Sayfalar

7 Aralık 2018 Cuma

YARIM GÜNDE SİNGAPUR

Singapur'un kurucusu kabul edilen kral Sang Nila Utama, efsaneye göre adaya çıktığında siyah başlı, kızıl vücutlu ve oldukça güçlü olan aslandan çok etkilenir. Bu nedenle Singapur'un adı Malay dilinde Aslan anlamına gelen 'Singa' ve şehir anlamına gelen 'Pure'  kelimelerinden oluşuyor. 

Uzakdoğu seyahatimizin finali olan Singapur, eşimle uzakdoğu gezimizi planlarken fikir ayrılığı yaşadığımız tek nokta aynı zamanda. Şöyle ki; ben Singapur’a yarım günün asla yetmeyeceğini düşündüğümden uzakdoğu gezimizi Bangkok-Phuket şeklinde tamamlayıp Singapur’u hiç işin içine katmama niyetindeydim. Daha sonra geniş bir zamanda Singapur’a gideriz diye düşünüyordum. Eşim ise oraya kadar gitmişken, döviz kurları da tolere edebileceğimiz makul düzeylerdeyken ( ki bu kur konusundaki ileri görüşlülüğü nedeniyle kendisini ayrıca tebrik etmek istiyorum) Singapur’u mutlaka görmemiz gerektiği konusunda ısrarcıydı. Sonuç olarak İbrahim’in çabaları sonuç verdi ve yarım gün de olsa Singapur’u planımıza dahil ettik. Şimdi geriye dönüp baktığımda yine aynı şeyi düşünüyorum, Singapur’a yarım gün kesinlikle yeterli değil. Yani yarım gün içerisinde, yazımda da daha sonra bahsedeceğim, Singapur’u Singapur yapan temel şeyleri görebiliyorsunuz belki ama bazı şeyler de yarım kalıyor. Mesela ben bir gece de olsa (bu sefaletle daha fazlası da mümkün değil zaten) şu dünyaca ünlü otel Marina Bay Sands’ta kalıp sonsuzluk havuzunda yüzmek isterdim, ya da eğlencenin merkezi Sentosa Adasına gitmek isterdim. Bunları yapamadık ancak şehrin genel olarak havasını aldık. Bir kaç saat görmüş olsak da zenginliğine, düzenine, yeşiline, temizliğine hayran kaldık. Acaba bizi de buraya almazlar mı diye aklımızdan geçirdik, kendimizce bir takım hayaller kurduk, planlar yaptık. Sonra akşam oldu, rüya bitti ve havaalanının yolunu tutup paşa paşa evimize geri döndük. 

Yeşili ve düzeni ile insanı sinir eden Singapur


Singapur, 1965 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, yüzölçümü bizim İstanbul’un yarısı kadar olan bir şehir devleti. Muazzam bir planlamayla 6 milyon insanı bu küçücük alana sığdırmışlar. Şimdi diyeceksiniz ki; biz 20-25 milyon insanı İstanbul’a sığdırmışız, Singapur bunu yapınca niye marifet oluyor? Singapur’da durum bizdekinden farklı. Bir kere her yer cetvelle çizilmiş gibi düzenli, sokaklar tertemiz, her yer yemyeşil, trafik gayet düzenli, insanlar birbirine karşı inanılmaz saygılı. Yani bizde ne varsa Singapur’da tam tersi mevcut. Peki bunu nasıl sağlamışlar? Zaman zaman komikliğe varan tuhaf yasaklarla. Asansörde işemekten tutun da sokakta sakız çiğnemeye kadar hemen hemen her konuda bir yasak var. Singapur’daki bu yasak meselesinden başlı başına bir yazı çıkar aslında ama ben size dikkat etmeniz gereken bir iki tanesinden bahsedeyim; 
  • Ülkeye sakız sokmak, sokakta sakız çiğnemek yasak,
  • Ülkeye 1 paketten fazla sigara sokmak yasak (bunlar yasak olmasına rağmen Singapur’a girerken bizim çantamızda hem sakız hem de koca bir karton sigara vardı. Havaalanında ciddi bir arama yapmıyorlar ancak bunları sokak ortasında başkalarının gözüne sokar gibi kullandığınızda sorun oluyor sanırım),
  • Ülkeye uyuşturucu sokmanın ve kullanmanın cezası idam, aman dikkat!!
  • Yerlere çöp atmak yasak,
  • Sokakta gördüğünüz şirin kuşlara yem atmak yasak,
  • Akşam saat 22’den sonra 3’ten fazla insanın kamusal bir mekanda yan yana gelmesi yasak,
  • Eşcinsel ilişki konusunda inanılmaz katılar, temizinden 2 yıl cezası var.
  • Enteresan kokusu ile dillere destan olan Durian meyvesini metroda yemek yasak
  • Asansörlere işemek yasak. Sakın bir kereden bir şey olmaz, kimsenin haberi olmaz diye düşünmeyin çünkü asansörlerde çişe duyarlı sensörler bulunuyor. Siz çiş yaptığınızda sensör devreye giriyor ve polis gelene kadar sizi asansörde kilitliyor :))
Ve bu liste böyle uzayıp gidiyor. Dediğim gibi yasaklar kimi zaman komik olabiliyor ancak şu bir gerçek ki bu sayede Singapur inanılmaz düzenli, temiz ve güvenilir bir ülke halide gelmiş. Ne diyelim darısı başımıza…

Metrodaki yasaklar..

Singapur metroları bal dök yala temizliğinde,

Sokaklar da aynı şekilde..


Singapur halkının büyük çoğunluğunu Çinliler, Malaylar ve Hintliler oluşturuyor. Ülkede İngilizce, Çince, Malayca ve Tamilce olmak üzere 4 resmi dil var. Halkın çoğunluğu çinli olduğundan dolayı çince daha yaygın kullanılıyor ancak uzakdoğu aksanıyla da olsa herkes ingilizce bildiği için dil konusunda sıkıntı çekmiyorsunuz. 

Singapur

Singapur küçücük olmasına rağmen inanılmaz zengin bir ülke. Zenginliği etraftaki tiplerin aşırı düzgünlüğünden, herkesin son model garip cihazlarla çevrili bir şekilde gezmesinden, daha havalimanına adım atar atmaz hissediliyor zaten. Sonuçta Singapur uzakdoğunun en önemli, en işlek limanı. Ayrıca da en turistik noktalarından biri. Demek zamanında sistemlerini de düzgün kurmuşlar ki bugün kişi başına düşen milli gelir bakımından Singapur dünya 5. si olmayı başarmış. Halkının o kadar gözü tok ki Singapur’un ortasında cüzdanınızı unutsanız 2 saat sonra aynı yerde bulursunuz, kimse tenezzül edip almaz bile. Tabii bu zenginlik ve en basit yasak ihlalinde bile uygulanan ağır cezalar güvenliği de beraberinde getirmiş. Burası gördüğünüz göreceğiniz en güvenli ülkelerden biri. Şöyle diyeyim kurulduğu 1965 yılından bu yana ülkede sadece 4 cinayet işlenmiş. Şaka gibi değil mi??
Bu arada Singapur’un para birimi Singapur Doları(SD). Ülkeye giderken yanınıza aldığınız Euro ya da USD’yi havalimanından itibaren her yerde bulabileceğiniz exchange officelerden kolaylıkla SD’a çevirebilirsiniz. 

Singapur'da  bolca gökdelen göreceksiniz. Maalesef Türkiye'de fazlasıyla beton kirliliği yaşadığımız için bu durum haliyle hiç ilgimizi çekmedi. Ancak Singapur yeşile o kadar düşkün bir ülke ki bu koca beton yığınlarını bile bir şekilde yeşillendirmeyi başarmışlar.  

Singapur ekvatora yakınlığı nedeniyle tropikal iklim kuşağında yer alıyor. Yılın her dönemi sıcak ve nemli bir havası var. Ayrıca mevsimlere göre nem, ısı ve yağış değişimi çok az oluyor. Yani şu mevsim ya da şu ay Singapur için idealdir demek zor. Biz gezerken hava kapalıydı, güneş olmamasına rağmen sıcak ve nem bunaltıyordu. Bir de üstüne güneş eklense ne hale gelirdik tahmin bile edemiyorum. Yalnız Singapur’da gezerken çantanıza ince bir hırka atmayı unutmayın çünkü kapalı alanlada deli gibi çalışan klimalar insanı bir anda hasta edebiliyor. 

İstanbul’dan Singapur’a THY ya da Singapore Airlines ile direkt olarak uçabilirsiniz. Bunların dışında Emirates ve Qatar Airways gibi diğer havayolu şirketleri ile de Dubai ya da Doha aktarmalı ulaşmanız mümkün. Biz ise Phuket’ten Air Asia ile geçtik. Air Asia uzakdoğudaki low coast havayolu şirketlerinden biri. Dikkat etmeniz gereken nokta genellikle bilet fiyatlarına bagaj dahil olmuyor, bagaj dahil etmek için ayrıca ödeme yapmak gerekiyor. Bileti online alacaksanız bu duruma özellikle dikkat etmelisiniz, yoksa havalimanında kocaman valizlerinizle ortada kalabilirsiniz. 

Singapur İstanbul'dan direkt uçuşla yaklaşık 11 saat sürüyor. Zaman dilimi bizden 5 saat ileride. Singapur uçağında sizlere bir form dağıtılıyor, bu formu doldurup pasaport kontrolde görevliye gösteriyorsunuz. Singapur Türk vatandaşlarından 30 güne kadar olan turistik seyahatlerde vize istemiyor. Eskiden pasaport kontrol memurları hiç sorun çıkarmazlarmış ancak son yıllarda bölgemizde yaşanan sıkıntılı durumlar nedeniyle artık işi biraz daha sıkı tutuyorlar. Singapur’a giden bir çok arkadaşım ülkeye girerken sorun yaşamış, 1-2 saat süren ayrı bir güvenlik protokolünden geçirilmişler. Bu nedenle her seyahatte önerdiğimiz gibi dönüş biletinizi ve konaklama belgelerinizi mutlaka yanınızda bulundurun. Şansımıza bize denk gelen görevli gayet nazikti. Sadece ne zaman, hangi havayolu şirketi ile döneceğimizi sordu o kadar. 



Şehir içi ulaşım: Her zaman önerdiğimiz ‘şehri yürüyerek gezin’ felsefesi burada da aynen geçerli. Turistik noktalar birbirine yakın olduğundan şehrin büyük bir bölümünü rahatlıkla yürüyerek gezebilirsiniz. Ancak hava yürümenize engel olacak kadar bunaltıcıysa, tatlı bir muson yağmuruna yakalandıysanız, yorgunsanız ya da sadece tembelliğiniz tuttuysa panik yapmayın, başka alternatifleriniz de mevcut.
Singapur’da şehiriçi ulaşımın 3 ana yolu var; metro (yani MRT), otobüs ve taksi
Şehrin hemen her yerine ulaşım sağlayabileceğiniz, gayet güzel gelişmiş bir metro ağı var.  Metroya girdiğiniz anda biletinizi gişelerden ya da otomatik makinelerden alabilirsiniz. Bilet ücreti gideceğiniz mesafeye göre 1-2,5 SD arasında değişiklik gösteriyor. 

Singapur Metrosu 05.30-12.00 saatleri arasında çalışıyor. Bilet ücreti gideceğiniz mesafeye göre belirleniyor.


Singapur seyahatiniz boyunca metroyu sık kullanacaksanız tek kullanımlık biletler dışındaki seçenekleri değerlendirmenizi öneririz. Bu seçeneklerden biri Ez-Link ve NETS Flashpay gibi para yükleyerek kullanabileceğiniz kartlar. Bu kartlar havaalanı, metro istasyonları, otobüs durakları ve 7/11 mağazalarında satılıyor ve metronun yanında otobüslerde de kullanılabiliyor. Kartların fiyatları 12 SD. Bu fiyatın 5 SD’ını kart ücreti olarak alınıyor geri kalan 7 SD’ı ise seyahatinizde kullanabiliyorsunuz. Kartın içindeki para bittikçe doldurup tekrar kullanıyorsunuz. Detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.




Ez-Link ve NETS Flashpay, para yükleyerek kullanabileceğiniz kartlar. Havaalanı ve çeşitli istasyonlardan alabilirsiniz. 


Diğer bir seçenek ise otobüs ve metroda sınırsız kullanabileceğiniz Singapore Tourist Pass. 1 günlük kart 10 SD, 2 günlük kart 16 SD, 3 günlük kart ise 20 SD. Bu fiyatlara ayrıca 10 SD depozito ekleniyor, dönüşte kartınızı iade ettiğinizde ise depozitonuzu geri alabiliyorsunuz. Kartlar şehir içinde sınırsız ulaşım hakkı sağlıyor ancak Sentosa Adasına ulaşımı sağlayan Sentosa Express zaman zaman bu karta dahil olmayabiliyor. Alırken sormakta fayda var. Havaalanından ve çeşitli metro istasyonlarından kartı temin edebilirsiniz. Daha fazla bilgi için buraya tıklayın.




Singapore Tourist Pass, toplu taşımada sınırsız kullanabileceğiniz bir seçenek. 



Otobüslerle de şehrin birçok yerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Tek kullanımlık otobüs biletleri 4SD. Yine yukarıda bahsettiğim toplu taşıma kartları otobüslerde de geçerli. Son olarak bir uyarı; kartlarınızı toplu taşımaya hem binerken hem de inerken okutmanız gerektiğini unutmayın!!


Singapur'da hizmet veren bir çok taksi şirketi bulunuyor. Genel olarak taksimetreyi 3-3.70 SD'den açıyorlar. Gezdiğimiz diğer ülkelere kıyasla taksi fiyatlarının kabul edilebilir düzeyde olduğunu söyleyebilirim. 


Havaalanı- merkez ulaşımı:Singapur’un dillere destan havalimanı Changi merkeze yaklaşık 20 km uzaklıkta. Ulaşım için metro, taksi ya da otobüsü tercih edebilirsiniz. Biz hem ucuz hem de rahat olmasından dolayı metro’yu seçtik. Metro Terminal 2 ve Terminal 3’ten kalkıyor. THY Terminal 1’e iniş yaptığı için öncelikle terminal değiştirmeniz gerekiyor. Bunun için terminal çıkışında bulunan shuttle’ı ya da terminaller arası ücretsiz ring yapan treni kullanabilirsiniz (hangi terminale inerseniz inin ‘train to city’ tabelalarını takip ederseniz havalanı trenine ulaşırsınız) Terminal 2 ya da 3’ten metroya bindikten sonra dikkat etmeniz gereken nokta; Tanah Merah istasyonunda aktarma yapmak. Burada yaptığınız aktarmadan sonra şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Metro ile yolculuğunuz yaklaşık 30-35 dk sürer, cebinizden de 2-3 SD çıkar. 



Metroda bu makinelerden bilet alabilir ya da kartınıza dolum yapabilirsiniz. 

Singapur metrosu gayet lüks ve temiz. 


Taksi ile ulaşım sağlamak istiyorsanız havalimanı tüm terminallerinde bulunan taksi standlarına gitmelisiniz. Tayland’daki gibi taksicilerle pazarlık etmenize gerek yok çünkü tüm taksilerde aynı tarife geçerli. Yolculuk süreniz 20 dk, taksiyi kullandığınız saate göre ödeyeceğiniz para ise 20-35 SD arasında değişiyor.

Ototbüs Terminal 1,2 ve 3’ün en alt katından, Terminal 4’te ise 4B otoparkının yanından hareket ediyor. Yolculuk süresi yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Otobüs bileti 2 SD, ancak hemen uyaralım paranızı otobüse binmeden hazırlayın, çünkü otobüste fazla paranın üstü verilmiyor. Nakit paranın dışında EZ-Link kart ya da Singapore Tourist Pass’ı da kullanabilirsiniz. 



Singapur Changi Havalimanı Dünya’nın en iyi havalimanı ödülünü 14 yıl içinde 4 kez almış, yeryüzünde gördüğünüz görebileceğiniz en güzel havalimanı. Singapur yeşile olan düşkünlüğünü Cahngi’de de göstermiş. Koskoca havalimanını adeta botanik bir bahçe haline getirmişler. Changi Havalimanı özellikle aktarma yapan yolcular için birbirinden cazip seçenekler sunuyor. Alışveriş için birbirinden güzel mağazalar, masaj salonları, dinlenme alanları, sinema salonları, çocuklara özel eğlence alanları, birbirinden güzel bahçeler ve daha neler neler… Özellikle 1000’den fazla kelebek çeşidinin bulunduğu Kelebek Bahçesi, rengarenk orkidelerin bulunduğu Orkide Bahçesi, Kaktüs Bahçesi ve Ayçiçeği Bahçesi görülmeye değer yerler. Yine bunların dışında eğer aktarmanıza 5 saatten fazla vakit varsa yaklaşık 2,5 saat süren ücretsiz rehberli Singapur turuna katılabilirsiniz. İki türlü tur seçeneği mevcut. Bunlardan biri Çin Mahallesi, Little İndia ve Kampong Glam gibi kültürel çeşitliliğin olduğu noktaları gezdiren, günde 5 kez yapılan Heritage Tour. Diğeri ise Merlion Park, Marina bölgesi gibi Singapur’un daha modern ve turistik kısımlarını gezdiren, günde iki kez yapılan City Sights Tour. Daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Changi Havalimanı

Changi Havalimanında metroya girmeden hemen önce 'Baggage Storage' lar bulunuyor. Buralara bagajınızı emanet edip eliniz kolunuz boş, rahat bir şekilde gezebilirsiniz. 


Bagaj boyutunuza göre fiyatlar değişiklik gösteriyor. 


Gezimizi anlatmaya başlamadan önce Singapur’da sadece bir kaç saatliğine bulunan transit yolcular olduğumuzu hatırlatmak isterim. Tabii ki Singapur yarım güne sığmayacak kadar büyük ve dolu bir şehir. Yarım günde sadece Singapur denince akla ilk gelen ana noktaları gezip bitirebiliyorsunuz. Bu şehri tam anlamıyla gezebilmek için 2 gün yeterli bence, ancak işin içine bir de eğlence adası olan Sentosa’yı katacaksanız gezinize 1 gün daha eklemelisiniz. 

Daha önce de bahsettiğim gibi Singapur yeni bir devlet, dolayısıyla sokaklarından Avrupa’daki gibi buram buram tarih fışkırmasını beklemeyin. Gezdiğinizde daha çok yeni ve modern yapıların ön planda olduğunu göreceksiniz. Biz gezimize Singapur’un gece hayatıyla ünlü Clarke Quay bölgesinden başladık. Gece hayatıyla ünlü dedik ama biz gecesini değil gündüzünü görebildik maalesef. Ancak gündüz gözüyle gördüklerimiz gece buraların çok güzel ve hareketli olduğunu anlamamıza yetti. Gece hayatıyla çok işiniz olmasa bile nehir kenarındaki cafe, restoranlarda güzel vakit geçirebilirsiniz. Singapur’un neresinde olursanız olun ulaşımı da gayet kolay; Clarke Quay metro istasyonunda inmeniz yeterli. 


Arkamda gördüğünüz rengarenk alan Clarke Quay 


Clarke Quey sadece gece değil gündüzleri de çok güzel vakit geçireceğiniz bir yer.


Clarke Quey'de nehir kenarında birbirinden güzel cafe restoranlar bulunuyor. 

Taa Dünya'nın öteki ucunda, Singapur Clarke Quey'de Turkish Ice Cream görüp duygulandı bu gözler


Resimde gördüğünüz teknelerle nehir turu yapabilirsiniz. 


Bu resmi biraz büyütürseniz Singapore River Cruise'nin kalkış noktalarını ve güzergahını görebilirsiniz. Kabaca Clarke Quey - Marina bölgesi arasını gezdiriyor. Bilet fiyatları ise erişkinler için 25 SD, çocuklar için ise 15 SD. 


Clarke Quay’dan sonraki adresimiz meşhur Marina bölgesi. Clarke Quey’den Marina’ya yürüyerek 15-20 dakikada varabilirsiniz. Üstelik yürümesi  de çok zevkli bir yol. Ancak yine de toplu taşımayı tercih edecekseniz Singapur’un simgesi olan Merlion heykelinin bulunduğu Merlion Park için Raffles Place, hemen karşısında bulunan ünlü otel Marina Bay Sands için Bayfront metro durağında inmelisiniz. 

Clarke Quay- Marina arası, nehir kenarında gökdeleni bol, yürümesi zevkli bir yol. 

Yol boyunca karşınıza güzel şeyler çıkabilir. 





Marina bölgesinde kıyıda bulunan bu ilginç bina, Singapurluların uğruna yasaklar koydukları kokusu ile dillere destan Durian meyvesinin şeklinden esinlenerek yaptıkları Esplanade Tiyatrosu

Ve Singapur’un asıl olayı Marina bölgesi’ndeyiz. Buranın önemini metrekare başına düşen turist sayısından da anlayabilirsiniz. Burası gökdelen sayısının, lüksün ve zaten şehrin genelinde var olan zenginlik hissinin doruk noktasına ulaştığı yer. Şehrin simgesi olan başı aslan, gövdesi balık şeklindeki Merlion Heykelinin bulunduğu alan Merlion Park olarak geçiyor. Singapur’un kurucusu kabul edilen ve bu aslanımsı garip yaratığı adada gördüğü iddia edilen kral Sang Nila Utama’nın adaya ilk ayak bastığı yere Merlion Heykeli dikilmiş. Merlion her ne kadar Singapur’un simgesi olsa da etrafını saran kocaman gökdelenler nedeniyle biraz sönük duruyor bence. O devasa yapıların içinde minyatür gibi kalmış yani. 

Marina Bölgesi

Marina bölgesindeki bu dönme dolabın adı Singapore Flyer. Dünyanın en yüksek dönme dolaplarından biri. Ücreti 33 SDBuraya tıklayarak Singapore Flyer'daki aktivasyonları inceleyebilirsiniz. 

Singapur'un simgesi Merlion

Singapur denilince hemen herkesin aklına gelen ilk kare gökdelenlerin üzerine yerleştirilmiş gemi görüntüsü ile Marina Bay Sands Oteldir. Burası Singapur’a yolu düşen herkesin Sonsuzluk Havuzunda koca şehri ayakları altına alarak yüzme fantazisini gerçekleştirmek istediği yer. Biz maalesef en büyük pişmanlığımızı bu konuda yaşıyoruz. Ben oraya kadar giden herkesin eğer imkanı varsa bu otelde bir gece de olsa konaklaması gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde Singapur ile ilgili bir şeyler yarım kalıyor gibi. Marina Bay Sands için otel dedik ama burası sadece bir otel değil. AVM, casino, birbirinden güzel restoranlar, gösteri merkezleri ve müzesi ile tam bir kompleks. Marina Bay Sands Otelin ulaşımı da oldukça kolay. Daha önce de bahsettiğim gibi Bayfront metro durağında inmeniz yeterli. Metrodan çıktıktan sonra da her yerde Marina Bay Sands yönlendirmelerini göreceksiniz zaten. 

Marina Bay Sands Otel

Marina Bay Sands Otel

Marina Bay Sands Otelin önündeki köprü, insan DNA'sından ilham alınarak yapılan Helix Bridge. Köprünün özellikle gece aydınlatması harika. Yandaki beyaz renkli garip bina ise Art Science Museum. 



Size bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber şu ki; otel misafiri olmasanız da otelin en tepesinde (yani 57. katında) bulunan seyir terası Skypark’a çıkabilirsiniz. Skypark otel müşterilerine ücretsiz, otelde konaklamayanlar içinse 23 SD.  Özellikle turistin yoğun olduğu dönemlerde biletinizi gitmeden önce buraya tıklayarak online olarak almanızda fayda var. 

Sıra geldi kötü habere.. Otelin dillere destan ‘Infinity Pool’ yani ‘Sonsuzluk Havuzu’ nu sadece ve sadece otel müşterileri kullanabiliyor. Biliyorum çok üzüldünüz, içinizden kapitalist sisteme lanetler okudunuz ama gözyaşlarınızı içinize akıtın, metin olun. Maalesef yapacak bir şey yok..

Marina Bay Sands Otelin önündeki Waterfront Promenade alanında Pazar-Perşembe günleri arasında 20.00 ve 21.00’de. Cuma ve Cumartesi günleri ise 20.00, 21.00 ve 22.00’de ücretsiz olarak Spectra Işık ve Su Show’u izleyebilirsiniz. Show 15 dakika sürüyor. Bu showun bir benzerini daha önce Las Vegas’ta Bellagio Otelin önünde ve Dubai’de Burj Khalifa’nın önünde izlemiştik. Gerçekten de çok güzel oluyor, tavsiye ederiz. 



AVM’nin ve Marina Bay Sands Otelin içinden geçerek Gardens By the Bay’a doğru geçiyoruz. Hemen her yerde yönlendirici tabelalar olduğundan aradığınız yeri bulmakta zorlanmıyorsunuz açıkçası. Gardens By the Bay kendinizi Avatar dünyasındaymış hibi hissedebileceğiniz bir yer. Gördüğünüz görebileceğiniz en orijinal parklardan biri. Bu kocaman park Bay South Garden, Bay East Garden ve Bay Central Garden olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. Flower Dome ve Cloud Forest’ın bulunduğu dev seralar ve meşhur Supertrees yani süper ağaçlar Bay South Garden’da bulunuyor. Dolayısıyla biz de bu bölümü gezdik. 



Marina Bay Sands’tan Gardens By the Bay’a böyle yeşillikli bir yoldan geçiyorsunuz. 



Gardens By the Bay

Hani başlarken kendinizi Avatar filminde gibi hissedeceksiniz dedim ya, bunun sebebi tamamen insan üretimi olan devasa yapay ağaçlar. Bunlara Supertrees deniyor. Uzunlukları 25-50 metre arasında değişen bu ağaçların harika görselliklerinin yanında güneş ışığını ve yağmur sularını toplama, enerji üretme gibi çok önemli görevleri de var. Ayrıca her akşam 19.45 ve 20.45’te Garden Rhapsody adı verilen harika bir ışık gösterisi oluyor ki görmenizi tavsiye ederiz. Parkın bu bölümünün girişi ücretsiz. Ancak bu devasa ağaçlar arasında bulunan 128 metrelik yürüyüş yolu OCBC Skyway için 8 SD ödemelisiniz. Skyway 09.00-21.00 saatleri arasında açık. Skyway dışarıdan baktığımızda bize çok gereksiz geldi açıkçası, o yüzden çıkıp yürümedik. 



Supertrees

Supertrees gece görüntüleri de harika

OCBC Skyway


Gelelim Gardens By the Bay’ın kapalı mekanlarına. Yazının başında size parkta bulunan iki devasa seradan bahsetmiştim. İşte bunlardan biri Cloud Forest diğeri ise Flower Dome. İkisine birden giriş sağlayan bilet 28 SD. Bence zamanınız varsa ikisini de mutlaka gezip görmelisiniz çünkü dünyanın başka bir yerinde benzerlerini bulamayabilirsiniz. Cloud Forest içerisinde 42 metre yüksekliği ile dünyanın en büyük iç mekan şelalesi yer alıyor. Yürüyüş yolunu ya da asansörü kullanarak bu dağ gibi yapının tepesine de çıkabiliyorsunuz. Gerçekten de gezmesi inanılmaz zevkli, muhteşem bir yapı. Flower Dome ise daha çok Akdeniz ve benzeri iklimlere sahip bölgelerde yetişen bitkilerden oluşan devasa bir bahçe. Ben Cloud Forest’dan daha çok zevk alsam da ikisi de mutlaka görülmesi gereken çok güzel bahçeler. 

Cloud Mountain, dünyanın en büyük iç mekan şelalesi

Cloud Forest’taki yürüyüş yolunu kullanarak bu yapının en tepesine çıkabiliyorsunuz.

Cloud Forest

Bütün bitkiler masum değil, dikkatli olun parmağınızı kaptırmayın

Flower Dome

Flower Dome

Flower Dome içerisinde Pollen restoran cafe bulunuyor

Evet bizim yarım günlük hızlandırılmış Singapur gezimiz bu şekilde. Ancak daha önce de belirttiğim gibi Singapur en azından 2-3 tam günü hakeden bir şehir. Umarım faydalı olmuşumdur. Başka bir yazıda tekrar görüşmek ümidiyle..

Bangkok geri rehberi için buraya tıklayabilirsiniz.

1 Ağustos 2018 Çarşamba

BANGKOK GEZİ REHBERİ

Gri şehir Bangkok

Dünya’da birçok yeri gezmemize rağmen uzakdoğuya, özellikle de Tayland’a henüz adım atamamış olmak içimizde kanayan bir yara halini almıştı. Çünkü çevremizde gezip tozmayla hiç alakası olmayan insanların bile en az bir kez gidip gördüğü ve döndüklerinde de anlata anlata bitiremedikleri bir yerdi Tayland. Uzun zamandır aklımızda olmasına ve deli gibi de merak etmemize rağmen bir türlü fırsatını bulup gidemiyorduk. Ancak bu sene niyeti fena bozmuştuk, Uzakdoğu’ya ya gidecektik ya gidecektik, işte o kadar. Uzunca bir süre uygun uçak bileti bulabilmek için pusuya yattıktan sonra nihayetinde kovaladığımız fırsatı yakaladık ve 2018 Mart ayında Uzakdoğu’ya 1 haftalık harika bir tatil ayarladık. Tatilimizi 3 gün Bangkok, 3 gün Phuket, 1 gün de Singapur olacak şekilde böldük. 

Tayland hakkındaki hassasiyetimiz boşuna değil. Çünkü Tayland, turizm adına ne ararsanız fazlasıyla bulabileceğiniz bir yer. Bir kere Tayland’ın dünyaca ünlü el değmemiş tropikal adaları, sahilleri var. Anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir gece hayatı var. Budist inancından dolayı bize çok farklı gelen bir kültürü ve muhteşem tapınakları var. Bana çok hitap etmese de dünyaca ünlü bir mutfağı var. Neredeyse her köşe başında sudan ucuz fiyatlara saatlerce masaj yaptırabileceğiniz masaj salonları var. Alışveriş meraklıları için kocaman AVMleri var. Kısacası yeterli vaktiniz ve biraz da paranız varsa Tayland'da yapamayacağınız şey yok diyebiliriz.


Buddha

Bütün bunların dışında bizim için güzel olan bir şey daha var ki o da Tayland’ın Türklerden vize istememesi. Yalnız burada dikkat etmeniz gereken bir husus var; eğer Tayland’a havalimanından giriş yaptıysanız 30 gün, Vietnam, Kamboçya, Laos gibi çevre ülkelerden karayolu ile giriş yaptıysanız 15 gün serbest dolaşım hakkınız var. 


Tayland'a girerken uçakta dağıtılan bu belgeyi doldurmanız gerekiyor. Bu belgenin bir kısmını gümrük görevlisi alıyor. Size verilen bölümü sakın kaybetmeyin çünkü seyahatiniz boyunca yanınızda taşımanız gerekiyor. Yine ülkeden çıkarken de bazı gümrük memurları belgeyi görmek isteyebiliyorlar.

Tayland’a gitmeye karar verdiniz, peki ne zaman gitmelisiniz?? Tayland tropikal iklim kuşağında olduğundan yıllık ortalama sıcaklık 28-29 derecelerde seyrediyor. Yani aslında teorik olarak yılın her döneminde seyahat edilebilir gibi duruyor. Ancak Tayland Mart-Haziran arası aşırı sıcak ve nemli, Temmuz-Ekim arası ise aşırı yağışlı oluyor. Havanın serin, yağışın az olduğu, seyahate en elverişli dönem ise bizde kış mevsiminin yaşandığı Kasım-Şubat arası dönem. 

THY ile Tayland’a (Bangkok ve Phuket’e) direkt uçabilirsiniz. Doların  ve Euronun alıp başını gittiği şu günlerde maalesef uygun fiyatlı uçak bileti bulmak çok zor. Ancak bilet bakarken Emirates ve Qatar Airways seçeneklerini de değerlendirmenizi öneririm. Bu şirketler çoğu zaman THY’den daha uygun fiyat veriyorlar. 


Karmakarışık kablolarıyla Bangkok


Tayland’ın para birimi Baht. Giderken yanınızda USD ya da Euro götürürseniz hemen her yerde kolaylıla exchange yapabilirsiniz. Yalnız havaalanında kuru biraz daha yüksek tutuyorlar. Bu yüzden biz havaalanından merkeze gidebilecek kadar baht alıp gerisini merkezde çevirdik. Bangkok’da ve Phuket’te neredeyse her köşe başında exchange office bulunduğundan istediğiniz zaman istediğiniz miktarda çevrim yapabilirsiniz.

Tayland'ın başkenti Bangkok dünyanın en turistik şehirlerinden biri. İnsanları da turiste oldukça alışkın, size neyi nasıl pazarlamaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Oldukça da nazikler. Dillerinin farklılığı ise gözünüzü korkutmasın, tabelaların hepsinde ingilizce açıklamalar mevcut. Ayrıca ülkede hemen herkes anlaşabileceğiniz kadar ingilizce biliyor. Tayland genel olarak tek başına gidilebilecek güvenli bir ülke ama siz yine de kalabalık yerlerde gezerken çantanıza dikkat edin.  




Bangkok'un muhteşem tapınaklarından biri; Wat Arun



Tayland’da işinize çok yarayacağını düşündüğüm bir altın kuraldan bahsetmek istiyorum; pazarlık. Zaten biz Türkler pazarlık etme konusunda kendini gayet iyi geliştirmiş bir milletiz. Tayland bu konuda bütün hünerinizi göstereceğiniz yer olmalı. Evet Tayland’da pazarlık olmazsa olmazımız. Bu durum özellikle alışverişte ve taksilerde geçerli. Tayland’da hemen hiçbir taksici taksimetre açmaya yanaşmıyor, gideceğiniz yeri öğrenip kafalarına göre bir fiyat veriyorlar. Siz taksiye binmeden taksimetre açmaları konusunda ısrarcı olun, hatta birkaç taksiciye sorun. Taksimetre açanı illa ki buluyorsunuz. Ama ısrarlarınıza rağmen taksimetre açtıramıyorsanız o zaman fiyat konusunda sıkı bir pazarlığa girişin. Bu arada Tayland’da geçtiğiniz ücretli otoyolların ücretlerini de siz ödüyorsunuz. Genellikle bu yolları kullanmadan önce taksiciler sizi bilgilendiriyorlar. Az önce dediğim gibi pazarlık olayı alışveriş için de geçerli. İyi bir performansla fiyatı yarı yarıya indirebilirsiniz. 

Taylandlılar krallarını çok seviyorlar ve saygı duyuyorlar. Mağazalarda, sokaklarda kısacası her yerde krallarının resimleri var. 


Hazır taksilerden laf açılmışken Bangkok'ta şehir içi ulaşımdan bahsedelim;

-Bangkok’ta şehir içi ulaşım için birçok seçeneğiniz var. Seyahatimiz süresince bizim en çok kullandığımız Taksi oldu. Az önce de bahsettiğim gibi taksiye binmeden şoföre taksimetre açıp açmayacağını mutlaka sorun. Taksimetre 35 bahttan açılıyor, sonrasında ise km başına 5 baht yazıyor. Taksi genel olarak rahat ve ucuz bir ulaşım aracı Bangkok’ta. Taksiciler ise küçük bir turizm acentesi gibi. Turist olduğunuzu anladıkları anda size çeşit çeşit tur satmaya çalışıyorlar. Bu konuda gayet başarılılar da. 

-Tayland'a özgü en meşhur ulaşım aracı ise Tuk Tuklar. Tuk Tuk olayı tamamen turistik bir aktivasyon. Tuk tuk soförleri kısacık mesafelere bile oldukça fazla fiyat veriyorlar ve pazarlığa da yanaşmıyorlar. Tayland’a gelmişken eğlence olsun diye bir kere denenebilir ancak çok da gerekli bir şey değil. 

-Trafikte sıkça Motosiklet Taksileri göreceksiniz. Bunlar Bangkok’un o korkunç trafiğinde hızlı hareket edebildiklerinden daha çok yerel halk kısa mesafeler için kullanıyor.

- MRT ve BTS (yani Skytrain) olmak üzere gelişmiş bir metro sistemi var. Bangkok trafiğine hiç girmeden istediğiniz yere gidebilirsiniz. 

- Bütün bunların dışında otobüs, minibüs ve Chao Phraya nehrinde ulaşım sağlayan tekneleri de kullanabilirsiniz. 


BTS yani Skytrain şehrin üstünden gidiyor. Kimileri çok sevmiş bu durumu ama ben nedense şehri çok sıkıcı ve basık bir hale getirdiğini düşünüyorum. 




Bangkok'un meşhur Tuk Tukları




Şu fani hayatta bizim de Tuk Tuk'a binmişliğimiz var



Havaalanı- merkez ulaşımından bahsedelim. Eğer THY ile Türkiye’den direkt olarak uçuyorsanız, Bangkok’un ana havalimanı olan  Suvarnabhumi Havalimanı’na ineceksiniz. Burası şehir merkezine yaklaşık 25 km uzaklıkta. Havalimanından merkeze ulaşmanın bir çok yolu var;

  • Bunlardan en kolayı taksi. Taksiler merkeze ortalama 400 baht civarında gidiyor.
  • Bizim de tercih ettiğimiz diğer bir yol ise Otobüs. S1 otobüs hattı her yarım saatte bir 7 numaralı kapının önünden kalkıyor ve Suvarnabhumi’den direkt Khao San Road’a gidiyor, fiyatı ise 60 baht (ödemeyi otobüsün içinde yapıyorsunuz). Burayı tıklayarak daha detaylı inceleyebilirsiniz. Mesafe 25 km ama sağ olsun Bangkok trafiği İstanbuldakinden de beter olduğu için bu kısacık mesafe 1-1,5 saat falan sürüyor. 
  • Diğer bir seçenek raylı sistem. Havaalanının en alt katında bulunan raylı sistemi 06.00-24.00 saatleri arasında kullanabilirsiniz.  Burada City Line ve Express Line olmak üzere 2 ayrı hat bulunuyor. Bunlardan express olan biraz daha hızlı ulaşım sağlıyor. Bu yolu kullanacaksanız ya Makkasan istasyonunda Metro(MRT)’ya, ya da Phaya Thai istasyonunda Sky Traine(BTS) aktarma yapmak zorundasınız. Fiyat ise ortalama 150 baht civarı tutuyor. 


S1 otobüs hattı ile merkeze kolaylıkla ulaşabilirsiniz. 



Akşam saatine denk geldiğimiz Bangkok’un o korkunç trafiği ve aşırı sıcak nedeniyle kabus gibi geçen 1,5 saatlik yolculuk sonrasında nihayet otelimizin bulunduğu Khao San Road bölgesine geldik. Burada Bangkok’taki konaklama seçenekleri hakkında birşeyler yazmak istiyorum. Bangkok’ta konaklayabileceğiniz belli başlı birkaç bölge var;

Chao Phraya Nehri Çevresinde Bangkok’un en ünlü tapınakları bulunuyor. Buradaki oteller oldukça lüks ve pahalı. Dezavantajı raylı sisteme uzak olması. Toplu taşımada metro kullanacaksanız bu durum sorun oluşturabilir. 

Siam; için şehri kalbi diyebiliriz. Bangkok’un en büyük AVMleri burada bulunuyor. Siam bölgesi gece kurulan sokak pazarları ile de oldukça renkli ve hareketli. Sky Train yani BTS ile de istediğiniz yere oldukça rahat ulaşabilirsiniz.  Oteller çok lüks, fiyatlar yüksek.

Sukhumvit; gece hayatı ile ünlü Nana Plaza ve Soi Cowboy burada bulunuyor. Merkeze uzak ancak BTS ile ulaşım mevcut. 

Silom; alışveriş merkezleri ve ünlü gece pazarının bulunduğu bölge.


Khao San Road; bölgesi Grand Place, Wat Po, Wat Arun gibi Bangkok’ta mutlaka görmeniz gereken yerlere 15-20 dk yürüme mesafesinde bulunuyor. Ayrıca gece Khao San Road oldukça renkli ve hareketli. Yani nerede konaklarsanız konaklayın illa ki buraya uğrayacaksınız. Buradaki oteller diğer bölgelere göre daha mütevazi, fiyat bakımından da daha uygun. Buranın tek dezavantajı raylı sisteme uzaklığı. Ancak siz de bizim gibi şehir içi ulaşımda daha çok taksiyi kullanacaksanız bu durum çok da sorun oluşturmuyor. Biz, müslümanların işlettiği Nouvo City Hotel’de konakladık, 2 gece için kahvaltı dahil 136 euro ödedik. Otelin konumundan, temizliğinden, kahvaltısından ve personelinden çok memnun kaldık, herkese öneririz. 




Müslümanların işlettiği Nouvo City Hotel’den oldukça memnun kaldık.

Otelin temizliği ve kahvaltısı gayet güzeldi.

Otele yerleştiğimizde neredeyse saat akşam 9 olmuştu. Bu nedenle gezimize otelimizin yakınında bulunan ve Bangkok’a adım atmış her turistin mutlaka yolunun geçeceği Khao San Road ile başladık. Khao San Road gündüzleri herhangi bir cadde gibi sakin, sessiz. Ancak gece olduğu zaman buralar tam anlamıyla yıkılıyor. Cadde boyunca birçok gece klübü, bar, cafe, hediyelik eşya dükkanı, garip garip şeyler satan sokak satıcıları ve tabi Tayland’ın olmazsa olmazı masaj salonları bulunuyor.

Khao San Road'da her yer turist kaynıyor

Böcüklerle fotoğraf çektirmek 10 baht. Uzakdoğu’ya gelmeden önce Taylandlıların bunları yediğine dair bir duyum almıştık ancak koskoca Tayland’da bunları yiyen bir tane bile yerli görmedik. Bu böcükleri daha çok gittiği yerde kendini herşeyi denemek zorundaymış gibi hisseden turistler yiyor. 

Khao San Road'da sokağa karşı oturup birşeyler içerek ayak masajı yaptırmak çok meşhur. Biz de Bangkok'da hemen her fırsatta kendimizi masaj salonlarına attık. 


Bu masaj salonlarından en ünlüsü de "Charlie"


Charlie'nin fiyat tablosu bu şekilde. Gördüğünüz gibi fiyatlar gayet uygun.

Bangkok'taki ikinci günümüzü tapınak günü ilan ediyoruz. Bugün Bangkok'un en ünlü üç tapınağını gezeceğiz. Bu tapınaklar Bangkok'un ortasından geçen Chao Phraya Nehri çevresinde bulunuyor. Üçü de birbirine yürüme mesafesinde. Sadece Wat Arun'a geçerken tekne kullanmanız gerekiyor. 

Tapınaklar birbirine yürüme mesafesinde bulunuyor.

İlk durağımız Grand Palace. Hani her şehrin bir sembolü vardır ya, işte Bangkok'unki de Grand Palace. Burayı görmeden Bangkok'a gittim, gezgim diyemezsiniz. Aslında Grand Palace birçok binadan oluşan bir kompleks. Burası 150 yıl boyuca Tayland Kralına ve ailesine ev sahipliği yapmış. Günümüzde ise kraliyet düğünlerinde, cenazelerinde ve Budizm için önemli günlerde kullanılıyor. Girişi 500 Baht, zaten tapınaklar içerisinde girişi en pahalı olan da bu. Tapınakları ziyaret edeceğiniz gün kılığınıza kıyafetinize dikkat etmenizi öneririm. İçeriye öyle şortla askılıyla almıyorlar, bu konuda çok katılar. Bangkok’un bunaltıcı sıcağında uzun şeyler giymek sıkıcı gelebilir ancak en azından yanınızda kollarınızı bacaklarınızı kapatabileceğiniz bir şal, hırka falan götürebilirsiniz. Eğer o da yoksa tapınağa girişte uygun fiyata kirden rengi değişmiş, olabildiğince antihijyenik bir şal kiralayabilirsiniz.


Grand Palace


Grand Palace


Grand Palace oldukça ihtişamlı bir yer


Grand Palace Bangkok'da gördüğünüz görebileceğiniz en kalabalık yer. 


Grand Palace aslında bir kompleks dedik. Bu kompleks içinde de en çok ilgi gören yer ise Wat Phra Kaew yani Zümrüt Buda Tapınağı. Bu tapınak Bangkok’un en kutsal yeri olarak kabul edildiğinden kıyafetinizin düzgün olması burası için yeterli olmuyor, ayakkabılarınızı da çıkarmanız gerekiyor. İsterseniz ayakkabılarınızı tapınağın dışındaki raflara bırakabilirsiniz ancak biz o kalabalıkta kaybolma riskini göze alamayıp çantamızda getirdiğimiz poşette taşıdık. 

Zümrüt Budha Tapınağı

Aslında tapınağın içinde fotoğraf çekmek yasak ama ben gizliden bir tane çektim. Bu tapınağın bu kadar ünlü olmasının nedeni içindeki 13. yy’dan kalma The Emerald Buddha yani Zümrüt Budha Heykeli

Tapınağın tek ziyaretçileri turistler değil. Etrafta ibadet eden yerlileri ve tapınağa ziyaret düzenleyen öğrenci gruplarını görüyorsunuz. 

Sonuç olarak Grand Palace bizim Bangkok’da en çok beğendiğimiz yer oldu. Buranın Bangkok seyahatinde asla atlanmaması gereken bir nokta olduğunu düşünüyorum. Grand Palace oldukça büyük ve kalabalık bir yer olduğundan 2-3 saatinizi ayırmanız gerekiyor. 

Grand Palace’tan sonra 5-10 dk yürüme mesafesinde bulunan Wat Pho’ya geçiyoruz. Burası Bangkok’un en eski tapınağı. Taa 16. yy’ın başlarında inşa edilmiş. İçerisinde bulunan masaj okulu ise kimi kaynaklarda Tayland’ın ilk üniversitesi olarak geçiyor. (Bu masaj okulu hala hizmet veriyor. Burada Thai Masajı yaptırmanızı şiddetle öneririm). Wat Pho, içerisindeki yüksekliği 15 m, uzunluğu 46 m olan dev ‘Reclining Buddha’ yani ‘Yatan Buddha’ heykeli ile ünlü. Yalnız heykel o kadar büyük ki tek bir açıdan fotoğraflamak mümkün değil, şekilden şekile girmeniz gerekiyor. Tabii bazı noktalarda selfi çekebilmeniz için sıra beklemeniz de gerekebilir. Wat Pho tapınağının girişi 100 Baht

Wat Pho





Yatan Buddha Heykeli




Burada tam çekememişim ama Yatan Buddha Heykelinin özellikle ayak kısmındaki sedef oymalar çok güzel

Wat Pho tapınağında bulunan bu 108 adet kaseye yine tapınaktan 20 baht vererek aldığınız paraları attığınızda dileğinizin gerçekleşeceğine inanılıyor. 

Buraya 20 baht atarak paralarınızı alıyorsunuz. Yalnız benim aldığımda 108 kaseye yetecek para yoktu. Sanırım dünya barışı için tutmuş olduğum dilek gerçekleşmeyecek :p



Wat pho




Wat Pho sadece Yatan Buddha Heykelinden ibaret değil. Yani heykeli gördükten sonra Wat Pho bitti değip çekip gitmeyin. Buranın insana huzur veren harika bir bahçesi var, mutlaka gezin.


Wat Pho’dan sonra Chao Praya Nehrinin karşı kıyısında bütün ihtişamıyla duran Wat Arun’da sıra. Buraya geçmek için Wat Pho’nun hemen aşağısındaki Tha Tian feribot iskelesine gidip oradan eski püskü bir tekne ile karşıya geçmeniz gerekiyor (bilet fiyatı kişi başı 4 baht). Tayland’da Avrupa ya da Amerikadaki gibi öyle çok lüks, hijyenik ya da güvenli seyahatler beklemeyin. Mesela Avrupa’da olsak böyle her yanı açık bir teknede kimsenin ayakta durmasına izin verilmez, kemer varsa zorla bağlatırlar, tekne kalkmadan ya da kıyıya yanaşmadan önce 40 tane anons yapılır falan. Burada öyle değil, herşey olabildiğince akışına bırakılmış. Biz teknede oturmuş kalkmasını beklerken yaşlıca bir amca tekneye binmeye çalıştı. Tam o esnada hiçbir anons ya da uyarı yapılmadan tekne hareket etmeye başlayınca amca kendini elindeki sebzelerle Chao Praya Nehrinin kirli sularında buldu. Yalnız kaptanımız bu duruma o kadar duyarsızdı ki dönüp arkasına bakmadı bile. İskeledekiler zar zor amcayı nehirden çıkardılar. İşin ilginç tarafı amca da sanki hiçbir şey olmamış gibi sırılsıklam bir vaziyette diğer tekneyi beklemeye devam etti. Hiç bir tepki vermedi. Özetle söylemek istediğim Bangkok’ta bu tür yerlerde dikkatli olun. Neyse biz Wat Arun'a geri dönelim Az önce Grand Palace için Bangkok’ta en beğendiğimiz yer demiştim ama şimdi şöyle bir düşününce bu söylediğimden çok da emin olamadım. Çünkü tapınakların hepsi de birbirinden güzel. Wat Arun, merkezinde 82 metre yüksekliğinde bir kule ve etrafında ‘Praang’ adı verilen 4 küçük kuleden oluşuyor. Wat Arun’un seramikle kaplı dış yüzeyi tek kelime ile mükemmel duruyor. Normal şartlarda tapınağın tepesine çıkılabiliyor ancak bizim orada olduğumuz dönem belli bir noktadan sonrası kapalıydı. Tapınağın girişi 50 Baht.



Wat Pho’nun hemen aşağısındaki pasajdan geçip iskeleye gidiyorsunuz.





Tayland’a kadar gelip de birbirinden değişik tropikal meyvelerinden tatmamak ayıp olur. 




Ananas yiyerekten karşı kıyıdaki Wat Arun’a geçiyoruz. 

Wat Arun; Şafak Tapınağı anlamına geliyor

Wat Arun

Yazımın başında da dediğim gibi Bangkok’da sayısız tapınak var, bunların hepsi de birbirinden güzel. Ancak Bangkok dendiğinde bu üçünü mutlaka görmeniz gerekiyor. Geri kalanlarını ise zamanınız elverdiğince gezi listenize ekleyebilirsiniz. 

Bangkok’un üç önemli tapınağını gezdikten sonra gökdelen cenneti Siam Center’a geçiyoruz. Burası Bangkok’daki devasa lüks AVM’lerin topluca bulunduğu bölge. Şehrin en lüks AVM’si Siam Paragon. Buraya daha çok zengin Taylar ve bizim gibi meraklı ancak parasız turistler takılıyor. En üst katında Rolls-Royce’un Maserati’nin bile mağazaları vardı düşünün artık. Bunun dışında Siam Center, Siam Discovery, MBK Center, Central World, Terminal 21 gibi AVM’leri de gezebilirsiniz. Bazı AVM’ler arasında geçişler de bulunuyor. Alışveriş canavarıysanız burada bol zaman geçireceksiniz demektir. 

MBK Center, Bangkok’un ilk AVMlerinden. Burası giyimden elektroniğe kadar aradığınız her şeyi diğer yerlere göre daha uygun fiyatlara bulabileceğiniz bir yer. Oldukça da büyük. Gitmeden okuduğum yazılarda özellikle telefon ya da tablet gibi şeylerde fiyatların burada daha uygun olduğu yazıyordu. Bangkok geneline göre fiyatların daha uygun olduğu doğru ama o günkü kurla hesapladığımızda Türkiye fiyatları ile çok fark göremediğimizden biz almayı tercih etmedik. 

Terminal 21 değişik konsepti ile gezmekten zevk alabileceğiniz AVM’lerden biri. Burada her bir katı farklı bir şehir konsepti ile döşemişler. Bir kat da İstanbul konseptinde. Çok şart değil ama önünden geçiyorsanız girilip görülebilir. 

Böyle üst geçit gibi bir yerden AVMler arasında geçiş yapabiliyorsunuz.

Siam Center sadece lüks AVM’lerden ibaret değil. Her yerde ama her yerde sokak satıcıları var. Buralarda cinsel gücü arttıran ilaçlardan, ne olduğunu çözemediğimiz ağır kokulu yiyeceklere kadar her şey satılıyor. 

Bangkok’un her yerini istila etmiş sokak satıcıları. Şehrin zaten sıcak, nemli, bunaltıcı bir havası var. Bir de üstüne sokak satıcılarının ağır soya yağlı kızartma kokusu bindiğinde dayanılmaz olabiliyor. 



İyi bir gezgin olup gün boyu tapınakları gezerek kültür turumuzu tamamladık, sonrasında birşey alamasak da alışveriş moduna geçtik. E saat de bayağı bir ilerlediğine göre artık yavaş yavaş Bangkok’un efsanelere konu olan ünlü gece hayatına akabiliriz. Yalnız baştan söyleyeyim sakin ve uslu hayat süren devlet memuru bir çift olarak gece hayatına çok da bir ilgimiz yok. Bu gezimiz tamamen turistik. O nedenle çok detaylı bilgi veremiyorum çünkü ben de detayını bilmiyorum. Bizimki sadece Bangkok’a gitmişken gece hayatını da gördük, bir fikir sahibi olduk durumu. Bangkok’ta gece hayatının iki önemli merkezi var; Nana Plaza ve Soi Cowboy. Her ikisi de Sukhumvit Caddesi üzerinde bulunuyor. Gözünüzün önüne bir pasaj getirin. Ancak bu pasajda mağazalar yerine bangır bangır müzikleriyle, neon ışıklarıyla gece klüpleri, go go barlar, publar falan bulunuyor. İçeride üzerlerinde numara taşıyan güzel uzakdoğulu kızlar var. Bunların dışında sırf sex yapabilmek için üşenmeyip Avrupa’dan ve Amerika’dan gelmiş, çocukları yaşlarındaki kızlarla kol kola el ele gezinen orta yaş üstü bir sürü erkek var. İşte Nana Plaza ve Soi Cowboy dedikleri yer böyle. Daha önce gece hayatının ve sex turizminin ön planda olduğu şehirler görmüştük. Ancak ne yalan söyleyeyim küçücük kızları koskocaman adamlarla elele görmek biraz midemi bulandırdı. Az önce de söylediğim gibi Bangkok gece hayatı konusunda fikir edinmek için bu pasajlara şöyle bir tur atıp çıkabilirsiniz. 




Nana Plaza



Soi Cowboy

Sıra Bangkok’daki son günümüze geldi. Bugünün ilk durağı dünyanın en büyük pazarı olan Chatuchak Weekend Market. Pazar haftasonları 09.00-18.00 saatleri arası açık. Burası aklınıza gelen herşeyi bulabileceğiniz devasa bir pazar. Zaten uygun olan fiyatları pazarlıkla daha da uygun hale getirebilirsiniz. Özellikle hediyelik eşya alışverişinizi buraya saklamanızı tavsiye ederim. Pazar çok büyük olduğundan sadece gezseniz bile en az 2-3 saatiniz gidiyor. Buraya metro ile ulaşım da çok kolay. BTS ile Mo Chit istasyonunda, MRT ile Chatuchak Park istasyonunda inmelisiniz.


Chatuchak Weekend Market. Pazar çok büyük olduğundan girişte harita almayı unutmayın





Chatuchak Weekend Market





Chatuchak’ta inanılmaz bir kalabalık var



Chatuchak Market’te yaklaşık 3 saat kadar gezip hediyelik eşyalarımızı aldıktan sonra taksi ile Bangkok’un ünlü mekanlarından Asiatique’e geliyoruz. (Biz buraya taksi ile gelmeyi tercih ettik. Ancak BTS ile Saphan Taksin İstasyonunda inerseniz buradaki iskeleden, saat 16.00’dan gece yarısına kadar ücretsiz hizmet veren tekneler ile Asiatique’e gelmeniz mümkün. Bence ulaşım için bu seçeneği tercih edin. Çünkü bu yol ile Chao Phraya Nehrinde tekne turunu da aradan çıkartmış olursunuz:p ) Aslında Bangkok’a geldiğimiz ilk gün otele yerleşir yerleşmez buraya gelmeyi planlamıştık ancak Bangkok trafiğinin azizliğine uğrayıp otele çok geç girince planımızda ufak bir değişiklik yapmak zorunda kaldık. Chao Phraya nehrinin yanına kurulmuş olan Asiatique için birbirinden ünlü markaların mağazalarını, lüks restoranları, gece klüplerini, eğlence mekanlarını barındıran kocaman bir gece pazarı diyebiliriz. Fakat fiyatlar diğer gece pazarlarına göre biraz daha pahalı. Gündüz de belli bir saatten sonra açık olmasına rağmen buranın asıl olayı gece başlıyor. Bu yüzden burayı bizim gibi gün ortasında değil de mutlaka gece ziyaret edin. 


Asiatique’de 60 metre yüksekliğinde kocaman bir dönme dolap bulunuyor. Buranın tepesinden harika Bangkok fotoğrafları çekilebilir. Fiyatı 400 baht.




Asiatique



Bizim Bangkok’da 2,5 güne sığdırdığımız gezi planımız bu şekilde. Aslına bakarsanız bu şehri gezmeye 2 değil 20 gün de yetmez. Başta da söylediğim gbi Bangkok o kadar turistlere yönelik bir şehir ki yapılacak şeyler bir türlü bitmiyor. Ancak bu anlattıklarımız Bangkok’un olmazsa olmazları. Eğer 1 gün daha vaktimiz olsaydı bu plana şehrin 1,5 saat kadar dışında bulunan Floating Market yani Yüzen Çarşıyı da ekleyebilirdim. Ancak hem zamanımız olmadı hem de daha önce giden arkadaşlarımdan dinlediğim kadarıyla bu gezi biraz fazla turistik geldi. Ancak bir daha yolum düşerse kesinlikle gitmeyi düşünüyorum. Bu arada Bangkok’da taksi kullanırsanız hemen her taksicinin size Yüzen Çarşı gezisi ayarlamaya çalıştığını göreceksiniz. Eğer anlaşırsanız taksici gelip sizi otelden alıyor, siz orada gezinizi tamamlıyorsunuz sonra da sizi tekrar otele bırakıyor. Pazarlık da yapıyorlar. 



Bangkok ile ilgili her şeyi anlattım ancak ne yedik ne içtik ona hiç değinmedim. Thai mutfağı dünyada önemli bir yere sahip, seveni çok. Ancak kullandıkları yağ ve soslar çok ağır geldiğinden biz maalesef pek beğenemedik. İlk gün akşam yemeğini otelimize yakın olan Tripadvisor’da da ilk sıralarda yer alan İtalyan restoranı Ranee’s de yedik. Vejeteryan pizza ve pesto soslu spagetti istedik. Ancak bunlar daha önce yediklerimizden farklıydı. Bangkok sokaklarına hakim olan o ağır koku bu yemeklerde de vardı. Yani sanırım biz pizza ve spagettinin Thai mutfağınca yorumlanmış halini yedik. Daha doğrusu tam yiyemedik. Neyse Allah Mc Donalds’a zeval vermesin. 




Adres; 15 Trok Mayom,Chakkrapong RoadBangkok 10200


Ancak siz bu dediklerime çok takılmayın. Thai mutfağını beğenen de çok.

Eğer isterseniz lokal takılıp sokak satıcılarından da birşeyler alıp yiyebilirsiniz. Ancak burada satılan şeyler hem öyle çok iştah açıcı gelmedi hem de o yemekleri hazırlayanların elleri ayakları pek bir kirliydi sanki. Bunun dışında deneyebildiğiniz kadar çok tropikal meyve denemenizi öneririm. 

Bangkok için bizden bu kadar. Umarım okuduklarınız işinize yarar. Phuket yazımızda görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın. 

Aklınıza takılanlar için bana gulayden@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.