Sayfalar

7 Şubat 2020 Cuma

JAİPUR-AGRA-DELHİ (ALTIN ÜÇGEN) GEZİ REHBERİ(HİNDİSTAN-2)

Welcome to Incredible India.. Görsel internetten alınmıştır (depositphotos.com)

Daha öncesinde Hindistan’da sizi nelerin beklediğine dair genel bilgiler içeren bir yazı yazmıştım. Bu yazımda ise Hindistan’da gezilecek yerlerden bahsetmek istiyorum. Öncelikle ‘Hindistan’da kaç gün kalmalı?’ sorusunun cevabını vermeye çalışalım. Planlayacağınız seyahatin çapına göre değişmekle birlikte Hindistan’ın en turistik rotası olan Golden Triangle yani Altın Üçgen’i gezmek için 5-6 gün yeterli bir süre(2 gün Jaipur, 2 gün Agra, 2 gün Delhi). Ancak bizi bu kadarı kesmez, gitmişken Varanasi, Mumbai, Bombay, Goa gibi şehirleri de görmek istiyoruz derseniz de en az 10-15 günü gözden çıkarmalısınız. Biz de Hindistan’a ayak basmış her turist gibi klasik altın üçgen rotasını izledik. Ama dönüp baktığımda aklımda Varanasi kalmadı desem yalan olur. Vaktiniz varsa bu rotaya Varanasi de eklenebilir bence. 

Haritada birazcık minik oldu ama Hindistan’ın en meşhur destinasyonu; Altın Üçgen diye bilinen Jaipur-Delhi-Agra’dır. Anlayacağınız üzere buralar fazlaca turistik aktivasyon içerir. Yüksek sezonlu zamanlarda 1.5 milyarlık Hint nüfusuna bir de turist kalabalığı eklenince artık ortamı siz düşünün..




İstanbul-Delhi uçuşu 5-5.5 saat sürüyor. Ancak bizim gittiğimiz dönemde Hindistan ile Pakistan yine birbirine girdiğinden, Pakistan Hindistan’a giden uçaklara hava sahasını kapatmıştı. Dolayısıyla uçağımız Dünya üzerinde yılan gibi kıvrılan garip bir rota izleyerek yaklaşık 7 saatte Delhi İndira Gandhi Havalimanı’na vardı. Seyahatimiz boyunca bize eşlik edecek olan Hint rehberimiz, şoförümüz ve muavinimiz çok hoş bir jest yaparak bizi mutluluk ve şans getirdiğine inanılan kadife çiçekleri ile karşıladılar.



Delhi’den seyahatimizin başlangıç noktası olan Jaipur’a geçiyoruz. Delhi-Jaipur arası otobüs ile yaklaşık 5-6 saat sürüyor. Yalnız baştan söyleyelim Hindistan’ın inanılmaz sıcağı, delik deşik yolları ve o garip trafiği bir araya gelince olay yolculuk olmaktan çıkıp azap boyutuna geçebilir. Bu nedenle otobüsle gidecekseniz otobüsün klimalı ve konforlu olmasına özellikle dikkat edin. Dinlenme tesislerine gelince kötü örnekler illa ki mevcuttur ancak bu rotada bolca turist seyahat ettiğinden gayet temiz ve kullanışlı tesisler de sıkça karşınıza çıkıyor. Yolda tuvaletiniz gelirse dünyanızın başınıza yıkılmasına gerek yok yani rahat olun. Evet karayolunu kullanmak biraz zorlayıcı olabilir ancak Hindistan’daki yoksulluğu, gelir adaletsizliğini görmenin en iyi yolu da bu açıkçası. Yol boyunca dizilmiş olan çadır evlerde yaşayan, sokakta banyo yapan, diş fırçalayan insanları, her şeye rağmen şen şakrak oyun oynayan çocukları görünce içiniz bir tuhaf oluyor, batsın bu dünya modundan çıkamıyorsunuz bir süre. 

Şehirler arası yolculuğun en rahat en konforlu yolu ise uçak. Eğer bizim gibi turla gitmiyorsanız, otobüs ve trene de cesaret edemiyorsanız ya da uğraşmak istemiyorsanız uçağı tercih etmeniz size rahatlık sağlar. Hindistan’da turistik olan hemen her şehirde havalimanı ve Jet Airways, Indian Airlines, IndiGo, Spice Jet gibi bir çok uçak firması mevcut. Havayolu ile ulaşımda sıkıntı yaşamazsınız. 

Şehir içi ulaşımda ise metro, otobüs, taksi gibi seçenekler mevcut. Ancak Hindistan'ın kaosu zaten kendine yeter, bir de siz otobüsle metroyla daha komplike hale getirmeyin bence. Tamam son dönemde para birimimiz değer kaybetmiş olabilir ama sonuçta minik bir şişe suyun 50 TL'ye denk geldiği İskandinavya'da değil, Dünya'da iş gücünün en ucuz olduğu ülkedesiniz. Daha konforlu seçenekleri değerlendirmek gerek. Etrafınızda gördüğünüz rikşaları günlük olarak çok uygun bir fiyata kiralamak mümkün. Hatta bunlardan bazıları sadece sizi gideceğiniz yere götürmekle kalmayıp rehberlik hizmeti de veriyor. Konakladığınız otellerin resepsiyonlarına sorarsanız onlar da size bu konuda yardımcı oluyorlar. Tabii yine anlaşmadan pazarlık etmek ilk şartımız. 


Hindistan'da yol boyunca her yerde böyle yerlerde yatan, çadırlarda yaşayan insanlar görüyorsunuz. 




Hindistan'da otobüsünüzü iyi seçmek zorundasınız. Yoksa böyle seyahat etmek zorunda kalırsınız. 




Hindistan'daki dinlenme tesislerinden biri. 



JAİPUR

Delhi'den 6 saatlik bir yolculukla Jaipur’a vardık. Jaipur, Hindistan’ın en büyük eyaleti olan Rajastan’ın başkenti. Rajastan; Kralların Şehri anlamına geliyormuş. Tarihte Rajput denen Ksatriya kastına mensup çok savaşçı bir grup tarafından yönetilmiş. Zaten buraları gezerken rajput, maharaja gibi isimleri çokça duyacaksınız. Günümüzde müslüman nüfusunun yoğun olduğu eyaletlerden biri Rajastan. 

Jaipur bir çok gezgine göre Hindistan’ın en güzel şehri. Hindistan şehirleri diğer ülkelerde gördüğümüz şehirlerden biraz farklı. Şöyle ki; Jaipur Hindistan gibi bir ülkenin en büyük, en kalabalık şehirlerinden biri. Böyle bir şehirde insan her köşede keşfedilecek ayrı bir mekan, Avrupa’daki gibi koca koca parklar bahçeler, orada spor ya da piknik yapan insanlar, şehrin her bir tarafından fışkıran farklı bir kültür sanat etkinliği falan bekliyor. Yani Avrupa’daki kadar yoğun olmasa da en azından şehrin kıyısında köşesinde bir şeyler arıyor insanın gözleri ama böyle bir şey ya yok ya da biz göremedik. Yani şehirlerin zengin bölgeleri vardır illa ki ama sanırım bunlar çok kısıtlı bir alanda bulunuyor. Çünkü gezdiğimiz yerlerde daha çok bir karışıklık, kargaşa ve yoksulluk hali mevcuttu. Jaipur’dan sonra gittiğimiz Agra ve Delhi de aynı şekildeydi. Dolayısıyla Jaipur harika bir şehir, bayıldık kısmına ben katılamıyorum maalesef. Ama şöyle diyebilirim diğer şehirler içerisinde turistik açıdan en tatmin edici yer kesinlikle Jaipur’du.


Neyse konuyu dağıtmayalım. 1876 yılında Hindistan’ı ziyaret eden Galler prensi Albert ve Kraliçe Victoria’nın şerefine, Jaipur Prensi’nin emriyle tüm yapılar misafirperverliğin rengi olan pembeye boyanmış. Sonrasında da bu kurala uyulmaya devam edildiğinden Jaipur günümüze kadar ‘Pembe Şehir’ olarak gelmeyi başarmış. Az önce de dediğim gibi Jaipur Altın Üçgen turunuzda en yoğun gezeceğiniz yer. Gezilecek yerlerden kısaca bahsedelim isterseniz. 


Gezmeye başlayalım o zaman...



Albert Hall Museum

Yapımına 1876 yılında başlanan bu binanın başlangıçta ne olarak kullanılacağına karar verilememiş. Konser salonu, belediye binası olması yönünde fikirler ortaya atılmış. Ancak daha sonra Jaipur Kralı Maharaja Sawai Madho Singh II’nin etkisi ile sanatı korumak ve canlandırmak amacıyla Endüstri Sanatları Müzesi olarak kullanılmaya başlamış. Biz gezme fırsatı bulamadık ama içerisinde çok geniş bir sanat koleksiyonu var. Müzenin girişi 300 INR.

Albert Hall Müzesi tüm Rajasthan eyaletinin en eski müzesi olma özelliğini gösteriyor. Muhteşem mimarisi ile dikkat çeken bu yapının özellikle gece ışıklandırması çok şık. 


Hawa Mahal

Jaipur denince aklıma gelen ilk yapı Hawa Mahal. Bence şehrin sembol yapısı bu. Şehir Sarayı’nın (City Palace) hemen yanında bulunuyor. 1799 yılında Maharaca Pratap Singh tarafından saraydaki kadınların dış dünyayı buradaki minik pencerelerden izlemeleri için yaptırılmış. ‘Rüzgar Sarayı’ diye de bilinen kırmızı ve pembe kumtaşından inşaa edilen bu yapının 953 tane minik penceresi var. Binanın arı kovanı şeklindeki özel mimarisi ve renkli camları sayesinde içerideki kadınlar kimseye görünmeden dışarıyı izleyebiliyorlarmış. Nedir bu kadınların çektiği diye düşünmeden edemiyorum şahsen. Çıksın izlesinler işte, bu tantanaya ne gerek var. Feminist damarım tuttu yine sinirleniyorum. Neyse biz  yapmadık ama isterseniz içerisini de gezebiliyorsunuz. Girişi 50 INR. Bunun dışında Jaipur’daki bazı önemli yapıları (Hawa Mahal, Amber Fort, Jantar Mantar, Nahargarh, Albert Hall, Sisodia Garden, Vidhyadhar Garden) içine alan kombine bilet satışı da var ki bunun fiyatı da 400 INR. İlgilenenler için link ekliyorum.




Hawa Mahal


Şehir Sarayı (City Palace)
Burası tarihte ve günümüzde kraliyet ailesinin ikamet ettiği yer. Saray Hint ve Babür mimarisinin özelliklerini taşıyor. Avlulardan, bahçelerden ve çeşitli yapılardan oluşan kompleks bir yapı. İçerisinde yerel kıyafetlerin sergilendiği Tekstil ve Giysiler Müzesi ve Silah Müzesi bulunuyor. Bu iki müzede fotoğraf çekebilmek için ayrıca para ödemeniz gerekiyor, yoksa normal şartlarda yasak. Şehir Sarayı girişi 500 INR. Eğer içeride video çekimi yapmak istiyorsanız 150 INR, fotoğraf çekimi yapmak istiyorsanız da 50 INR ödemeniz gerekiyor.


City Palace

City Palace

City Palace

Tekstil Müzesi'nden gizli kapaklı çekilmiş bir fotoğraf. Ancak fotoğraf çekmek istiyorsanız benim gibi saçmalayıp böyle atraksiyonlara girmenize gerek yok. Yukarıda da bahsettiğim gibi biletinize ayrıca 50 INR öderseniz rahat rahat fotoğrafınızı çekebilirsiniz. 

Pitam Niwas Chowk Avlusundaki dört kapının her biri bir mevsimi temsil ediyor. Bunlardan en meşhur olanı da sonbaharı temsil eden Tavuskuşu Kapısı.

Şehir Sarayı'nda sergilenen 4000 litre kapasiteli bu gümüş kaplar Dünya'nın en büyük gümüş kapları olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiş. Jaipur eyaletinin son kralı Maharaja Sawai Madho Singh II tarafından (ki kendisi aynı zamanda koyu bir Hinduymuş) 1901 yılında İngiltere'ye yapacağı seyahatte Ganj Nehrinin suyunu içebilmesi için 14 bin gümüş para eritilerek yaptırılmış. Demek ki o zamanlar Ganj'ın suyu içilebilecek kadar temizmiş. 

Jantar Mantar
Bir önceki Hindistan yazımda biraz bahsetmiştim, Hintliler astrolojiye delicesine takıklar. En zengininden en fakirine özellikle evlilik gibi durumlarda astrolojiye danışmadan karar veren Hintli yok gibi. Hemen her yerde tezgah açmış, birkaç rupiye aklınıza gelen her türlü fal bakan astrologlar var. İnternette Jantar Mantar’ı araştırdığınızda karşınıza mimari astronomik alet koleksiyonu olarak geçiyor. Burası günümüzde bile hala doğru çalışan güneş saatinden, yıldızların dizilimini gösteren temsili alanlara, burçlara kadar her türlü astronomik olayın izlenebileceği büyükçe bir alan. Rajput kralı Sawai Jai Singh II tarafından 1734 yılında yapılmış. Bence burası Jaipur’da görülmesi gereken önemli noktalardan biri. Ancak biz Hindistan’ın en sıcak zamanında güneşin en tepede olduğu saatte Jantar Mantar’ı gezme fantezisinde bulunduğumuz için kopuk kopuk şeyler hatırlıyorum. Ama hatırladığım şeyler güzeldi, gidip gezmelisiniz. Jantar Mantar haftanın her günü saat 09.00-17.00 arası ziyarete açık, giriş ücreti 200 INR. Eğer isterseniz ayrıca para verip rehber de isteyebilirsiniz. 

Hintliler tarih botunca astrolojiye hep çok düşkün olmuşlar. Sadece Jaipur'da değil, Delhi, Varanasi, Nattura gibi şehirlerde de böyle gözlemevleri mevcut. Ancak bunlar içerisinde en büyüğü Jaipur'daki Jantar Mantar Gözlemevi.

Jantar Mantar'daki güneş saati günümüzde de doğru çalışıyor. 

Astrolojiye meraklıysanız eğer rehber eşliğinde gezmeniz daha faydalı olabilir. 

Jal Mahal (Su Sarayı)
Man Sagar baraj gölünün ortasında bulunan Jal Mahal benim Jaipur’da gördüğüm en güzel şeylerden biriydi. Buzdağı misali, saray sadece görünen kısmından ibaret değil, suyun altında 4 katı daha bulunuyor. Hikayesi de şöyle; bu saray 1799 yılında, dönemin kralları tarafından av köşkü olarak kullanılsın diye yapılmış. Yapıldığında burada göl falan yokmuş. 18. yy’da yapılan barajdan sonra burada bir baraj gölü oluşmuş, bu güzel yapı da sular altında kalmış. Yakın bir tarihe kadar Jal Mahal’in etrafında tekne turları oluyormuş ancak son zamanlarda yasaklanmış. Uzağında durup fotoğraf çekebiliyorsunuz sadece. 

Jal Mahal'in yakınına ulaşım yok, böyle uzaktan uzağa instagramlık fotoğraflar çekmekle yetinmek zorundayız. 

Amber Kalesi(Amber Fort)
Amber Fort (Amber değil de Amer Fort şeklinde yazılmış olarak da karşınıza çıkabilir) bence Hindistan’da göreceğiniz en güzel şeylerden biri. Şehrin yaklaşık 13 km dışında kayalıklar üzerine kurulmuş bu büyüleyici kale 1592 yılında Raja Man Singh tarafından yaptırılmış. Kale Hint-İslam mimarisi özelliklerini gösteriyor. Kalenin etrafını 36 km aralıksız devam eden bir duvar sarıyor. Bu duvarlarda akşam saatlerinde, bizim göremediğimiz ancak görenlerin şiddetle tavsiye ettiği bir ışık ve ses gösterisi yapılıyormuş.  Amber Fort’un içerisinde Divan-ı Aam, Sukh Mandir, Sukh Niwas, Shees Mahal(Ayna Sarayı) gibi görülmeye değer bir çok güzel yapı var. Kalenin girişi 200 INR. Kale oldukça yüksekte bulunduğu için fillerle ulaşım sağlanıyor, iki kişi için fil ulaşımının ücreti ise 900 INR.

Amber Fort. 'Fort' hintçede 'kale' anlamına geliyor. 

Bir zamanlar burada Maotha Gölü diye bir göl varmış, o gölde de timsahlar varmış. Ancak mevsimsel midir yoksa küresel ısınmanın etkisinden midir bilmem gölden geriye kala kala bir avuç su kalmış maalesef..

Hindistan'a gitmeden, Amber Fort'tan Maotha Gölü'nün ve Kesar Kyari Garden yani Safran Bahçelerinin görüntüsü muhteşem diye okumuştuk hep bloglarda. Gerçekten de Amber Fort'tan genel olarak manzara çok güzel, yalnız Maotha Gölü kurumayaymış iyiymiş. 

Bu arkadaşlar da Amber Fort'un önünde pusuya yatmış yılan oynatıcılar. Gözlemleyebildiğim kadarıyla normal şartlar altında ellerinde sepetleri ile sakin sakin geziniyorlar. Ancak herhangi bir turist radarlarına girdiği anda ellerindeki sepetleri savura savura yanınıza koşup hemen pozisyon alıyorlar. Yalnız o yılanlar sanırım yaşadıkları kısa süreli sarsıntı münasebeti ile ilk başta sersem bir şekilde dans ederlerken ancak bir süre sonra kendilerine gelebiliyorlar. Emeklerine saygıdan dolayı biraz bahşiş bırakın demek istedim ama aklınızda bulunsun Hindistan'da aşırı turistik olan hiç bir yerde bahşiş olayına girmeyin, başınıza iş alırsınız. Anında etrafınızı bir sürü satıcı sarar adım bile atamazsınız. Başınız önünüzde yolunuza gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. 

Amber Fort'a fillerle çıkıyorsunuz. Daha önce Phuket'te de bir fil maceramız olmuştu ancak Hindistan'daki çok daha güvenilir geldi bana. 

Sıra sıra diziliyoruz...Yolculuk kısa ama çok eğlenceli.

Amber Fort, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor.

Amber Fort, Divan- Aam

Shees Mahal yani Ayna Sarayı, Amber Fort'un en özel yerlerinden biri. 

Amber Fort

Birla Mandir Tapınağı
Hindistan’da tapınaktan bol bir şey yok desek yeridir. En fakir mahallelerden en zengin bölgelere, kimi zaman minicik mütevazi, kimi zaman da kocaman heybetli tapınaklar takılıyor gözümüze. Bizim gittiğimiz Birla Mandir ise tamamen mermerden yapılmış harika bir mimariye sahip, en saygın Hindu tapınaklarından biri. 1988 yılında ünlü Birlas ailesi tarafından inşaa edilmiş (Hindistan’da zengin aileler genellikle tapınak yaptırıyorlar. Köklü ailelerine ait eşyaları da müze diye buralarda sergiliyorlar. Hindistan’da müze anlayışı daha çok bu şekilde işliyor). Tapınak gerçekten de çok güzel. İçeriye ayakkabı ile giremiyorsunuz. Kalabalık gruplar için kapının önünde ayakkabılarınızı toplayıp bekleyen görevliler bulunuyor. Ancak size tavsiyem Hindistan seyahatiniz boyunca yanınızda ayakkabılarınızın sığacağı büyüklükte bir iki poşet ve tapınaklarda giyinebileceğiniz bir çorap taşımanız. Birla Mandir tapınağının girişi ücretsiz.

Birla Mandir Tapınağının içindeki tanrı figürleri de tamamen mermerden yapılmış. Ancak içeride fotoğraf çekimi yasak. Kaçak göçek de yapamıyorsunuz çünkü tapınak günün her saatinde ana baba günü oluyor, ayrıca görevliler de biraz kaba.

Johari Bazaar
Jaipur’daki son günümüzde rehberimiz Müge Hanım’dan bizi alışveriş için bir yerlere götürmesini istedik. Yerel rehberimizin de önerisi ile Johri Bazar’a gittik, gitmez olaydık. Hayatımda bu kadar kalabalık, bu kadar kargaşa içinde bir yer daha görmemiştim. Daha önce kendimi hiç bu kadar güvensiz, huzursuz hissetmemiştim. Dolaşırken her yer üstüme üstüme geldi, boğuldum sanki. Pazara adımınızı atar atmaz hemen 7-8 kişi ellerindeki ürünlerden almanız için etrafınızı sarıyor ve kesinlikle gitmiyorlar. Birşey alsam giderler diye düşünmeyin sakın çünkü birinden bir şey alınca onun yerini en az 3 kişi alıyor. Artık adım atamayacak, nefes alamayacak duruma geliyorsunuz. Tam daha sakin bir yere geldim, etrafımdakileri atlattım derken bu sefer de nereye giderseniz gidin peşinizden ayrılmayan simsarlar takılıyor. Nereye giderseniz gidin sizi takip ediyorlar. Aklıma geldikçe hala sıkılıyorum. Benim gördüğüm alışveriş konusunda satıcıların sizi en çok rahatsız ettiği yer Jaipur. Dolayısıyla bence alışveriş işini Delhi’ye bırakın. Orada satıcı profili tamamen değişiyor, sizi rahatsız etmiyorlar kesinlikle. Çok daha rahat alışverişinizi yapabiliyorsunuz. 

Hindistan'da alabileceğiniz en güzel şeylerden biri halı. Gerçekten de çok güzel şeyleri daha uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz. Eğer almayı düşünürseniz bu halıların özel çantaları var. Koskocaman şeyleri katlayıp şekilde gördüğünüz minicik çantasına sığdırabiliyorlar.

Johri Bazar yan yana dizilmiş bir sürü dükkanın yanı sıra seyyar satıcıların da bol olduğu büyük bir alışveriş alanı, pazar gibi bir yer. Daha çok Hindistan’a özgü hediyelik eşyalar ve bolca da tekstil ürünü bulunuyor. Öyle kalite beklemeyin ama bayağı hesaplı şeyler var. Son olarak unutmayın ki Hindistan’da elinizi attığınız her şeyi üçte bir fiyatına alma ihtimaliniz var, kısacası pazarlık olmazsa olmazımız. 

AGRA
Bir turist olarak Jaipur’dan alacağımızı alıp Altın Üçgen rotamızın bu ayağını tamamladıktan sonra Rajasthan eyaletine elveda deyip Uttar Pradeş eyaletine doğru yola çıkıyoruz. Hindistan’ın o boğucu sıcağında, köstebek tarlasındaymış misali delik deşik yollarında Agra’ya varabilmek için 5-6 saatlik yolculuğu göze alıyoruz. Ne için bu eziyet?? Dillere destan Tac Mahal’i bir kez olsun dünya gözüyle görebilmek için. Peki değer mi? Evet, kesinlikle değer. Hani herkesin kendince bir gezilip görülecek yerler listesi vardır ya. İşte her listede kesinlikle bulunması gereken bir yer Tac Mahal. 
Aslına bakarsanız Tac Mahal gibi bir yapıya ev sahipliği yapıyor olmasa hiçbir turistin yolunun geçmediği, adının bile duyulmadığı bir yer olurdu Agra. Ancak tarihine baktığımızda 1526-1858 yılları arasında Hindistan’da hüküm sürmüş Hint-Türk imparatorluğu olan Babür İmparatorluğu’na başkentlik yapmış bir şehir. Biz sadece Tac Mahal, Agra Fort gibi turistik noktaları gezip şehirden ayrıldığımız için şehrin genel durumu ile ilgili çok fazla yorum yapamıyorum. Hızlı bir görüşle Jaipur’a benziyor gibi gelmişti bana. Ancak Hindistan’a giden arkadaşlarımızdan ve bloglardan okuduğum kadarıyla Agra Hindistan’ın en pis, en kötü şehirlerindenmiş. Sahip olduğu tarihi yapıları bir kenara koyarsanız hakkında olumlu yorum yapan tek bir kişi görmedim. Yani bu durumda Agra’da fazla zaman geçirmenize gerek yok. Sabah gün doğarken Tac Mahal’i görüp sonra da hızlıca Agra Fort’u gezerek şehirden ayrılabilirsiniz. Biz ise Hotel Clarks Shiraz Agra’da konakladık. Otel gayet güzeldi. Jaipur ve Delhi’deki otellere göre çok daha iyi bir açık büfesi vardı. Konaklama tavsiyesi isteyenlere öneririm. 
Agra’da gezilecek yerleri bizim gezdiğimiz sıraya göre anlatayım;

Fatehpur Sikri (Hayalet Şehir)
Fatehpur Sikri (Jaipur’dan Agra’ya doğru giderken) Agra’ya 40 km mesafede bulunan eski bir yerleşim merkezi. Şimdiye kadar gördüğümüz tarihi alanlar içerisinde en iyi korunmuş olanı burası. Şu anda her ne kadar terkedilmiş olsa da 1570-1586 yılları arasında Babür İmparatorluğuna başkentlik yapmış bir şehir. Hikayesi kısaca şöyle; Ekber Şah’ın uzunca bir süre tahtını bırakacağı bir oğlu olmamış. Ekber Şah, Sikri şehrini ziyaretinde Selim Chisti isimli bir din alimine bu durumdan bahsetmiş. Ermiş Chisti ise ona bir erkek evlat müjdelemiş. Sonraki yıllarda Ekber Şah’ın 3 oğlu olmuş. Dünyaya gelen ilk oğluna ise bu ermişin ismi olan Selim’i koymuş (Daha sonra tahta çıktığında Osmanlı İmparatoru Selim ile karıştırılmasın diye ismi Cihangir olarak değiştirilmiş). İmparatorluğun başkentini de buraya taşımış. Fatehpur Sikri’nin yapımına 1570 yılında başlanmış, yapımı 12 sene sürmüş. Ancak şehrin su sorunu bir türlü çözülemeyince 1586 yılında terk edilerek başkent Agra’ya taşınmış.

Fatehpur Sikri

Ekber Şah’ın biri müslüman, biri hristiyan biri de hindu olan üç eşi varmış. Bu durumun da etkisiyle olsa gerek farklı dinlere karşı inanılmaz saygılı ve meraklı biriymiş. Din konusunda konuşmayı tartışmayı çok severmiş. Hatta zaman içerisinde her üç dini birleştirerek ‘İlahi Din’ diye yeni bir inanışı hayata geçirmeye çalışmış ancak çok başarılı olamamış. Fatehpur Sikri içerisinde Ekber Şah’ın her bir eşine  ayrı ayrı yaptırdığı bölümler var. Bunlardan müslüman eşinin bölmesi içlerinde en sade ve küçük olanı. Oğullarının annesi Hindu eşinin bölmesi ise en büyük ve gösterişli olanı. 


Ekber Şah’ın İlahi Din’i her ne kadar geçerlilik kazanmasa da günümüzde Hindistan bayrağındaki üç renk bu din esasına göre oluşturulmuş. Bayrakta yer alan yeşil renk İslamiyet’i, kırmızı renk Hinduizm’i, beyaz renk ise Hıristiyanlık’ı temsil ediyor. 


Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Fatehpur Sikri Dünya’nın en iyi korunmuş hayalet şehirlerinden biri. Gerçekten de görülmesi gereken bir yer ancak şunu bilmelisiniz ki; Hindistan ne kadar sıcaksa burası iki katı daha sıcak. Biz zaten sezon olarak en sıcak zamanında Hindistan’a gelmişiz. Ama bu yetmemiş olacak ki bir de öğlen güneşi en tepedeyken Fatehpur Sikri’ye gelip ‘eyyy sıcak sen kimsin?’ triplerine girmişiz. Ama ben şahsen boyumun ölçüsünü aldım. Daha da Fatehpur Sikri’ye gitmem. Sıcak öyle bir boyuttaydı ki sanırım bazı noktalarda kısa süreli bilinç kaybı falan yaşadım. Çünkü daha sonradan fotoğraflara baktığımda çok beğenip de 20-30 resmini çektiğim bir yapıyı hatırlamıyorum bile. ‘Biz bunu ne zaman gördük, nerede çekmişim ben bunu?’ gibi deli sorular uçuşuyor kafamda ama maalesef yanıt bulamıyorum. Hatta şöyle söyleyeyim rehberimiz bir şeyler anlatırken ben karşıdan gelen çocuğu satıcı sanıp elindeki su şişelerinden almak için para falan hazırladım. Dikkatli bakınca farkettim ki su falan yokmuş, çocuk sandığım şey de elini kolunu sallayarak gelen kocaman bir adammış, ben hayal görmüşüm. Bu anlattıklarımı abartı sanmayın gerçekten de böyle. Eğer kendinize özel bir düşmanlığınız yoksa, ya da sıcakla ruhunuzu, bedeninizi falan terbiye etme fanteziniz yoksa akşam üstü ya da sabah saatlerinde Fatehpur Sikri’ye gidin. Öğle sıcağına denk geldiyseniz de boşverin, geçin gidin. Hiçbir şey sağlığınızdan daha önemli değil sonuçta. Fatehpur Sikri’nin girişi 550 INR.

Fatehpur Sikri Dünya'nın en iyi korunmuş hayalet Şehirlerinden biri.


Fatehpur Sikri



Kohinoor Jewelles
İnternetteki seyahat sitelerinde pek adı geçmiyor ama bence Agra’da görülmesi gereken yerlerden biri de burası. ‘Mücevher alışverişi yapacak paramız olmadığı için gitmenin bir anlamı yok’ gibisinden düşüncelere kapılmayınız hemen. Çünkü burası sadece bir mücevher dükkanı değil aynı zamanda bir müze. Daha önceki yazımda da bahsetmiştim; Hindistan’da çok fazla müze anlayışı yok. Daha çok zengin aileler ellerinde bulunan parçaları, yaptırdıkları tapınaklarda ya da sahipleri oldukları işletmelerde sergiliyorlar. 


Kohinoor Jewerles, 1862 yılında Brij Gopal Mathur tarafından kurulan, günümüzde de hala Mathur ailesi tarafından işletilen Hindistan’ın en ünlü mücevher mağazası. İçeri adım atmaz sanki Agra’nın o kaosundan, kirinden, pasından bir anlığına Rodeo Drive’daki lüks bir mağazaya ışınlanıyorsunuz, öylesine şık bir yer. Hindistan’a özgü otantik gümüş takılardan tutun birbirinden güzel değerli taşlara kadar çok güzel seçenekler sunuyorlar. Mücevher tasarımlar biraz pahalı olabilir ama buranın son derece güvenilir bir yer olduğuna emin olabilirsiniz. Bunun dışında aile olarak sahip oldukları tarihi öneme sahip bazı mücevherleri ve değerli taşlarla işlenmiş özel el işi tabloları sergiliyorlar ki bunları mutlaka görmelisiniz. Mesela Mümtaz Mahal’e ait her bir taşı kafam kadar olan elmas gerdanlık var, çok güzel gerçekten. Ama asıl güzel olan yaklaşık 10-12 tablodan oluşan tamamen el emeği ile işlenmiş değerli taşlardan oluşan bir tablo sergisi var ki asıl onu görmelisiniz. Gittiğinizde özellikle gezmek istediğinizi belirtin, bazen açmıyorlarmış çünkü. 




Kohinoor Jewelles

Tac Mahal
İşte geldik Agra'nın hatta Hindistan’ın asıl olayına, ölümsüz aşkın simgesi Tac Mahal’e. Bir kere kim ne derse desin bu yapı tartışmasız Hindistan’ın simgesi. Bu ülke hakkında hiçbir şey bilmeyen bir insan bile Dünya’nın yedi harikasından biri olan Tac Mahal’in Hindistan’da olduğunu bilir. İngiliz lord Edward Lear; ‘İnsanlar ikiye ayrılır; Tac Mahal’i görenler ve görmeyenler’ demiş. Lord Edward da biraz uçmuş kabul ediyorum ama şunu söyleyebilirim ki Tac Mahal benim Dünya’da gördüğüm en güzel şeylerden biriydi. Hikayesinden midir nedir bilmiyorum ama buranın inanılmaz romantik ve huzurlu bir havası var. İlk bakışta burayı camii zannedebilirsiniz ancak burası camii değil, bir anıt mezar. Peki kimin mezarı? Ercümend Banu Begüm yani Şah Cihan’ın kendisine verdiği ismiyle Mümtaz Mahal’in. Evet Babür İmparatoru Şah Cihan 14. doğumunu yaparken hayatını kaybeden eşi Mümtaz Mahal’in anısı için yaptırdığı anıt burası. Tac Mahal’in meşhur hikayesinden bahsedeyim kısaca;
Çoook eskiden imparator ailesinin yaşadığı Agra Kalesin’de ayda bir Mina Pazarı kurulurmuş. Şah dışındaki erkeklere yasak olan bu bu pazarda varlıklı kadınlar yaptıklarını sergileyip satarlarmış. İşte günlerden bir gün Mina Pazarında Şah Cihan ile Ercümend Banu Begüm göz göze gelmişler. İşte büyük aşk orada başlamış. İkisi de 14-15 yaşları civarında olan gençler nişanlanmışlar ancak evlilikleri 5 yıl sonra gerçekleşmiş. Evlendikten sonra Şah Cihan eşine ‘sarayın sevgili süsü’ anlamına gelen ‘Mümtaz Mahal’ ismini vermiş. Şah Cihan’ın Mümtaz Mahal dışında da eşleri varmış ancak sevdiceğinin yeri ayrıymış tabii. Öyle ki; kendisi yokken mührünü kullanma yetkisi bile vermiş. Mümtaz Mahal de eşinin yanından hiç ayrılmaz onunla birlikte seferlere gidermiş. Yine böyle bir seferde Şah Cihan’a eşlik eden Mümtaz Mahal 14. doğumunu yaparken hayatını kaybetmiş. Şah Cihan çok üzülmüş, uzunca bir süre devlet işlerinden el ayak çekmiş. Bildiğimiz depresyona girmiş. Sonrasında Şah Cihan, Mümtaz Mahal’in anısına Tac Mahal’i yaptırmaya karar vermiş. 20 yılın sonunda Tac Mahal’in yapımı tamamlanmış ancak Şah Cihan o kadar romantik ve mimari açıdan o kadar zevkli bir adammış ki kafasında, Yamuna nehrinin diğer tarafına da öldüğünde kendisinin defnedilmesi için tamamen siyah mermerden yapılmış ikinci bir Tac Mahal yapma fikri varmış. Böylece gün batımında hem beyaz hem de siyah Tac Mahal’in görüntüleri Yamuna Nehrine düşecek ve aşklarının sonsuzluğu simgelenecekmiş. Ancak zaten Tac Mahal o kadar pahalıya mal olmuş ki, devletin ikinci bir anıt maliyetini kaldıramayacağını düşünen Şah Cihan’ın oğlu Alemgir Evrengzib babasına darbe yaparak tahttan indirmiş. Bu olaydan sonra Şah Cihan son 8 yılını, daha sonra anlatacağım, Agra Kalesi’nde kendine ayrılmış bir bölmede (Muthamman Burj’da) tüm gününü Tac Mahal’e bakarak geçirmiş. Hatta söylenene göre Şah Cihan hastalanıp yatalak olduğunda bile odasına Tac Mahal’i gören bir ayna yerleştirip, oradan bütün gün sevgilisine bakarmış. Yaaaa işte aşk budur. Yalnız Şah Cihan’daki romantizme bakar mısınız. Hadi sen Tac Mahal gibi bir şaheseri yaptırdın, siyah mermerden ikinci bir Tac Mahal fikri nedir öyle. O nasıl bir aşk nasıl incelikli bir zevktir. Şah Cihan için Mümtaz Mahal’den sonra devlet işlerinden falan koptu diyorlar ama bence bu işlerde çok da gözü yokmuş zaten. Bu nedenle Babür İmparatorluğunda Şah Cihan dönemi fetihlerden çok mimari yapılarla ön plana çıkmış.

Ercümend Banu Begüm ve Şah Cihan

Tamamen mermerden yapılan Tac Mahal ışığın durumuna göre gün içerisinde çeşitli renk oyunları yapıyor. Özellikle güneşin doğup battığı saatlerde çok güzel görüntüler veriyor. Biz de Tac Mahal için sabah saat 5’te yola düştük. Tac Mahal Agra’daki hava kirliliğinden etkilenip rengi değişmeye başladığından motorlu taşıtlarla Tac Mahal’e 2 km den fazla yaklaşamıyorsunuz. Bundan sonrasına golf arabaları ile devam etmek zorundasınız. Önlem olarak böyle bir şey yapılmış ancak bu Tac Mahal’i korumaya ne kadar yeter bilemiyorum. Çünkü gerçekten de Agra’da genel olarak hava çok kirli. Her neyse Tac Mahal’e giriş bayağı bir tantanalı. Öncelikle biletinizi kontrol ediyorlar ki bu aşama çok komik. Hindistan’daki insan bolluğundan olsa gerek bir kişinin yapabileceği işi on kişiye bölüştürmüşler. Girişte biletinizi birisi alıp şöyle bir bakıyor, yanındaki bileti katlıyor, yanındaki biletin kenarını ufacık kesiyor, yanındaki zımbalıyor, yanındaki bileti tekrar alıyor ve onun yanındaki de nihayetinde bileti size teslim ediyor. Sonra herkesin arkasından deli gibi öttüğü halde kimsenin dönüp bakmadığı dedektör bir kapıdan geçiyorsunuz. Buraya kadar olan aşamalar sadece Tac Mahal’de değil Hindistan’da hemen her turistik noktada aynı işliyor. Bundan sonrasında Tac Mahal’de işler biraz daha değişik. Tac Mahal’de ayrıca bir polis kontrol noktası var. Burada da bir polis çantanızı alıyor, diğeri içini açıyor, diğeri kontrol ediyor, diğeri fermuarı kapatıyor ve en sonraki de size teslim ediyor. Size tavsiyem Tac Mahal’e giderken fazla bir şey götürmeyin. Sadece fotoğraf makinenizi ve telefonunuzu alıp gidin. Çünkü girişteki polisler gerçekten de çok katılar. Aklınıza dahi gelmeyecek bir çok şeyi alıyorlar çantadan. Tac Mahal’in girişi 1100 INR, buraya tıklayarak biletinizi online olarak alabilirsiniz. Son olarak Tac Mahal’in Cuma günleri kapalı olduğunu hatırlatayım.

Sonunda Tac Mahal'in kapısına geldik.

Tac Mahal bütün güzelliğiyle görünmeye başladı.

Ve işte huzurlarınızda Tac Mahal. Bu kadar görkemli bir eserin yapım aşaması da kolay olmamış. Yapımında Hindistan ve Orta Asya’dan getirilen 20 bin işçi, tonlarca ağırlıktaki mermer blokları taşımak içinse bine yakın fil kullanılmış. Dikkatli bakarsanız Tac Mahal’in etrafındaki minarelerin dışa doğru eğimli olduğunu görürsünüz. Bu deprem durumunda minareler dışa doğru yıkılsın ve ana yapıya zarar vermesin diye böyle yapılmış. Tac Mahal’in içi ise dışı kadar görkemli değil. İçinde ortada Mümtaz Mahal’in yanında ise daha sonra vefat edip yanına defnedilen Şah Cihan’ın mezarları var.

Agra Fort(Kızıl Kale)
Agra Fort, başkentin Agra’ya taşınmasından Babür İmparatorluğu’nun çöküşü olan 1857 yılına kadar, yani yaklaşık 200 yıl boyunca, imparatorluk tarafından kullanılmış olan saraydır. Sarayın etrafında yükselen duvarlar kırmızı kum taşından yapıldığından buraya ‘Red Fort’ yani ‘Kızıl Kale’ de deniyor. Yapımına Ekber Şah döneminde başlanmış, son halini ise romantik torun Şah Cihan zamanında almış. 
Agra Fort hikayeler ülkesi Hindistan’da ayrı bir yere sahip. Daha önce de bahsettiğim gibi uğruna Tac Mahal gibi bir şaheser armağan edilen Şah Cihan ile Ercümend Banu Begüm arasındaki dillere destan aşkın doğduğu yer burasıdır. Aynı zamanda oğlu iktidarı ele geçirdikten sonra, Şah Cihan’ın son 8 yılını tutsak olarak özel bölmesinden Taç Mahal’e bakarak geçirdiği yerdir. Agra Fort gerçekten de Agra’da görülmeden geçilmeyecek noktalardan biri. Girişi 550 INR. 



Agra Fort




Agra Fort




Agra Fort iyi güzel de her yerden maymun, sincap fırlıyor önünüze. Üstelik insana da alışkınlar ne yapsanız da gitmiyorlar. Bu hayvenları kucağına alıp seven, besleyen çok insan vardı ama ben nedense tedirgin oldum.




Agra Fort sömürgecilik döneminde ingilizler tarafından da kullanılmış. Sarayın tam ortasında ingiliz bir generalin mezarı var. 



Arkamda görmüş olduğunuz avlu Mina pazarının kurulduğu ve Şah Cihan İle Ercümend Banu Begüm’ün ilk göz göze geldikleri yer. 


Agra Fort’tan Tac Mahal




Muthamman Burj, Şah Cihan’ın oğlu Alemgir Evrengzib tarafından hapsedilerek son 8 yılını Tac Mahal’e bakarak geçirdiği bölmenin adı. Şah Cihan bütün gününü Tac Mahal’e bakarak geçirirmiş. Hatta bir rivayete göre artık kalkamayacak kadar hasta olduğu zamanda bile odasına Tac Mahal’i görecek şekilde yerleştirdiği bir aynadan yine sevgilisine bakarmış. Vay bee… 

DELHİ
Hindistan’daki son durağımıza geldik sonunda; başkent Delhi. Burada 1.5 günümüz var, sonrasında İstanbul’a dönüyoruz. Delhi 17 milyon nüfusu ile Hindistan’ın en büyük ikinci metropolü. Delhi, Jaipur ve Agra’ya göre daha iyi bir görüntü çizdi bende. Özellikle ingilizlerden kalma Yeni Delhi bölümü oldukça düzenli, temiz ve lüks. Tabii günümüzde burada daha çok üst düzey bürokratların yaşıyor olmasının da etkisi büyük. Halk sefalet ve pislik içinde yaşarken zenginler kendilerine gayet lüks ve izole bir alan yaratmışlar. Gerçi Hindistan’a özgü bir durum değil bu dünyanın her yerinde böyle maalesef. Sadece Hindistan’da iki grup arasındaki farkın daha keskin olduğunu hissediyorsunuz. Yeni Delhi bölümü gayet güzelken, Eski Delhi bildiğiniz gibi. Yine aynı fakirlik, aynı kaos. Otobüsümüzle Delhi sınırına girer girmez rehberimiz bizi pencelerdeki perdeleri açmamız konusunda uyardı. Malum son dönemde Hindistan’da fazlaca yaşanan tecavüz olaylarına karşı böyle bir önlem almışlar. Delhi’de hiç bir toplu taşıma aracının camlarının kapalı olmasına izin verilmiyormuş, yasakmış. 
Öncelikle şunu söyleyeyim, Delhi’ye 1-1,5 günlük zaman ayırmanız bence yeterli. Daha önce Agra’da Red Fort’a (yani Agra Fort’a) gittiyseniz Delhi’deki Red Fort’u atlayabilirsiniz. Yine Jaipur’da Jantar Mantar gözlem evine gittiyseniz Delhi’dekini atlayabilirsiniz. Birbirlerine benzer yerler. Tabii ki Hindistan gibi renkli bir ülkenin başkentinde gezilecek daha sürü ile yer var ama ben size bizim gezdiğimiz ana noktalardan bahsedeyim. 



Yeni Delhi eli yüzü düzgün ve gayet temiz..


Eski Delhi ise bildiğiniz gibi...


Hindistan Kapısı (Indian Gate)

İlk sırada tabii ki Delhi’nin simge yapısı İndian Gate var. Burası az önce bahsettiğim, Yeni Delhi’de bürokrasinin yoğun olduğu zengin ve bakımlı bölümde bulunuyor. İndian Gate aslında I. Dünya Savaşı’nda farklı yerlerde savaşarak hayatını kaybeden 82 bin Hint askerine adanmış bir savaş anıtı. Bir an zalim İngiltere’nin yıllarca Hindistan’ı her anlamda sömürdüğünü unutup, 82 bin Hintlinin evlerinden o kadar uzakta ne işi varmış diye düşünüyorum safça. Ama ilginçtir yakın tarihimize kadar kendilerini bu şekilde sömüren ve küçük gören İngilizlere karşı günümüzde en ufak bir tepki bile yok. Yani ne bileyim 100 yıl öncesine kadar benim ülkemi bir başka devlet böyle acımasızca sömürse ben tepkili olurdum herhalde. Tepkiden kastım ingilizlere tekme tokat girişmek değil elbette. Ama Hintliler inanılmaz şekilde ingiliz hayranı ve özentisi bir millet. Sömürülmek iliklerine kadar işlemiş sanki. Neyse kendime gelip devam edeyim. 42 metre uzunluğundaki bu anıt ingiliz mimar Edwin Lutyens tarafından tasarlanmış. İndian Gate’e sırtınızı döndüğünüzde önünüdeki yol Rajpath yani Kral Yolu. Yolun sonu ise Rashtrapati Bhavan Başkanlık Sarayı. 




İndian Gate



Raj Ghat


Yamuna Nehri kenarında bulunan Raj Ghat Mahatma Gandi’nin yakıldığı yer. Ortada siyah bir mermer ve Gandi’nin anısına sürekli yanan küçük bir ateş var. Bu alana çıkan yolda da sağlı sollu Mahatma’nın sözleri yer alıyor. Görülecek pek fazla bir şey olmadığından bence Delhi seyahatinizde burayı gözden çıkarabilirsiniz. 


Raj Ghat

Humayun Türbesi
Romantik Babürlülerden bize kalan bir eser de Humayun Türbesi. Babür İmparatoru Humayun’un anısına, dul eşi Bega Begüm tarafından 1565-1572 yılları arasında yaptırılmış görülmeye değer bir türbe. Evet Tac Mahal’den daha eski ve söylenene göre Tac Mahal'e esin kaynağı olmuş. Bu muhteşem yapı 1993 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmış. Türbe gerçekten de çok güzel, girişi ise 550INR.

Humayun Türbesine girmeden bahçede ilerlerken sağ tarafta turkuaz işlemeleri ile harika görünen bir türbe daha göreceksiniz. Burası Sur hanedanı kurucusu Sher Şah’ın soylularından İsa Khan’ın türbesi.




Türbeye girişte fıskiyeler ve kanallar göreceksiniz. Bu fıskiyelerden akan sular dar kanallardan geçerek tüm çevreyi dolaşıp doğal bir klima etkisi yaratıyormuş. 



Humayun Medresesi

Cuma Camii (Jama Masjid)
Şah Cihan’ın biz gezginlere bir başka hediyesi de Cuma Camii. Bunca yer gezdim Şah Cihan’ın üzerine başka hükümdar tanımıyorum. Bir kere sevdiğinin anısına Tac Mahal gibi bir şaheser yaratan, fırsatı olsa Tac Mahal’in karşısına kendisi için de siyah Tac Mahal yaptıracak kadar romantik, günümüze kadar bıraktığı eserlerin her zerresinden estetik akan zevk sahibi bir lider. 

Cuma Camii Eski Delhi tarafında yer alıyor. Dolayısıyla camiinin etrafındaki ara sokaklar oldukça bakımsız ve kirli. Hatta bir adım daha öteye gidip şunu da söyleyebilirim; bir önceki yazımda da bahsetmiştim, Cuma Camii çevresindeki müslüman mahalleleri benim Hindistan’da gördüğüm en kirli, en bakımsız yerler. Bu sebeple müslüman kardeşlerimi bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Sonuçta Hindistan gibi bir ülkede en kirli, en pis olabilmek ciddi bir başarı sayılır. Neyse konumuza geri dönecek olursak Cuma Camii Hindistan’ın en büyük camiisi olma özelliğini gösteriyor. 1658 yılında yapılmış. 25 bin kişilik kocaman bir avluya sahip. Burayı ziyaret edeceğiniz gün üstünüze başınıza ayrıca dikkat etmenizi öneririm. Hanımlar, yanınızda bir başörtüsü getirmeyi ihmal etmeyin. Erkekler için şortun diz altında olması yeterli deseler de uzun pantolon giyinmeniz daha iyi olur. Kısa giyinenler için girişte kirden formu değişmiş, rengi simsiyah olmuş uzun kıyafetler ve başörtüleri veriyorlar ama sonrasında bitlenir misiniz pirelenir misiniz artık orasını bilemem. Kılık kıyafet konusunda özellikle uyarıda bulunuyorum çünkü maalesef bu konu ile ilgili çok tatsız bir olay yaşadık. Eşimin şortu dizinin bayağı bir altındaydı. Girişteki görevli bu şekilde geçmesine izin verdi. İçeri girdiğimizde eşiminkinden daha kısa şort giyinmiş turistler olduğunu gördük. Ama ne hikmetse Camii personelinden yaşlı ve olabildiğince yobaz bir amca bize birden bire bağırmaya başladı. Sadece bağırsa iyi , ağzından tükürükler saça saça etraftakileri de galeyana getirdi. Bir yandan da elindeki bastonu bize doğru sallamaya başladı. Amca sağ olsun kaşla göz arasında linç edilmemiz için gayet uygun bir ortam yarattı. Ben hemen çıkarız diye düşünerek kapıya doğru yönelmiştim ki eşimin de ona bağırdığını gördüm. Allahtan amcayla birbirlerini anlamadılar da mesele çok uzamadı ama tadımız kaçtı bir kere. O gerginlikle ne gezdim ne gördüm pek anlamadım açıkçası. Cuma Camii’nin girişi ücretsiz, ancak içeride fotoğraf çekebilmek için 200 INR ödemeniz gerekiyor. 

Cuma Camii (görsel internetten alınmıştır, Wikipedia)

Kutub Minaresi (Qutub Minar)
Ve işte geldik finale, Hindistan’daki son durağımız ülkenin en eski camiisi olan Kutub Minaresi. Neden bilmiyorum burası için beklentim çok düşüktü, yıkık dökük bir kaç taş parçası göreceğimizi düşünmüştüm. Ama içeri adım atar atmaz böyle düşündüğüm için bildiğiniz kendimden utandım. Şu anki halimle Delhi’de kısıtlı vaktiniz olsa bile mutlaka programınıza eklemeniz gerektiğini şiddetle öneriyorum. Kutub Minaresi çok güzeldi ama sanırım ulusal Kutub Minaresi ziyaret gününe falan denk geldik çünkü inanılmaz kalabalıktı, adım atacak yer yoktu. Ya da Kutub Minaresi de her yer gibiydi ancak bizim Hindistan’da kalış süremiz uzadıkça tahammül sınırlarımız zorlanmaya başladı. İlk günler ilginç gelen o trafik, kaos ve kalabalık artık üstümüze gelmeye ve bizi yormaya başladı. Yani demem o ki tam zamanında döndük. Bir kaç gün daha kalsak iyice zorlanacaktık. Neyse dediğim gibi Kutub Minaresi Delhi’de kesinlikle atlanmaması gereken yerlerden biri. Girişi 600 INR.


Kutub Minaresi, müslümanların Delhi’deki son Hindu Kralını yenmesi şerefine 1193’de yapılmış. Minarenin yüksekliği 73 m. Tac Mahal yapılana kadar Hindistan’ın en yüksek yapısıymış. 





Minare aslında beş katlı, her katı belirlemek için de şerefeler yapılmış. Minarenin üzerindeki işçilik de harika.


Bollywood Show

Hint filmlerini, dizilerini sever misiniz? Evde yaşlı bir anneanne ya da babaanne varsa illa ki Hint dizilerine maruz kalmışsınızdır. Birbiriyle alakasız, mantıksız, sebep-sonuç ilişkisi gözetmeyen, kimi zaman saçmalıkta sınırları zorlayan konuları olan ancak oldukça renkli, birbirinden güzel müzikler ve danslar içeren şahsına münhasır film endüstrisi. Söylenene göre her yıl Hollywood’dan daha çok film çıkıyormuş burada. Eğer Hint danslarını müziklerini seviyorsanız bence kaçırmamanız gereken aktivitelerden biri de bu. Biz Bollywood Show’a Delhi’de gittik. Aslında bir çok gösteri var tercih edebileceğiniz ancak bunların en ünlüsü ve de en pahalısı The Kingdom of Dreams’da sergilenen Zangoora. Fiyatı ise 1199 INR den başlıyor. Show 1-1.5 saat kadar sürüyor. Meraklısına öneririm, ben izlerken çok zevk aldım. Bilet almak için buaya tıklayın.




The Kingdom of Dream

Gösteri saati yaklaştıkça The Kingdom of Dreams'in kapısında çok güzel gösteriler oluyor. 

The Kingdom of Dreams'in yanında bir şeyler yiyip içip dinlenebileceğiniz çok güzel bir alan var. Özellikle bütün gün Hindistan'ın korkunç sıcağında gezdikten sonra burası ilaç gibi geliyor.

İki bölüme ayırmış olduğum Hindistan yazımı artık burada noktalıyorum. Hindistan’a seyahat planlayanlar için öncelikle Hindistan hakkında genel bilgileri içeren yazımı okumalarını öneririm. (burayı tıklayarak okuyabilirsiniz) Hindistan’ın olumsuz yönleri yok mu? Tabii ki var. Ama sonuçta oraya yerleşmeye değil, nasıl yaşadıklarını görmeye, bize uzak olan bu kültürü bir nebze olsun tanımaya gidiyoruz. Hem Hindistan artık turiste alışkın bir ülke. Dolayısıyla rahat edebileceğiniz oteller, restoranlar neredeyse hemen her şehirde bulunuyor. Bir kaç noktaya dikkat ederek unutulmayacak bir geziye imza atıp, aydınlanmış bir şekilde dönebilirsiniz. Yani kısacası Hindistan’dan korkmayın, gidin ve tanımaya çalışın. İnanın pişman olmayacaksınız. Bir sonraki yazımda buluşuncaya kadar şimdilik hoşçakalın, pardon pardon namasteee….

Diğer Hindistan yazımı okumak için tık tık...