum güneşe muhtaç gibiler. Sonuçta 365 günün sadece 60 günü güneş alan bir şehirden bahsediyoruz, çok da haksız sayılmazlar. Oslo’da hava güzel olmasına rağmen Bergen ve Flam için aynı şeyleri söyleyemiyorum maalesef. Hayatımın en soğuk günlerini buralarda yaşadım. Haziranın ortasında bildiğiniz kar yağdı. Kışın buralar nasıldır tahmin bile edemiyorum. Bir de Norveç kutuplara yakın olduğundan yaz aylarında gündüz süreleri 20 saati bulabiliyor. Mesela biz Bergendeyken gece saat 23 gibi hava hafiften bir kararıyordu, 3-4 saat sonra yeniden aydınlanıyordu. Yani hiç tam anlamıyla gece olmuyordu. Kışın da tam tersi tabii. Bu bir turist için ilginç birşey olabilir ama orada yaşayanlar için eminim ki bir noktadan sonra sinir bozucu bir hal alıyordur. Zaten şu gece gündüz meselesi yüzünden Norveç gibi zengin, medeni, alım gücü yüksek bir ülkede bile depresyon ve intihar vakaları çok sık görülüyormuş. ‘İnsan Norveç’te yaşayıp da niye intihar eder ki?’ demeyin, herkesin farklı bir derdi var işte. Bayağı gevezelik ettim, kısacası eğer amacınız kuzey ışıklarını değil de Norveç’i gezip görmekse; hem daha sıcak olduğundan hem de günlerin uzunluğundan faydalanmak için yaz aylarında gidin. Ama yazın ortasında da gitseniz mutlaka kaban, hırka, kazak, kısacası kalın ne bulursanız yanınıza alın. 




Oslo'nun bir çok yerinde fotoğraftaki gibi gönüllü olarak sokaktaki çöpleri toplayan gruplar gördük. 



Norveç’in para birimi Norveç Kronu, yani NOK. Biz gittiğimiz zaman fiyatları ikiye böldüğümüzde kabaca TL karşılığını bulabiliyorduk. Ancak ekonomimizdeki son durumlardan sonra değişmiş olabilir. Yanınızda euro götürüp orada exchange yapabilirsiniz. Size tavsiyem gün içinde size yetecek kadar NOK alın. Zaten Oslo’da en büyük marketten en küçük büfeye kadar her yerde kredi kartı kullanabiliyorsunuz. Çok fazla euro çevirmeye gerek yok yani. Yalnız hemen hatırlatalım Oslo pahalılıkta diğer tüm Avrupa ülkelerini sollamış, hatta hızını alamayıp Dünya’nın da en pahalı şehri ünvanını kazanmış. Bu acı gerçek seyahatiniz boyunca hep aklınızın bir köşesinde bulunsun. Ona göre susayın, ona göre acıkın. Eğer inanmıyorsanız en yakın marketten bir şişe su alarak test edebilirsiniz. Şaka değil, mini minnacık bir şişe su 20-25 liraya denk geliyor. Allahtan Norveç’te musluk suları içilebiliyor (yanınızda götüreceğiniz bir şişe hayat kurtarıcı olabilir). Mc Donald’s ta uyduruk bir menü 80-90 liraya geliyor. Oslo seyahatiniz biraz zorlu geçecek yani haberiniz olsun. 



Şeftalinin, eriğin kilosu 40-50 TL'ye geliyor, gerisini siz düşünün artık. 


Oslo şehir içi ulaşımda zorluk çekmeyeceğiniz bir şehir. Oslo’daki otobüs, tren, tramvay, metro, feribot gibi toplu taşıma sisteminin tümüne Ruter deniyor. Herhangi bir satış ofisinden aldığınız tek bir biletle bu araçların hepsine binebiliyorsunuz. Bilet fiyatları Zone 1 için; 
-Single yani tek kullanımlık biletler; 35 NOK (eğer otobüste şoförden alırsanız 55 NOK)
-24 saatlik biletler; 105 NOK
-Haftalık biletler; 249 NOK


Biletleri Narvesen ve 7-Eleven marketlerinden, Oslo Tren Garı önündeki Ruter’s Customer Service’den, otobüs terminali ve tren istasyonundaki bilet makinelerinden temin edebilirsiniz. Bunun dışında otobüs ve feribotların içerisinde de bilet satılıyor ancak daha pahalı. Bu nedenle biletinizi alıp binmenizde fayda var. 
Bir de Oslo Pass diye turistlere özel bir seçenek var. Bu kart ile 30 müzeye giriş ve toplu taşıma ücretsiz. Ayrıca bazı turistik aktivasyonlarda da indirim sağlıyor. 24, 48 ve 72 saatlik seçenekleri mevcut. 24 saatlik 445 NOK yani 46 Euro, 48 saatlik 655 NOK yani 67 Euro, 72 saatlik olansa 820 NOK yani 84 Euro. Bu arada aldığınız Oslo Pass’ı maalesef havaalanı-merkez ulaşımında kullanamıyorsunuz. Kartınızı gitmeden internet üzerinden online alabilirsiniz. Bunlardan bahsettik ama gördüğünüz üzere fiyatlar şaka gibi. Şahsen ben Oslo Pass’a bizim paramızla 500-600 lira gibi birşey versem geceleri uyuyamam herhalde. Oslo yürünerek çok rahat gezilebilecek bir şehir olduğundan biz gezimiz boyunca hiç toplu taşıma kullanmadık. Size de önermiyoruz. Paranızı metroya otobüse gömmeyin, yürüyün biraz. 

Oslo Pass

Gelelim Havaalanı-merkez ulaşımına. Oslo Gardermoen Havalimanı merkeze yaklaşık 50 km uzaklıkta. Tren, otobüs, taksi gibi seçenekleriniz mevcut. Tren ile havaalanından Oslo Central Station’a yaklaşık 20 dakikada ulaşabilirsiniz. Kullanabileceğiniz iki türlü tren var. İlki Airport Express Train yani Flytoget. Flytoget her 10 dakikada bir kalkıyor, bilet fiyatı ise 392 NOK yani yaklaşık 41 euro. İkinci seçeneğiniz ise Norwegian State Railways yani NSB. Bu tren ise her 20-30 dakikada bir kalkıyor, bilet fiyatı 105 NOK. Her ikisinin de ulaşım süresi aynı olduğundan ucuz olan NSB’yi seçmek daha mantıklı gibi duruyor. 

Havaalanında otobüs ve tren biletlerini bu gişelerden alabilirsiniz.

Havaalanından merkeze Ruter ya da SAS Flybussen gibi otobüs seferleri de var. Yolculuk süresi 45-50 dakika kadar sürüyor. Bilet fiyatları ise Ruter için 105 NOK, SAS Flybussen içinse 179 NOK. Ama trenle ulaşım çok daha rahat olduğundan otobüse gerek duyacağınızı sanmıyorum. Bunların dışında Dünya’nın en pahalı şehri Oslo'da fantazi yapıp taksiye binmek isterseniz havaalanı-merkez için 750-1300 NOK arası değişen fiyatlar istediklerini de söyleyelim. 


Oslo Central Station



Evet Oslo’ya geldik, havaalanından merkeze de ulaştık, peki nerede konaklayalım?? Bilineni bir kez daha tekrar ederek başlayalım o zaman; Oslo’da konaklama çok ama çok ama çok pahalı. Üstelik verdiğiniz paraya karşılık da öyle jakuzili, manzaralı, kocaman lüks otel odaları beklemeyin. Sağdan sola dönerken bile zorlanacağınız, valizinizi açabilmek için şekilden şekile girmeniz gereken, muhtemelen dünyanın en küçük tuvalet ve banyolarını kullanacağınız miniminnacık otel odalarından bahsediyoruz. Ulaşımın pahalı olduğu Oslo’da toplu taşımaya çok para vermemek için mümkün olabildiğince merkezde konaklamayı tercih etmenizi öneririm. Bu nedenle Oslo’nun kalbi olan Karl Johans Gate bölgesi en iyi tercih. Biz Smarthotel Oslo’yu tercih ettik. Az önce dediğim gibi odası küçük ancak temiz, konumu çok merkezi (turistik yerlere 5-10 dk yürüme mesafesinde) ve en önemlisi de oda fiyatına kahvaltı dahil(kahvaltısı da oldukça güzeldi). Tek gece için 1350 NOK ödedik.




Smarthotel'i özellikle merkezi konumu nedeniyle herkese öneriyoruz.



Otelin kahvaltısı gayet güzeldi. Malum Oslo'da herşey ateş pahası olunca biz de Türk işi yapıp gün içerisinde bizi idare etsin diye açık büfeden çantamıza meyve, pasta gibi şeyler attık, gayet de iyi oldu :)



Odanın geri kalanını da göstermek isterdim ama geri kalanı yok. Yani oda hemen hemen bu kadar :)



Artık Oslo’yu gezmeye başlayabiliriz. Gezimize başlamadan önce Oslo’nun 1,5- 2 günlük bir şehir olduğunu söyleyelim. Ana yapıları görmek için bu süre yeter de artar bile. Biz gezimize ilk olarak Oslo’nun en meşhur yeri olan Vigeland Sculpture Park diğer adı ile Frogner Park’tan başladık. Toplu taşıma kullanacaksanız 12 numaralı tren hattını kullanarak Vigelandsparken durağında inebilirsiniz. Biz yürümeyi tercih ettik. Vigelandpark, Karl Johans Gate’den yürüyerek yaklaşık 35-40 dk sürüyor. Yürümesi de oldukça eğlenceli bir yol. Bu parkta ünlü heykeltraş Gustav Vigeland’ın yapmış olduğu 200’ün üzerinde granit ve bronz heykel, 13 adet de dökme demir kapı sergileniyor. Heykellerin hepsi çıplak olduğundan bu park ‘Çıplak Heykeller Parkı’ olarak da biliniyor. Park 24 saat açık ve ücretsiz. Oslo’ya giden herkesin mutlaka görmesi gereken harika bir yer burası. 


Heykellerin sağlı sollu dizildiği yaklaşık 100 m lik köprü ile 17 m uzunluğundaki monolit.


Vigeland Park tek bir sanatçı tarafından yapılan dünyanın en büyük heykel parkı olma özelliğini taşıyor.


Zamanında Oslo Belediyesi, Frogner Park'a bir havuz yapması için Gustav Vigeland ile anlaşmış. Vigeland da havuzu yapıp etrafına kendi heykellerinden birkaç tanesini yerleştirmiş. Belediye başkanı ortaya çıkan sonuçtan hayli memnun kalmış. Bunun üzerine Vigeland bu alanı kendisine tahsis edip masraflarını karşılarlarsa tüm heykellerini Oslo kenti  için yapacağını söylemiş. Böylece Gustav Vigeland parkın kendisine tahsis edilen bölümünü  birbirinden güzel heykellerle donatmış. Zaman içinde de bu park Vigeland Park olarak anılmaya başlanmış. 



Parkın en meşhur heykeli 'Sinnataggen' yani 'Kızgın Çocuk Heykeli'. 


Kafa Üstü Duran Bebek Heykeli


Birbiri üzerine yığılmış 121 insan figüründen oluşan Monolith parkın gerçekten de en dikkat çeken noktası. Yaşam Döngüsünü sembolize eden bu eserin yapımı tam 14 yıl sürmüş.


Vigeland Park içerisinde Vigeland Müzesi de bulunuyor. Girişi 80 NOK.


Frogner Park. Avrupa'da bolca olup da bizde olmayan, baktıkça içimizin gitmesine neden olan o güzel parkları görüp de çimlerin üstüne kendimizi atmamak olmaz. 



Vigeland Park’tan çıkıp Oslo’nun güzel sokaklarında yarım saatlik bir  bir yürüyüşten sonra, benim Oslo’da en çok beğendiğim yer olan Aker Brygge’e geliyoruz. Burası hemen deniz kıyısında, yan yana dizilmiş cafe,restoran ve mağazalardan oluşan çok güzel bir yer. Yine kıyıya yanaşmış bazı tekne ve gemiler cafe olarak hizmet veriyor. Oturup bir şeyler içmek için ideal bir yer.




Oslo sokakları gerçekten de çok güzel, yürümeye değer. Ancak toplu taşıma ile Aker Brygge’e gelmek istiyorsanız 12 numaralı metro hattına binip Aker Brygge durağında inmelisiniz. 



Aker Brygge


Aker Brygge


Aker Brygge'de bir çok yerde kıyıda oturabileceğiniz basamak gibi yerler var. Siz de bizim gibi marketten bir şeyler alıp burada muazzam manzara eşliğinde ekonomik bir akşam yemeği yiyebilirsiniz :p


Aker Brygge'de dans eden çiftler. 


Görmüş olduğunuz bu bina Aker Brygge'in sonunda yer alan Nobel Barış Merkezi. 2005 yılında açılan merkez bugüne kadarki Barış Ödülü kazananlarını, yaptıkları çalışmaları, Alfred Nobel ve Nobel Barış Ödülünün tarihini anlatan bir müze. Girişi 120 NOK, Oslo Pass'a ise ücretsiz


Limanda mimarisiyle hemen kendini belli eden bu yapı Oslo Belediye binası yani City Hall. Ama burası öyle herhangi bir belediye binası değil. Diğer dallardaki Nobel ödülleri İsveç-Stockholm'da verilirken, Nobel Barış Ödülleri ise bu binada sahiplerini buluyor. Dilerseniz City Hall'ü gezebilirsiniz, girişi ücretsiz

Aker Brygge bölgesini gezip de hayran kaldıktan sonra Oslo'nun hayranlık uyandıran başka bir yapısına doğru yola çıkıyoruz. Opera denince Avrupa'da ilk akla gelen yapı olan Oslo Opera Binası'ndayız. Buzdağı şeklinde tasarlanmış bu binanın o kadar güzel bir mimarisi var ki beğenmemenin imkanı yok. Sadece biz değil tüm Avrupa da çok beğenmiş olmalı ki Avrupa'nın en iyi modern mimarisi ödülünü almış. Bina gibi dışarıdan bakıldığında buzdağına benziyor ve Oslo'nun puslu havası ile harika bir uyum gösteriyor. Binanın üzerindeki rampalar ile en tepeye çıkabiliyorsunuz. Oslo Opera binası Oslo'da mutlaka görülmesi gereken bir ayrıntı. 



Oslo Opera Binası, Aker Brygge'den 25-30 dakikalık yürüme mesafesinde bulunuyor. Metro ile gelmek isterseniz de Oslo Santral Stationda inmeniz yeterli. 


Binanın dışı kadar içi de hayranlık uyandırıyor. İçini gezmek ücretsiz. Hatta vaktiniz ve naktiniz varsa burada bir gösteri de izleyebilirsiniz. 



Binanın üstündeki rampalardan en tepeye çıkıp harika bir Oslo manzarası izleyebilirsiniz. 


Oslo'da ilk günkü yürüyüş rotamız. İlk gün sırasıyla Vigelandpark, Aker Byrgge ve Oslo Opera Binasını gördük. Üçü de birbirine yürüme mesafesinde bulunuyor. 


Otelimize gidip minik ama şirin otel odamızda dinlendikten sonra 2. gün rotamıza otelimizin çok yakınında bulunan Kraliyet Sarayı yani Royal Palace ile başladık. Burası şehrin merkezinde bulunan yemyeşil Slottsparken’in ortasında bulunuyor. Tabii adı Kraliyet Sarayı olunca insan etrafı duvarlarla ya da bir tabur full donanımlı askerle dolu, güvenlik önlemlerinin en üst noktada uygulandığı bir yer hayal ediyor. Ama hiç de öyle değil. Gayet rahat elinizi kolunuzu sallayarak kapısına kadar gidip bir turist olarak her türlü pozu verebileceğiniz bir yer Royal Palace. 19. yy’ın başlarında yapılan saray günümüzde de Kraliyet Ailesi’nin ikametgahı olarak kullanılıyor. Yine Norveç’i ziyaret eden devlet başkanları da misafir olarak burada ağırlanıyor. İçine çeşitli turlar düzenleniyor. 2019 yılı için bu turlar 22 Haziran tarihi ile başlayacak, fiyatı ise 140 NOK. 

Avrupa’da çok daha büyük ve görkemli saraylar gördüğümüzden Royal Palace kendine öyle çok da hayran bırakmadı açıkçası. Ama Norveç’in simgelerinden biri olduğundan ve de çok merkezi bir konumda bulunduğundan mutlaka görülmeli. 




Royal Palace’nin önünde Kral Karl Johan’in heykeli bulunuyor. 



Sarayın önünde çok ihtişamlı olmasa da ufak bir nöbet değişim seramonisi oluyor. 



Royal Palace aynı zamanda Oslo’nun en işlek caddesi olan Karl Johans Gate’nin de başlangıç noktası. Burada birçok mağaza, cafe, restoran, gece klübü, bar, hediyelik eşya dükkanı ve daha bir sürü şey bulunuyor. Yani bu cadde Oslo’nun kalbi desek abartmış olmayız. Yine Ulusal Tiyatro, Parlamento Binası ve Oslo Katedrali gibi Oslo’da görülmesi gereken turistik yerlerin hepsi bu cadde üzerinde bulunuyor. 




Karl Johans Gate, Royal Palace’dan başlayıp Oslo Central Station’a kadar uzanıyor.

Eğer Oslo’da kendinizi alışverişe vermek gibi fantastik bir karar aldıysanız  Karl Johans Gate bunun için iyi bir yer. 

Karl Johans Gate




Karl Johans Gate'deki Waynor, Norveç'e özgü en güzel hediyelik ürünleri bulacağınız yer. 



Karl Johans Gate


Karl Johans Gate'de sırtınızı Kraliyet Sarayına vererek aşağı yürüdüğünüzde bahçesinde böyle güzeller heykeller bulunan National Theater yani Ulusal Tiyatro sağınızda kalıyor. 


Yine Karl Johans Gate'de, National Theater'in hemen sonrasında 1866 yılından bu yana Norveç temsilcilerinin kullandığı Norveç Parlamento Binası  yani Stortinget bulunuyor. Norveç'in sinir bozucu derecede güvenli ve huzurlu ortamı burada da kendini konuşturmuş. Koskoca parlamento binasının etrafında bir tane deseniz güvenlik noktası ya da güvenlik görevlisi yok. Ben binayı ilk gördüğümde müze falan sandım. Parlamento olamayacak kadar sakindi çünkü. İsterseniz binanın içerisini de gezebiliyorsunuz da, girişi ücretsiz.


Parlamento'nun önündeki park tam dinlenmelik. 


Karl Johans Gate'in sonuna doğru solda Oslo Katedrali bulunuyor. Yapımı 17. yy'a dayanan bu katedralde Norveç Kraliyet Ailesinin düğün ve cenaze törenleri yapılıyor. İçine giriş ücretsiz. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi bahçesinde Cafe bulunuyor.


Eveet, geldik Oslo'nun en meşhur caddesi Karl Johans Gate'nin sonuna. Daha önce de dediğim gibi Kraliyet Sarayı'nda başlayan Karl Johans Gate Oslo Central Station'da sona eriyor. İstasyonun önünde meşhur bir kaplan ve çekiç heykeli bulunuyor ancak biz oradayken bu alanda geniş bir tadilat olduğundan göremedik açıkçası.


Oslo'da 2. gün gezi rotamız. 2. günü daha çok Karl Johans Gate üzerindeki yapılara ayırdık.

Dikkat ederseniz koskoca yazı boyunca hiç restoran, cafe tavsiyesinde bulunmadım daha doğrusu bulunamadım. Çünkü çok pahalı olduğundan sadece McDonald's da yemek yedik. Ama Norveç'in ünlü somonu da aklımızda kalmadı değil. Neyse bir daha ki sefere artık. Sonuç olarak Oslo çok da turistik bir özelliği olmayan ancak standartları yüksek, modern, düzenli biraz da kasvetli bir Avrupa şehri. Oslo'yu gezmek için 1,5 gün fazlasıyla yeter. Ancak Norveç seyahatimin sonunda öğrendim ki bir turist için Oslo Norveç'te küçücük bir ayrıntı. Norveç demek doğa demek, fiyort demek. Dolayısıyla sizlere tavsiyem Oslo'ya en fazla 1-1,5 gün ayırıp mümkünse araba kiralayarak ama araba olmazsa da trenle Bergen'e doğru yola çıkmanız. Unutmayın Oslo benzeri şehirleri başka yerlerde de görebilirsiniz ancak Norveç'in o muhteşem doğasını, dağlardan şarıl şarıl akan şelalerini, içinden troller fırlayacakmış gibi duran ormanlarını, ünlü fiyortlarını başka hiçbir yerde göremezsiniz. 



Siz Oslo yazımızı okurken biz de yavaş yavaş Bergen'e doğru yola çıkalım...

7 Aralık 2018 Cuma

YARIM GÜNDE SİNGAPUR

Singapur'un kurucusu kabul edilen kral Sang Nila Utama, efsaneye göre adaya çıktığında siyah başlı, kızıl vücutlu ve oldukça güçlü olan aslandan çok etkilenir. Bu nedenle Singapur'un adı Malay dilinde Aslan anlamına gelen 'Singa' ve şehir anlamına gelen 'Pure'  kelimelerinden oluşuyor. 

Uzakdoğu seyahatimizin finali olan Singapur, eşimle uzakdoğu gezimizi planlarken fikir ayrılığı yaşadığımız tek nokta aynı zamanda. Şöyle ki; ben Singapur’a yarım günün asla yetmeyeceğini düşündüğümden uzakdoğu gezimizi Bangkok-Phuket şeklinde tamamlayıp Singapur’u hiç işin içine katmama niyetindeydim. Daha sonra geniş bir zamanda Singapur’a gideriz diye düşünüyordum. Eşim ise oraya kadar gitmişken, döviz kurları da tolere edebileceğimiz makul düzeylerdeyken ( ki bu kur konusundaki ileri görüşlülüğü nedeniyle kendisini ayrıca tebrik etmek istiyorum) Singapur’u mutlaka görmemiz gerektiği konusunda ısrarcıydı. Sonuç olarak İbrahim’in çabaları sonuç verdi ve yarım gün de olsa Singapur’u planımıza dahil ettik. Şimdi geriye dönüp baktığımda yine aynı şeyi düşünüyorum, Singapur’a yarım gün kesinlikle yeterli değil. Yani yarım gün içerisinde, yazımda da daha sonra bahsedeceğim, Singapur’u Singapur yapan temel şeyleri görebiliyorsunuz belki ama bazı şeyler de yarım kalıyor. Mesela ben bir gece de olsa (bu sefaletle daha fazlası da mümkün değil zaten) şu dünyaca ünlü otel Marina Bay Sands’ta kalıp sonsuzluk havuzunda yüzmek isterdim, ya da eğlencenin merkezi Sentosa Adasına gitmek isterdim. Bunları yapamadık ancak şehrin genel olarak havasını aldık. Bir kaç saat görmüş olsak da zenginliğine, düzenine, yeşiline, temizliğine hayran kaldık. Acaba bizi de buraya almazlar mı diye aklımızdan geçirdik, kendimizce bir takım hayaller kurduk, planlar yaptık. Sonra akşam oldu, rüya bitti ve havaalanının yolunu tutup paşa paşa evimize geri döndük. 

Yeşili ve düzeni ile insanı sinir eden Singapur


Singapur, 1965 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, yüzölçümü bizim İstanbul’un yarısı kadar olan bir şehir devleti. Muazzam bir planlamayla 6 milyon insanı bu küçücük alana sığdırmışlar. Şimdi diyeceksiniz ki; biz 20-25 milyon insanı İstanbul’a sığdırmışız, Singapur bunu yapınca niye marifet oluyor? Singapur’da durum bizdekinden farklı. Bir kere her yer cetvelle çizilmiş gibi düzenli, sokaklar tertemiz, her yer yemyeşil, trafik gayet düzenli, insanlar birbirine karşı inanılmaz saygılı. Yani bizde ne varsa Singapur’da tam tersi mevcut. Peki bunu nasıl sağlamışlar? Zaman zaman komikliğe varan tuhaf yasaklarla. Asansörde işemekten tutun da sokakta sakız çiğnemeye kadar hemen hemen her konuda bir yasak var. Singapur’daki bu yasak meselesinden başlı başına bir yazı çıkar aslında ama ben size dikkat etmeniz gereken bir iki tanesinden bahsedeyim; 
  • Ülkeye sakız sokmak, sokakta sakız çiğnemek yasak,
  • Ülkeye 1 paketten fazla sigara sokmak yasak (bunlar yasak olmasına rağmen Singapur’a girerken bizim çantamızda hem sakız hem de koca bir karton sigara vardı. Havaalanında ciddi bir arama yapmıyorlar ancak bunları sokak ortasında başkalarının gözüne sokar gibi kullandığınızda sorun oluyor sanırım),
  • Ülkeye uyuşturucu sokmanın ve kullanmanın cezası idam, aman dikkat!!
  • Yerlere çöp atmak yasak,
  • Sokakta gördüğünüz şirin kuşlara yem atmak yasak,
  • Akşam saat 22’den sonra 3’ten fazla insanın kamusal bir mekanda yan yana gelmesi yasak,
  • Eşcinsel ilişki konusunda inanılmaz katılar, temizinden 2 yıl cezası var.
  • Enteresan kokusu ile dillere destan olan Durian meyvesini metroda yemek yasak
  • Asansörlere işemek yasak. Sakın bir kereden bir şey olmaz, kimsenin haberi olmaz diye düşünmeyin çünkü asansörlerde çişe duyarlı sensörler bulunuyor. Siz çiş yaptığınızda sensör devreye giriyor ve polis gelene kadar sizi asansörde kilitliyor :))
Ve bu liste böyle uzayıp gidiyor. Dediğim gibi yasaklar kimi zaman komik olabiliyor ancak şu bir gerçek ki bu sayede Singapur inanılmaz düzenli, temiz ve güvenilir bir ülke halide gelmiş. Ne diyelim darısı başımıza…

Metrodaki yasaklar..

Singapur metroları bal dök yala temizliğinde,

Sokaklar da aynı şekilde..


Singapur halkının büyük çoğunluğunu Çinliler, Malaylar ve Hintliler oluşturuyor. Ülkede İngilizce, Çince, Malayca ve Tamilce olmak üzere 4 resmi dil var. Halkın çoğunluğu çinli olduğundan dolayı çince daha yaygın kullanılıyor ancak uzakdoğu aksanıyla da olsa herkes ingilizce bildiği için dil konusunda sıkıntı çekmiyorsunuz. 

Singapur

Singapur küçücük olmasına rağmen inanılmaz zengin bir ülke. Zenginliği etraftaki tiplerin aşırı düzgünlüğünden, herkesin son model garip cihazlarla çevrili bir şekilde gezmesinden, daha havalimanına adım atar atmaz hissediliyor zaten. Sonuçta Singapur uzakdoğunun en önemli, en işlek limanı. Ayrıca da en turistik noktalarından biri. Demek zamanında sistemlerini de düzgün kurmuşlar ki bugün kişi başına düşen milli gelir bakımından Singapur dünya 5. si olmayı başarmış. Halkının o kadar gözü tok ki Singapur’un ortasında cüzdanınızı unutsanız 2 saat sonra aynı yerde bulursunuz, kimse tenezzül edip almaz bile. Tabii bu zenginlik ve en basit yasak ihlalinde bile uygulanan ağır cezalar güvenliği de beraberinde getirmiş. Burası gördüğünüz göreceğiniz en güvenli ülkelerden biri. Şöyle diyeyim kurulduğu 1965 yılından bu yana ülkede sadece 4 cinayet işlenmiş. Şaka gibi değil mi??
Bu arada Singapur’un para birimi Singapur Doları(SD). Ülkeye giderken yanınıza aldığınız Euro ya da USD’yi havalimanından itibaren her yerde bulabileceğiniz exchange officelerden kolaylıkla SD’a çevirebilirsiniz. 

Singapur'da  bolca gökdelen göreceksiniz. Maalesef Türkiye'de fazlasıyla beton kirliliği yaşadığımız için bu durum haliyle hiç ilgimizi çekmedi. Ancak Singapur yeşile o kadar düşkün bir ülke ki bu koca beton yığınlarını bile bir şekilde yeşillendirmeyi başarmışlar.  

Singapur ekvatora yakınlığı nedeniyle tropikal iklim kuşağında yer alıyor. Yılın her dönemi sıcak ve nemli bir havası var. Ayrıca mevsimlere göre nem, ısı ve yağış değişimi çok az oluyor. Yani şu mevsim ya da şu ay Singapur için idealdir demek zor. Biz gezerken hava kapalıydı, güneş olmamasına rağmen sıcak ve nem bunaltıyordu. Bir de üstüne güneş eklense ne hale gelirdik tahmin bile edemiyorum. Yalnız Singapur’da gezerken çantanıza ince bir hırka atmayı unutmayın çünkü kapalı alanlada deli gibi çalışan klimalar insanı bir anda hasta edebiliyor. 

İstanbul’dan Singapur’a THY ya da Singapore Airlines ile direkt olarak uçabilirsiniz. Bunların dışında Emirates ve Qatar Airways gibi diğer havayolu şirketleri ile de Dubai ya da Doha aktarmalı ulaşmanız mümkün. Biz ise Phuket’ten Air Asia ile geçtik. Air Asia uzakdoğudaki low coast havayolu şirketlerinden biri. Dikkat etmeniz gereken nokta genellikle bilet fiyatlarına bagaj dahil olmuyor, bagaj dahil etmek için ayrıca ödeme yapmak gerekiyor. Bileti online alacaksanız bu duruma özellikle dikkat etmelisiniz, yoksa havalimanında kocaman valizlerinizle ortada kalabilirsiniz. 

Singapur İstanbul'dan direkt uçuşla yaklaşık 11 saat sürüyor. Zaman dilimi bizden 5 saat ileride. Singapur uçağında sizlere bir form dağıtılıyor, bu formu doldurup pasaport kontrolde görevliye gösteriyorsunuz. Singapur Türk vatandaşlarından 30 güne kadar olan turistik seyahatlerde vize istemiyor. Eskiden pasaport kontrol memurları hiç sorun çıkarmazlarmış ancak son yıllarda bölgemizde yaşanan sıkıntılı durumlar nedeniyle artık işi biraz daha sıkı tutuyorlar. Singapur’a giden bir çok arkadaşım ülkeye girerken sorun yaşamış, 1-2 saat süren ayrı bir güvenlik protokolünden geçirilmişler. Bu nedenle her seyahatte önerdiğimiz gibi dönüş biletinizi ve konaklama belgelerinizi mutlaka yanınızda bulundurun. Şansımıza bize denk gelen görevli gayet nazikti. Sadece ne zaman, hangi havayolu şirketi ile döneceğimizi sordu o kadar. 



Şehir içi ulaşım: Her zaman önerdiğimiz ‘şehri yürüyerek gezin’ felsefesi burada da aynen geçerli. Turistik noktalar birbirine yakın olduğundan şehrin büyük bir bölümünü rahatlıkla yürüyerek gezebilirsiniz. Ancak hava yürümenize engel olacak kadar bunaltıcıysa, tatlı bir muson yağmuruna yakalandıysanız, yorgunsanız ya da sadece tembelliğiniz tuttuysa panik yapmayın, başka alternatifleriniz de mevcut.
Singapur’da şehiriçi ulaşımın 3 ana yolu var; metro (yani MRT), otobüs ve taksi
Şehrin hemen her yerine ulaşım sağlayabileceğiniz, gayet güzel gelişmiş bir metro ağı var.  Metroya girdiğiniz anda biletinizi gişelerden ya da otomatik makinelerden alabilirsiniz. Bilet ücreti gideceğiniz mesafeye göre 1-2,5 SD arasında değişiklik gösteriyor. 

Singapur Metrosu 05.30-12.00 saatleri arasında çalışıyor. Bilet ücreti gideceğiniz mesafeye göre belirleniyor.


Singapur seyahatiniz boyunca metroyu sık kullanacaksanız tek kullanımlık biletler dışındaki seçenekleri değerlendirmenizi öneririz. Bu seçeneklerden biri Ez-Link ve NETS Flashpay gibi para yükleyerek kullanabileceğiniz kartlar. Bu kartlar havaalanı, metro istasyonları, otobüs durakları ve 7/11 mağazalarında satılıyor ve metronun yanında otobüslerde de kullanılabiliyor. Kartların fiyatları 12 SD. Bu fiyatın 5 SD’ını kart ücreti olarak alınıyor geri kalan 7 SD’ı ise seyahatinizde kullanabiliyorsunuz. Kartın içindeki para bittikçe doldurup tekrar kullanıyorsunuz. Detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.




Ez-Link ve NETS Flashpay, para yükleyerek kullanabileceğiniz kartlar. Havaalanı ve çeşitli istasyonlardan alabilirsiniz. 


Diğer bir seçenek ise otobüs ve metroda sınırsız kullanabileceğiniz Singapore Tourist Pass. 1 günlük kart 10 SD, 2 günlük kart 16 SD, 3 günlük kart ise 20 SD. Bu fiyatlara ayrıca 10 SD depozito ekleniyor, dönüşte kartınızı iade ettiğinizde ise depozitonuzu geri alabiliyorsunuz. Kartlar şehir içinde sınırsız ulaşım hakkı sağlıyor ancak Sentosa Adasına ulaşımı sağlayan Sentosa Express zaman zaman bu karta dahil olmayabiliyor. Alırken sormakta fayda var. Havaalanından ve çeşitli metro istasyonlarından kartı temin edebilirsiniz. Daha fazla bilgi için buraya tıklayın.




Singapore Tourist Pass, toplu taşımada sınırsız kullanabileceğiniz bir seçenek. 



Otobüslerle de şehrin birçok yerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Tek kullanımlık otobüs biletleri 4SD. Yine yukarıda bahsettiğim toplu taşıma kartları otobüslerde de geçerli. Son olarak bir uyarı; kartlarınızı toplu taşımaya hem binerken hem de inerken okutmanız gerektiğini unutmayın!!


Singapur'da hizmet veren bir çok taksi şirketi bulunuyor. Genel olarak taksimetreyi 3-3.70 SD'den açıyorlar. Gezdiğimiz diğer ülkelere kıyasla taksi fiyatlarının kabul edilebilir düzeyde olduğunu söyleyebilirim. 


Havaalanı- merkez ulaşımı:Singapur’un dillere destan havalimanı Changi merkeze yaklaşık 20 km uzaklıkta. Ulaşım için metro, taksi ya da otobüsü tercih edebilirsiniz. Biz hem ucuz hem de rahat olmasından dolayı metro’yu seçtik. Metro Terminal 2 ve Terminal 3’ten kalkıyor. THY Terminal 1’e iniş yaptığı için öncelikle terminal değiştirmeniz gerekiyor. Bunun için terminal çıkışında bulunan shuttle’ı ya da terminaller arası ücretsiz ring yapan treni kullanabilirsiniz (hangi terminale inerseniz inin ‘train to city’ tabelalarını takip ederseniz havalanı trenine ulaşırsınız) Terminal 2 ya da 3’ten metroya bindikten sonra dikkat etmeniz gereken nokta; Tanah Merah istasyonunda aktarma yapmak. Burada yaptığınız aktarmadan sonra şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Metro ile yolculuğunuz yaklaşık 30-35 dk sürer, cebinizden de 2-3 SD çıkar. 



Metroda bu makinelerden bilet alabilir ya da kartınıza dolum yapabilirsiniz. 

Singapur metrosu gayet lüks ve temiz. 


Taksi ile ulaşım sağlamak istiyorsanız havalimanı tüm terminallerinde bulunan taksi standlarına gitmelisiniz. Tayland’daki gibi taksicilerle pazarlık etmenize gerek yok çünkü tüm taksilerde aynı tarife geçerli. Yolculuk süreniz 20 dk, taksiyi kullandığınız saate göre ödeyeceğiniz para ise 20-35 SD arasında değişiyor.

Ototbüs Terminal 1,2 ve 3’ün en alt katından, Terminal 4’te ise 4B otoparkının yanından hareket ediyor. Yolculuk süresi yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Otobüs bileti 2 SD, ancak hemen uyaralım paranızı otobüse binmeden hazırlayın, çünkü otobüste fazla paranın üstü verilmiyor. Nakit paranın dışında EZ-Link kart ya da Singapore Tourist Pass’ı da kullanabilirsiniz. 



Singapur Changi Havalimanı Dünya’nın en iyi havalimanı ödülünü 14 yıl içinde 4 kez almış, yeryüzünde gördüğünüz görebileceğiniz en güzel havalimanı. Singapur yeşile olan düşkünlüğünü Cahngi’de de göstermiş. Koskoca havalimanını adeta botanik bir bahçe haline getirmişler. Changi Havalimanı özellikle aktarma yapan yolcular için birbirinden cazip seçenekler sunuyor. Alışveriş için birbirinden güzel mağazalar, masaj salonları, dinlenme alanları, sinema salonları, çocuklara özel eğlence alanları, birbirinden güzel bahçeler ve daha neler neler… Özellikle 1000’den fazla kelebek çeşidinin bulunduğu Kelebek Bahçesi, rengarenk orkidelerin bulunduğu Orkide Bahçesi, Kaktüs Bahçesi ve Ayçiçeği Bahçesi görülmeye değer yerler. Yine bunların dışında eğer aktarmanıza 5 saatten fazla vakit varsa yaklaşık 2,5 saat süren ücretsiz rehberli Singapur turuna katılabilirsiniz. İki türlü tur seçeneği mevcut. Bunlardan biri Çin Mahallesi, Little İndia ve Kampong Glam gibi kültürel çeşitliliğin olduğu noktaları gezdiren, günde 5 kez yapılan Heritage Tour. Diğeri ise Merlion Park, Marina bölgesi gibi Singapur’un daha modern ve turistik kısımlarını gezdiren, günde iki kez yapılan City Sights Tour. Daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Changi Havalimanı

Changi Havalimanında metroya girmeden hemen önce 'Baggage Storage' lar bulunuyor. Buralara bagajınızı emanet edip eliniz kolunuz boş, rahat bir şekilde gezebilirsiniz. 


Bagaj boyutunuza göre fiyatlar değişiklik gösteriyor. 


Gezimizi anlatmaya başlamadan önce Singapur’da sadece bir kaç saatliğine bulunan transit yolcular olduğumuzu hatırlatmak isterim. Tabii ki Singapur yarım güne sığmayacak kadar büyük ve dolu bir şehir. Yarım günde sadece Singapur denince akla ilk gelen ana noktaları gezip bitirebiliyorsunuz. Bu şehri tam anlamıyla gezebilmek için 2 gün yeterli bence, ancak işin içine bir de eğlence adası olan Sentosa’yı katacaksanız gezinize 1 gün daha eklemelisiniz. 

Daha önce de bahsettiğim gibi Singapur yeni bir devlet, dolayısıyla sokaklarından Avrupa’daki gibi buram buram tarih fışkırmasını beklemeyin. Gezdiğinizde daha çok yeni ve modern yapıların ön planda olduğunu göreceksiniz. Biz gezimize Singapur’un gece hayatıyla ünlü Clarke Quay bölgesinden başladık. Gece hayatıyla ünlü dedik ama biz gecesini değil gündüzünü görebildik maalesef. Ancak gündüz gözüyle gördüklerimiz gece buraların çok güzel ve hareketli olduğunu anlamamıza yetti. Gece hayatıyla çok işiniz olmasa bile nehir kenarındaki cafe, restoranlarda güzel vakit geçirebilirsiniz. Singapur’un neresinde olursanız olun ulaşımı da gayet kolay; Clarke Quay metro istasyonunda inmeniz yeterli. 


Arkamda gördüğünüz rengarenk alan Clarke Quay 


Clarke Quey sadece gece değil gündüzleri de çok güzel vakit geçireceğiniz bir yer.


Clarke Quey'de nehir kenarında birbirinden güzel cafe restoranlar bulunuyor. 

Taa Dünya'nın öteki ucunda, Singapur Clarke Quey'de Turkish Ice Cream görüp duygulandı bu gözler


Resimde gördüğünüz teknelerle nehir turu yapabilirsiniz. 


Bu resmi biraz büyütürseniz Singapore River Cruise'nin kalkış noktalarını ve güzergahını görebilirsiniz. Kabaca Clarke Quey - Marina bölgesi arasını gezdiriyor. Bilet fiyatları ise erişkinler için 25 SD, çocuklar için ise 15 SD. 


Clarke Quay’dan sonraki adresimiz meşhur Marina bölgesi. Clarke Quey’den Marina’ya yürüyerek 15-20 dakikada varabilirsiniz. Üstelik yürümesi  de çok zevkli bir yol. Ancak yine de toplu taşımayı tercih edecekseniz Singapur’un simgesi olan Merlion heykelinin bulunduğu Merlion Park için Raffles Place, hemen karşısında bulunan ünlü otel Marina Bay Sands için Bayfront metro durağında inmelisiniz. 

Clarke Quay- Marina arası, nehir kenarında gökdeleni bol, yürümesi zevkli bir yol. 

Yol boyunca karşınıza güzel şeyler çıkabilir. 





Marina bölgesinde kıyıda bulunan bu ilginç bina, Singapurluların uğruna yasaklar koydukları kokusu ile dillere destan Durian meyvesinin şeklinden esinlenerek yaptıkları Esplanade Tiyatrosu


Ve Singapur’un asıl olayı Marina bölgesi’ndeyiz. Buranın önemini metrekare başına düşen turist sayısından da anlayabilirsiniz. Burası gökdelen sayısının, lüksün ve zaten şehrin genelinde var olan zenginlik hissinin doruk noktasına ulaştığı yer. Şehrin simgesi olan başı aslan, gövdesi balık şeklindeki Merlion Heykelinin bulunduğu alan Merlion Park olarak geçiyor. Singapur’un kurucusu kabul edilen ve bu aslanımsı garip yaratığı adada gördüğü iddia edilen kral Sang Nila Utama’nın adaya ilk ayak bastığı yere Merlion Heykeli dikilmiş. Merlion her ne kadar Singapur’un simgesi olsa da etrafını saran kocaman gökdelenler nedeniyle biraz sönük duruyor bence. O devasa yapıların içinde minyatür gibi kalmış yani. 

Marina Bölgesi

Marina bölgesindeki bu dönme dolabın adı Singapore Flyer. Dünyanın en yüksek dönme dolaplarından biri. Ücreti 33 SDBuraya tıklayarak Singapore Flyer'daki aktivasyonları inceleyebilirsiniz. 

Singapur'un simgesi Merlion

Singapur denilince hemen herkesin aklına gelen ilk kare gökdelenlerin üzerine yerleştirilmiş gemi görüntüsü ile Marina Bay Sands Oteldir. Burası Singapur’a yolu düşen herkesin Sonsuzluk Havuzunda koca şehri ayakları altına alarak yüzme fantazisini gerçekleştirmek istediği yer. Biz maalesef en büyük pişmanlığımızı bu konuda yaşıyoruz. Ben oraya kadar giden herkesin eğer imkanı varsa bu otelde bir gece de olsa konaklaması gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde Singapur ile ilgili bir şeyler yarım kalıyor gibi. Marina Bay Sands için otel dedik ama burası sadece bir otel değil. AVM, casino, birbirinden güzel restoranlar, gösteri merkezleri ve müzesi ile tam bir kompleks. Marina Bay Sands Otelin ulaşımı da oldukça kolay. Daha önce de bahsettiğim gibi Bayfront metro durağında inmeniz yeterli. Metrodan çıktıktan sonra da her yerde Marina Bay Sands yönlendirmelerini göreceksiniz zaten. 

Marina Bay Sands Otel


Marina Bay Sands Otel

Marina Bay Sands Otelin önündeki köprü, insan DNA'sından ilham alınarak yapılan Helix Bridge. Köprünün özellikle gece aydınlatması harika. Yandaki beyaz renkli garip bina ise Art Science Museum. 

Size bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber şu ki; otel misafiri olmasanız da otelin en tepesinde (yani 57. katında) bulunan seyir terası Skypark’a çıkabilirsiniz. Skypark otel müşterilerine ücretsiz, otelde konaklamayanlar içinse 23 SD.  Özellikle turistin yoğun olduğu dönemlerde biletinizi gitmeden önce buraya tıklayarak online olarak almanızda fayda var. 

Sıra geldi kötü habere.. Otelin dillere destan ‘Infinity Pool’ yani ‘Sonsuzluk Havuzu’ nu sadece ve sadece otel müşterileri kullanabiliyor. Biliyorum çok üzüldünüz, içinizden kapitalist sisteme lanetler okudunuz ama gözyaşlarınızı içinize akıtın, metin olun. Maalesef yapacak bir şey yok..

Marina Bay Sands Otelin önündeki Waterfront Promenade alanında Pazar-Perşembe günleri arasında 20.00 ve 21.00’de. Cuma ve Cumartesi günleri ise 20.00, 21.00 ve 22.00’de ücretsiz olarak Spectra Işık ve Su Show’u izleyebilirsiniz. Show 15 dakika sürüyor. Bu showun bir benzerini daha önce Las Vegas’ta Bellagio Otelin önünde ve Dubai’de Burj Khalifa’nın önünde izlemiştik. Gerçekten de çok güzel oluyor, tavsiye ederiz. 


AVM’nin ve Marina Bay Sands Otelin içinden geçerek Gardens By the Bay’a doğru geçiyoruz. Hemen her yerde yönlendirici tabelalar olduğundan aradığınız yeri bulmakta zorlanmıyorsunuz açıkçası. Gardens By the Bay kendinizi Avatar dünyasındaymış hibi hissedebileceğiniz bir yer. Gördüğünüz görebileceğiniz en orijinal parklardan biri. Bu kocaman park Bay South Garden, Bay East Garden ve Bay Central Garden olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. Flower Dome ve Cloud Forest’ın bulunduğu dev seralar ve meşhur Supertrees yani süper ağaçlar Bay South Garden’da bulunuyor. Dolayısıyla biz de bu bölümü gezdik. 



Marina Bay Sands’tan Gardens By the Bay’a böyle yeşillikli bir yoldan geçiyorsunuz. 




Gardens By the Bay

Hani başlarken kendinizi Avatar filminde gibi hissedeceksiniz dedim ya, bunun sebebi tamamen insan üretimi olan devasa yapay ağaçlar. Bunlara Supertrees deniyor. Uzunlukları 25-50 metre arasında değişen bu ağaçların harika görselliklerinin yanında güneş ışığını ve yağmur sularını toplama, enerji üretme gibi çok önemli görevleri de var. Ayrıca her akşam 19.45 ve 20.45’te Garden Rhapsody adı verilen harika bir ışık gösterisi oluyor ki görmenizi tavsiye ederiz. Parkın bu bölümünün girişi ücretsiz. Ancak bu devasa ağaçlar arasında bulunan 128 metrelik yürüyüş yolu OCBC Skyway için 8 SD ödemelisiniz. Skyway 09.00-21.00 saatleri arasında açık. Skyway dışarıdan baktığımızda bize çok gereksiz geldi açıkçası, o yüzden çıkıp yürümedik. 




Supertrees

Supertrees gece görüntüleri de harika

OCBC Skyway


Gelelim Gardens By the Bay’ın kapalı mekanlarına. Yazının başında size parkta bulunan iki devasa seradan bahsetmiştim. İşte bunlardan biri Cloud Forest diğeri ise Flower Dome. İkisine birden giriş sağlayan bilet 28 SD. Bence zamanınız varsa ikisini de mutlaka gezip görmelisiniz çünkü dünyanın başka bir yerinde benzerlerini bulamayabilirsiniz. Cloud Forest içerisinde 42 metre yüksekliği ile dünyanın en büyük iç mekan şelalesi yer alıyor. Yürüyüş yolunu ya da asansörü kullanarak bu dağ gibi yapının tepesine de çıkabiliyorsunuz. Gerçekten de gezmesi inanılmaz zevkli, muhteşem bir yapı. Flower Dome ise daha çok Akdeniz ve benzeri iklimlere sahip bölgelerde yetişen bitkilerden oluşan devasa bir bahçe. Ben Cloud Forest’dan daha çok zevk alsam da ikisi de mutlaka görülmesi gereken çok güzel bahçeler. 

Cloud Mountain, dünyanın en büyük iç mekan şelalesi


Cloud Forest’taki yürüyüş yolunu kullanarak bu yapının en tepesine çıkabiliyorsunuz.


Cloud Forest

Bütün bitkiler masum değil, dikkatli olun parmağınızı kaptırmayın

Flower Dome

Flower Dome

Flower Dome içerisinde Pollen restoran cafe bulunuyor

Evet bizim yarım günlük hızlandırılmış Singapur gezimiz bu şekilde. Ancak daha önce de belirttiğim gibi Singapur en azından 2-3 tam günü hakeden bir şehir. Umarım faydalı olmuşumdur. Başka bir yazıda tekrar görüşmek ümidiyle..

Bangkok geri rehberi için buraya tıklayabilirsiniz.